3 ile 12 aylık arası buzağı dana düvelerimizi satılığa çıkarttık. İsteyen toplu ya da seçmece alabilir. Şu an elimizde 15 erkek 17 adet dişi satılık danamız var. Yer Adıyaman merkez.
Adyaman’da Kendi çiftliğimizde, yutdışından ithal ettiğimiz yüksek verimli SİMENTAL ineklerimizin 3 ile 12 aylık yarıyarıya erkek-dişi karışık 32 adet buzağı/danalarımızı satıyoruz.
7 adet 11-12 aylık fiyat 4300 tl,
9 adet 9 aylık 4000 tl,
3 adet 8 aylık 3750 tl,
3 adet 6 aylık 3000 tl,
10 adet 3-5 aylık 2500 tl.
Hepsi toptan 108 bin tl. Karışık, seçmece olabilir, fiyat farklı olur tabi.
Tel: 0536 373 26 69-0535 966 03 90
Anadolu köy peyniri, hem keçi-koyun sütünden hem de inek sütünden yapılabiliyor. Alışanlar koyun peynirini tercih ediyorlar. İnek peyniri de güzeldir hatta herkesin zevkle tüketeceği peynirdir. Bu peynirin özelliği yağı alınmamış olması ve kaynar suyla yıkandıktan sonra tuzlandığı için bozulmadan uzun süre dayanabilmesidir.
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde (özellikle G.Antep, Ş.Urfa, Diyarbakır,Adıyaman, Malatya, Mardin, Elazığ, Erzincan illerinde) sıkça yapılıp tüketilen bir peynir çeşididir.
Not: Resimler ‘Ayçanın Yeri’ adlı siteden alıntıdır.
HAYVANLARDA YAŞ ve KİLO TESPİTİ
A) SIĞIRLARDA YAS TAYİNİ
Buzağıların doğum kayıtlarının tutulmadığı koşullarda sığırın yaşını tahmin etmek için değişik metotlar kullanılmaktadır. Sığırın dış görünüşü, boynuzların durumu ve dişlerin durumu yaş tahmininde bize yardımcı olmaktadır.
Sığırlarda üst çenede 12 azı dişi vardır, kesici diş bulunmaz. Alt çenede ise 12 azı dişi ve 8 tane kesici diş, olmak üzere 20 tane diş bulunur. Ergin bir sığırın ağzında 32 diş bulunur. Sığırın kesici dişlerinin durumu incelenerek sığırın yaşı tayin edilebilir. Dişler önce süt dişi (geçici) olarak çıkar sonra bu süt dişleri düşerek yerine kalıcı dişler çıkar.
1 aylık buzağılarda diş etleri çekilmiş ve bütün dişler iyice görünür hale gelmiştir.
1,5 yaşına giren hayvanlarda geçici ön kesiciler düşmek üzeredir veya düşmüştür.
2 yaşına ulaşan hayvanlarda kalıcı ön kesiciler tamamen büyümüştür.
2,5 yaşına giren hayvanlarda geçici birinci orta kesiciler düşmek üzeredir veya düşmüştür.
3 yaşına ulaşan hayvanlarda kalıcı birinci orta kesiciler tamamen büyümüştür.
3,5 yaşına giren hayvanlarda geçici ikinci orta kesiciler düşmek üzeredir veya düşmüştür.
4 yaşına ulaşan hayvanlarda kalıcı ikinci orta kesiciler tamamen büyümüştür.
4,5 yaşına giren hayvanlarda geçici son kesiciler düşmek üzeredir veya düşmüştür.
5 yaşına ulaşan hayvanlarda kalıcı son kesicilerde tamamen büyümüştür.
Sığırlarda 6 yaşına kadar dişlere bakarak güvenilir bir şekilde yaş tayini yapmak mümkündür. 6 yaşında sonra dişlerle yaş tayini yapmak çok güvenilir sonuçlar vermez.
B) BESİ PERFORMANSI
Besi döneminde hayvanların 1 kg canlı ağırlık artışı için ne kadar yem tükettiğinin saptanması ile ölçülür. İşletmemizde kantar varsa problem yok. Eğer yoksa o zaman göğüs çevresini ölçerek hayvanların ağırlıklarını tahmin yöntemini kullanabiliriz. Bu yöntem bize az çok hayvanların besi durumları hakkında fikir verecektir. Besiye aldığımız hayvanları belli periyotlarda örneğin ayda bir ağırlıklarını ölçmeliyiz ki besi tutmayanları boşa beslemeyelim.
Böyle bir ölçüm için hayvanın dört ayak üstüne ayakta durması ve başının normal pozisyonda olması sağlanmalıdır.
GÖĞÜS ÇEVRESİNDEN CANLI AĞIRLIK TAHMİN TABLOSU
Kaynak : Bekir ULUBAS’ın “Pratik Sığırcılık” kitabından alıntıdır
ET ve BALIK KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Adres:OĞUZLAR MAHALLESİ CEYHUN ATIF KANSU CADDESİ 1370. SOKAK (ESKİ 56. SOK.) NO: 10 BALGAT/ ANKARA • Tel: 0(312) 284 36 70 • Faks: 0(312) 286 37 02
SÜT İNEKLERİNİN BESLENME PROGRAMLARI
Hayvancılıktan para kazanmanın yolu dengeli ve ucuz beslemeden geçer. Süt sığırcılığında besleme çok önemlidir. Beslemeye ve yemlemeye ayrılan para toplam masrafların % 60-70’ini oluşturur. Aynı zamanda besleme süt verimini ve kalitesini etkiler. Holsten vb. kültür ırkları belli bir verim yönünde geliştirildikleri için yetersiz beslemeye şiddetli tepki gösterirler. Örneğin küçük bir stres veya besleme hataları hayvanların verimlerini büyük oranda etkiler.
Hayvanların hayati fonksiyonlarını sürdürmeleri, verimde bulunmaları, çoğalmaları ve sağlıklarını korumaları için ihtiyaçları olan besin maddelerini yemlerle almaları gerekir. Besin maddelerinin bazıları vücutta yapıtaşı olarak iş görür.(yağlı tohum küspeleri, baklagiller, mineral katkıları) Bazıları enerji kaynağı olarak iş görür.(tahıl taneleri, melas, yağ v.b.) Bazıları da hayati fonksiyonları düzenleyen anahtarlar olarak görev yaparlar.(vitamin ve mineral katkıları)
Yem maddeleri farklı besin maddelerini farklı miktarlarda içerdiklerinden ancak uygun şekilde karıştırılırsa hayvanlar dengeli beslenebilir.
Yemleri iki ana gruba ayırabiliriz.
1-Kaba yemler: lif bakımından zengin fakat besin maddelerince fakir(kuru otlar, samanlar, çayır mera otları,posalar, silajlar)
2-Yoğun yada kuvvetli yemler: lif bakımından fakir besin maddeleri veya enerji bakımından zengin(fabrika yemleri, tahıl taneleri, yağlı tohum küspeleri, yağ, melas, değirmen yan ürünleri)
İyi Besleme=Yüksek Verim+Sağlıklı Hayvan+Az Ölüm
Süt inekleri aldıkları besin maddelerini ;Önce hayatsal faaliyetlerde,Vücut sıcaklığının korunmasında,Büyüme ve gelişmede,Anne karnındaki yavrunun gelişmesinde,Süt yapımında kullanırlar.
Dengeli Besleme=Önce yaşama payı için gerekli besin maddeler+Verim için gerekli besin maddeler(süt, et, yavru vb.)
Süt ineklerinin yaşama payı ihtiyaçları çiftlik içinde yetişen veya dışarıdan satın alınan kaba yemlerle, verim payı ihtiyaçlarını da kesif karma yemlerle karşılanır. Yalnız kaba yemlerle yüksek süt verimli hayvanların besin madde ihtiyaçlarını karşılamak mümkün değildir. Kaba yem dışında hayvana verdiği her 2.0-2.5 kgsüt için1 kgkesif süt yemi verilmelidir.
SAĞMAL İNEKLERİ BESLEME VE YEMLEME:
Sağmal ineklere uygulanabilecek iyi bir besleme şu esaslara dayanmalıdır.
1- Süt ırkı sağmal ineklerin enerjiye, proteine, life, mineral ve vitaminlere ihtiyacı vardır.İneklerin tüm besin madde ihtiyaçlarını karşılayan ve en ucuza mal edilen yem reçeteleri hazırlanmalıdır.İneklerin; yaşı, gebelik durumu, kaçıncı doğumunu yaptığı, ne kadar süt verdiği belirlendikten sonra durumuna göre ihtiyacı olan besin maddelerinin hayvana verilmesi gerekmektedir.
Bir ineğin tüketeceği kaba ve kesif yemlerdeki toplam kuru madde miktarı hayvanın canlı ağırlığının %2-3’ü kadar olmalıdır. Örneğin500 kgcanlı ağırlığı olan bir ineğe günde 10-15 kgkuru madde içeren kaba ve kesif yem verilmelidir. Genel olarak bunun yarısı kaba, yarısı kesif yem olmalıdır. Bu ineğe verilecek yem miktarı ile kaba ve kesif yem oranları ineğin kuruda ve ya sağılıp sağılmadığına göre ayarlanır. İnek kuruda ise günde10 kgkuru madde içeren yem yeterlidir. Bunun 6 kg’ı kaba yemle, 4 kg’ı ise kesif yemle karşılanmalıdır. İnek sağılıyorsa günde15 kgkuru madde içeren yem verilmelidir. Bunun da 8 kg’ı kaba yemle, 7 kg’ı ise kesif yemle karşılanmalıdır.
2- Her inek verdiği verdiği süt miktarına göre ayrı ayrı yemlenmelidir.
3-Yeteri kadar kaliteli kaba yem verilmelidir. Kaba ve kesif yem oranı ineğin içinde bulunduğu döneme bağlı olarak40/60 veya 60/40 oranlarında olmalı ve en az verilen yemlerin 1/3 baklagil yem bitkilerinden oluşmalıdır.
4-Yemlerde çürüme, kızışma, ince öğütme, ince öğütülmüş silaj, kaba yem için peletleme uygun değildir.(Silaj 5-6 cm den daha kısa doğranmamalı)
5-Kaba ve kesif yemler günde en az 2 öğünde ve her gün aynı saatte yemleme yapılmalıdır.
6-Kaba yemden kesif yeme, kuru yemden yeşil yeme, ahırdan meraya kademeli geçiş sağlanmalı
7- kesif yemleri öğütme, kabaca kırma veya ezme, pelet şeklinde verilebilir
8- Kesif yemleri haşlama, buhardan geçirme, kavurma süt yağını düşürür.
9- Kaba ve kesif yemler karıştırılarak verilebilir.
10-Sabah erkenden çiğ kalkmadan meraya salınan veya yoğun baklagillerle beslenen hayvanlarda şişmeler meydana gelir. Bunu önlemek için meraya çıkarmadan önce hayvanlara bir miktar kuru ot verilmelidir.
11- Kabızlık sağmal ineklerde kış döneminde çok sık rastlanan bir sorundur. Kabızlığı önlemek için (Silaj varsa sorun yok) kepek, keten tohumu küspesi, melas, peynir suyu verilebilir. Baklagil otu yoksa silaj, taze ot, hububat hasılları gibi suca zengin yemler verilmelidir.
12- Süt sığırları için +25ºC üzerindeki sıcaklar(Kritik düzey) verimlerde düşmelere neden olur.
Bölgemizdeki sıcak havalardan hayvanların etkilenmemesi için birtakım önlemler alınmalıdır.
içebilecekleri kadar bol ve serin su ve suluk sağlanmalı,Lezzetli yemler tercih edilmeli (kepek, kuru pancar posası, arpa vb.)Gölgelik ve sundurmalar yaparak sıcak saatlerde hayvanların veya bu gölgeliklerin üzerine su püskürtülebilir.Tuz ihtiyacının günlük karşılanması gerekir. Çünkü hayvanlar günlük ihtiyacı kadarını kullanıp fazlasını dışarı atıyorlar.Süt ineklerinin besin ihtiyacı süt verme dönemine ve gebeliğe göre değişir. 10 aylık süt verme dönemi boyunca hayvanın süt verimi, yem tüketimi ve canlı ağırlığındaki değişim farklıdır. Beslemede tüm bu değişimler dikkate alınarak ineğin hayatı dört farklı döneme bölünerek bu dönemlerin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde beslemeye tabii tutulur. Henüz süt verimine başlamamış düvelerin beslenmesi ise bu dört grubun dışında ayrı olarak düşünülmelidir.
1- Buzağılamadan sonraki ilk 70 gün
2- Buzağılamadan sonra 70-140 günler arası
3- Buzağılamadan sonra 140-305 günler arası
4- Kuru dönem (Bir sonraki laktasyonun başlamasından 45-60 gün önceki dönem)
1.DÖNEM:
DOĞUMDAN SONRAKİ İLK 0-70 GÜNLER ARASI NASIL BESLENİR?
Süt ineğinin yaşantısındaki en kritik dönemlerden olan bu dönemde hayvanın verdiği süt miktarı hızla artarak 4-6 hafta sonra en yüksek düzeye ulaşır. Maksimum yem tüketimine 12-14 hafta sonra ulaşır. Süt verim hızı ve yem tüketimi dengeleninceye kadar süt verimleri için gerekli olan enerjiyi kendi vücut yağlarını yakarak karşılar
Bu dönemde yetersiz ve yanlış besleme nedeniyle bazı rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.
Aşırı zayıflama(bu dönemde günde0,5 kgkilo kaybı normaldir.), vücut yağlarının yakılması nedeniyle ketozis,
Aşırı dane ve karma yem verilmesi ve dane yem tüketiminin hızla artması ile Asidosis,
Kalsiyum/fosfor dengesinin kurulamaması sonucu Süt Humması ve buna bağlı felçler görülebilir.
Enerji ihtiyacının karşılanamaması veya aşırı kalsiyum verilmesi nedeniyle doğum sonrası kızgınlık göstermeme ve döl tutmama problemleri ortaya çıkabilir.
Bu dönemde besleme ile ilgili uygulamalar nasıl olmalıdır?
1- Buzağılamadan sonra karma yem hergün 0,5-1 kgartırılarak yem tüketiminin teşvik edilmesi gerekir.
2- Eldeki en iyi kaliteli kaba yem bu dönemdeki ineklere verilmelidir.
3- Verilecek yemlerin en az %40’ını kaba yemler oluşturacak
4- Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta süt sığırlarına tek düze olarak aynı miktarda yem verilmemelidir. Eğer hepsine aynı düzeyde yem verilirse süt veriminin son döneminde aşırı beslenmeye, ilk döneminde ise yetersiz beslenmeye neden olur. Dolayısıyla hayvanın süt verimi en yüksek düzeye ulaşamaz.
2.DÖNEM:
SÜT VERİM DÖNEMİNİN 70-140 GÜNLERİ ARASI NASIL BESLENİR?
Bu dönemde yem tüketimi en yüksek düzeye ulaşmıştır.Süt verimini en yüksek düzeyde mümkün olduğunca uzun tutmak prensiptir.
Bu dönemde yedirilen karma yem oranı canlı ağırlığın %2-3’ünü geçmemelidir. Kaba yem tüketimi canlı ağırlığın %1.5’undan az olmamalıdır.
Görülebilecek problemler nelerdir?
Süt veriminde hızlı düşme, süt yağ oranında azalma, gizli kızgınlık ve ketozistir.
Bu dönemde besleme ile ilgili uygulamalar nasıl olmalıdır?
1- Karma yem ve kaba yem kaliteli olmalı,
2- Kaba ve karma yem günde en az 3 öğünde verilmeli,
3- Stres şartları en aza indirilmeli
3.DÖNEM:
SÜT VERİM DÖNEMİNİN 140-305. GÜNLERİ ARASI NASIL BESLENİR?
İneğin gebe olduğu dönemdir.Süt verimi giderek azalmaktadır. Aşırı kilo alma ve yağlanma kısırlık problemine yol açtığı için süt verimi takip edilerek ona göre yemleme yapılmalıdır.
Aşırı dane yem ve karma yem tüketimi önlenmeli. Karma yem tüketimi süt verimini karşılayacak düzeyde olmalı.
Genç ineklere büyüme içinde ilave besin hesaplanmalıdır. İlk doğumunu yapmış düvelerin(2 yaşlı)büyüme gereksinimleri ve yaşama payı gereksinimleri %20 daha fazlaymış gibi hesaplanmalıdır. 3 yaşlı ineklerde yaşama payının % 10 fazlası hesaplanmalıdır.
Tablo-1:500 kg canlı ağırlıktaki bir ineğe verilecek yem miktarı.
| Süt verimi(kg) | Süt yemi(kg) | Arpa (kg) | Saman(kg) |
| 15 | 5 | 3 | 3 |
| 20 | 7 | 3 | 3 |
| 25 | 9 | 3.5 | 3 |
| 30 | 11 | 3.5 | 3 |
Tablo-2:500 kgcanlı ağırlıtaki bir ineğe verilecek süt yemi, arpa,kuru yonca ve saman miktarları
| Süt verimi (kg) | Süt yemi(kg) | Arpa(kg) | Kuru yonca(kg) | Saman (kg) |
| 15 | 4 | 3 | 3 | 1 |
| 20 | 6 | 3 | 3 | 1 |
| 25 | 8 | 3 | 3 | 1 |
| 30 | 10 | 3 | 3 | 1 |
Tablo-3:500 kgcanlı ağırlıktaki bir ineğe verilecek süt yemi, mısır silajı, kuru ot ve saman miktarları.
| Süt verimi(kg) | Süt Yemi(kg) | Mısır silajı(kg) | Kuru ot(kg) | Saman(kg) |
| 15 | 4 | 25 | 5 | 1 |
| 20 | 6 | 25 | 5 | 1 |
| 25 | 8 | 25 | 5 | 1 |
| 30 | 10 | 25 | 5 | 1 |
Tablo-5:Hazır kesif süt yemini yem fabrikasından almayan ve yemini kendi hazırlayan işletmeler için süt yemi rasyon örneği.
| Yem maddeleri | I.Örnek | II.Örnek |
| Arpa kırması | %48 | %30 |
| Buğday kepeği | %25 | %23 |
| Yulaf kırması | - | %20 |
| Pamuk tohumu küspesi | - | %10 |
| Ayçiçeği küspesi | %25 | %15 |
| Mineral karma | %2 | %2 |
| TOPLAM | 100 | 100 |
İNEKLERİN KURU DÖNEMDEKİ BESLENMELERİ:
İnekler buzağılamadan önce uygun bir süre kuruda kalmalıdırlar. Sığırcılıkta her ineğin senede bir yavru vermesi arzu edilir. Buna göre sağımda ve kuruda geçen süre 12 aya sığmalıdır. 10 ay sağım ve 2 ay kuruda kalmanın, inekten en yüksek düzeyde fayda getirecek bir yol olduğu saptanmış bulunmaktadır.
Süt veren ineklerin kuruya çıkarılmasının hayvana 4 önemli yararı vardır;
1- Süt verim döneminde yüksek süt verimine bağlı olarak yedirilen yüksek miktardaki karma yem, işkembede oluşturduğu asit ortam nedeni ile işkembe duvarında yıpranmalara yol açar. Kuru dönemde bol miktarda kuru ot ve az miktarda karma yem verilerek işkembenin dinlenmesi sağlanır.
2- Süt verim döneminde aşırı çalışan meme dokuları yenilenerek bir dahaki süt verimine hazır hale gelir.
3- İneğin karnındaki yavru toplam gelişmesinin % 70’ini gebeliğin son 3 aylık kısmında tamamlar. Bu dönemde yapılacak besleme hatalarına bağlı bozuklukları sonradan telafi etmek olanaksızdır.
4- Kuru dönemdeki besleme, ineğin yağlanmaksızın iyi kondüsyonda doğurmasını sağlamalıdır.
İnekler kuruya çıkarıldıklarında bir ay boyunca kaliteli kuru ot ve günde 2-3 kgkarma yem ile beslenmelidir. Ancak kaba yem olarak sadece saman varsa karma yemin günlük miktarı 4 kg’a kadar yükseltilmelidir.
Kuru dönemde silaj, posalar ile kök ve yumru yemler gibi yüksek su kapsamına sahip kaba yemler günde 8-10 kg’ı aşmamalıdır. En iyisi kaba kıyılmış iyi kaliteli kuru ot vermektir.
Doğuma 3-4 hafta kala verilen günlük karma yem her gün0.5 kgartırılarak ineğin canlı ağırlığının %1’ne çıkarılır. Bu dönemde verilen karma yemin doğumdan sonra verilecek süt yemi ile aynı olması süt verim döneminin başlangıcında kuru madde tüketiminde istenen artışa ulaşılmasını kolaylaştırır.
Kuru dönemdeki ineklerin yemlerinde küf bulunmamasına ve yem hijyenine dikkat edilmelidir. Ayrıca özellikle kuru dönemde yüksek oranda kalsiyum içeren yonca ve diğer baklagiller gibi kaba yemler ile yüksek oranda kalsiyum içeren karma yemler hayvana fazla verilmemelidir.
Kuru dönemde ineklere yüksek oranda su kapsayan pancar posası veya silajlar gibi yemlerin verilmesi yavrunun büyümesi ile daralan işkembe hacmi nedeni ile ineklerin eksik beslenmesine neden olabilir. Bu nedenle bu tür yemlerin yerine iyi kaliteli kuru otların kullanılması gerekir.
İlave olarak, Vitamin A ve D katkısı buzağının yaşama gücünü ve ağız sütünün vitamin düzeyini artırır, doğumdan sonra yavru zarlarının atılımını kolaylaştırır ve süt hummasını önler.
İyot yetersizliği zayıf ve guatrlı buzağı doğumuna yol açabilir.
DAMIZLIK DÜVELERİN BESLENMESİ NASIL OLMALIDIR?
1-Damızlık düvelerin sütten kesimden(yaklaşık12 haftalık yaşta)1 yaşına kadar beslenmesi
İleride, sürüye dişi damızlık olarak katılma şansı olduğu için, düvelerin beslenmesi 12 haftalık yaştan itibaren ilk doğumuna kadar önemlidir. Bu yaşlar arasında kaba yem serbest, dane yem ise sınırlı verilmelidir. Günde 2-2.5 kgdane yem karması yeterlidir.
Düveler bir yaşına gelinceye kadar kesinlikle yağlandırılmamalıdır. Aşırı dane yem tüketimi düvelerin yağlanmasına sebep olur. Memelerdeki bez dokular 3-9 aylık yaşlar arasında maksimum gelişmelerini sağlarlar. aşırı yağlanma meme dokusunda yağ biriktirerek süt yapan dokuların gelişmesini engeller ve ayrıca üremede problemlere yol açar.
Mısır silajı yüksek enerjili, düşük proteinli bir kaba yemdir. Düşük fosfor ve kalsiyum içerir. Mısır silajı ile beslerken protein eklemesi yapmak gerekir ve bu tam yapıldığında 1 yaşlı düveler için iyi bir kaba yem olabilir. Düvelere günde 10-12 kg’dan fazla silaj verilmemelidir. Şişmanlamaya başladığında silaj miktarının azaltılması gerekir.
Taze otlar tek başına, büyümekte olan düvelerin besin ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bahar otları protein, vitamin ve mineral bakımından zengindir fakat enerji takviyesi gerekir. Yaklaşık 1 ile2.5 kgarasında tahıl kırması eklenmesi gerekir.
2- Damızlık düvelerin 1 yaşından buzağılamaya 2 ay kalıncaya kadar beslenmeleri:
Düveler bir yaşından sonra eğer iyi kaliteli kaba yem varsa vitamin ve mineral takviyesi yapılarak sadece kaba yemle beslenebilirler.
Bu dönemde düvelerin günde 750-900 gr. günlük canlı ağırlık artışı sağlaması gerekir. Eğer büyüme yeterli değilse bir miktar karma yem verilmelidir. Karma yem miktarı günlük 2-2.5 kg’ı geçmeyerek sınırlı tutulmalıdır.
Bir yaşındaki siyah alaca düveler 315-340 kg’ı geçmelidir.15 aylıkken damızlıkta kullanılacak ağırlığa erişmeleri için siyah alaca düvelerin günde ortalama 750 gr canlı ağırlık artışı göstermeleri gerekir.
Düvelerin ilk kızgınlıklarını gösterme yaşı cüsse ve canlı ağırlıklarına bağlıdır. İlk kızgınlıklarını erişkin canlı ağırlıklarının % 40’ına ulaştıklarında gösterirler. Bu da genelde 12 aylık yaştan öncedir. Yetersiz beslenen ya da yavaş büyüyen düvelerde yumurtlama vardır ancak kızgınlık göstermeyebilirler. Enerji, Fosfor veya vitamin A yetersizliği olan düveler kızgınlık göstermezler.
Tuz ve kalsiyum fosfor tamamlayıcısı yalama taşları devamlı olarak hayvanların önünde bulundurulmalıdır.
3-buzağılamadan önceki son iki ayda beslenmeleri:
İneğin yaşantısında buzağılama öncesi ve sonrası çeşitli yönlerden kritik dönemlerdir. Bu dönemlerde hayvanlara özel bakım gerekir.
Doğumun çeşitli komplikasyonları
Hayvanların hastalıklara duyarlılığı
Hormonel dengede değişimler
- Kuru dönemden en yüksek verimli döneme geçiş hep buzağılama zamanı etrafında yer alır.
Bu dönemdeki beslenme ineklerin ilk laktasyondaki süt verimlerini etkiler. Gebeliğin son iki ayında düveler günde yaklaşık1 kgcanlı ağırlık artışı sağlamalıdır. Bu dönemde verilecek karma yemin miktar ve niteliği kaba yemin kalitesine bağlıdır. Kural olarak doğumdan 6 hafta önce canlı ağırlığın % 1’i kadar karma yem verilmeye başlanır.
Buzağılamadan önce son iki haftada, yüksek oranda tuz tüketilmesi meme dokularında ödeme neden olur. Doğuma yağlandırılmış olarak giren düvelerde çeşitli doğum güçlükleri ortaya çıkar.
Teşvik Yemlemesi: Buzağılamasına 2 hafta kalınca ineğe verilen kesif yem 2 kg’dan başlayarak hergün 0,5-1 kgartırılarak100 kgcanlı ağırlık başına 1-1.5 kgolacak seviyeye gelinceye kadar artırmaya devam edilir. Böylece mesela500 kggelen bir ineğe doğumuna yakın günde 5-7.5 kgcivarında kesif yem verilmesi sağlanır. Buna teşvik yemlemesi denir. Ayrıca söz konusu dönemde ineğe yiyebildiği kadar yüksek kaliteli kuru ot verilmelidir. Çünkü bu ineğin ağız sütündeki A ve D vitaminlerinin ana kaynağıdır.
SÜT SIĞIRCILIĞINDA PRATİK YETİŞTİRME VE SAĞLIK İŞLERİ
Sürüdeki hayvanlarda boynuz bulunması önemli sakatlıklara neden olabilir. Ayrıca boynuz bulunan hayvanlar buna güvenerek daha huysuz olurlar. Bu hayvanların boynuzu kesilince sakinleştikleri tespit edilmiştir. Ergin hayvanlarda boynuzu rotadan kaldırma keserek yapılabilirse de bu işlem zordur. Buna karşılık bir haftalık bir haftalık buzağılarda boynuz köreltme hem kolaydır hem de hayvan az sarsıntı geçirir.
Hayvanların tırnakları zamanla büyüyüp şekilsiz bir hal alabilir. Bunun sonucunda da hayvanların dengeleri bozulur, topallamaya başlar ve tırnak arası derileri çatlayarak ayak hastalıkları meydana gelebilir. Bu nedenlerden dolayı hayvanların tırnaklarına sık sık bakılmalı, gerekli kesme ve düzeltme işlemleri uygulanmalıdır.
İnekler ahırda bulundukları sürece düzenli olarak bakım görmelidirler. Tımar, deriyi uyararak iç organların iyi çalışmasına etki eder ve kan dolaşımını kolaylaştırır. Bunun yanında tımarın ve hayvanı temiz tutmanın sütün temizliğine de etkisi vardır. Tımar görmeyen inekler sağılırken, süte düşen pislikler sütün kalitesini bozar. Tımar hergün belirli saatlerde yapılmalıdır. Tımar sağımdan 1 saat önce yapılmalıdır.
Hayvansal üretimin güvenle yapılabilmesinde ve geliştirilmesinde sağlık koruma önlemlerinin de büyük yeri vardır. Yetiştiricinin bu konuda bilgi sahibi olması, kendi ölçüsünde önlem almasına, dolayısıyla uzman bir kişi gelene kadar hayvanların sağlığını korumasına neden olur.
Barınakların dezenfekte edilmesi, hayvanlara banyo yaptırılması, gerekli koruyucu aşılar ve bunların uygulamaları gibi konuların nasıl yapılabileceği yetiştiricinin bilmesi gereken konular arasındadır.
Hayvanların çeşitli hastalık ve asalaklardan korumak için barınakların temizlik ve dezenfeksiyonuna önem verilmelidir. Kapalı barınakların, genellikle yaz başı ve sonunda, tavan, duvar ve gerekirse tabanında gereken yerler kireçle badana yapılır. İlaçlama yapıldıktan sonra pencere gibi yerler tellenir. Kapı ve pencerelerin mavi renge boyanması yaralıdır, çünkü sinekler mavi renkten hoşlanmaz ve kaçarlar.
Asalaklarla mücadelede ise iç ve dış asalaklara karşı önlem alınmalıdır. Kelebek akciğer kıl kurtları iç asalaklardır ve bunlar için çeşitli ilaçlar kullanılır. Dış asalaklar ise nokra ve uyuzdur. Bunlar hayvanın vücut ve bacaklarına araz olurlar. Dış asalaklarla mücadelede el ile ilaçlama, püskürtücüler ile ilaçlama veya banyo yaptırma yöntemi uygulanabilir.
Çeşitli hastalıklara karşı ise koruyucu aşılar zamanında uygulanmalıdır. Şap hastalığı ağızda, tırnak aralarında ve memede yara şeklinde görülür. Şap aşısı deri altına yapılır ve bağışıklığı 6 aydır. Şarbonun belirtileri ateş yükselmesi, solunum zorluğu, kanlı dışkı şeklindedir. Kesilen hayvanın kanı pıhtılaşmaz, dalak aşırı büyüktür. Aşı 2 aydan büyük hayvanlara yapılır. Boynun yan yüzeyinin orta kısmına deri içine yapılır. Bağışıklığı aşılamadan 1-2 hafta sonra başlar, 6. aydan 1 yıla kadar devam eder. Brucella abortus aşısı ise boyundan deri altına yapılır. Aşı 4-8 aylık dişi danalara bir defa yapılır. Buzağı septisemisi aşısı ineklere doğumdan 3 ay önce 2 defa yapılır. Aşı deri altına yapılır. Bağışıklık süresi 4 aydır. Hastalık yüksek ateş, devamlı ishal ve öksürük şeklinde kendisini gösterir. Buzağı septisemisi serumu ise koruyucu ve kurtarıcı olarak deri altına yapılır.
SIĞIRLARDA AŞILAMA VE İLAÇLAMALAR
Sığırlardan sağlıklı süt elde edebilmek için sığırların sağlığını korumak gerekir. Bunun için hayvanların her yıl çeşitli hastalıklara karşı aşılanması ve çeşitli parazitlere karşı ilaçlanması gerekir. Yapılması gereken bu aşılama ve ilaçlamaları şu şekilde sıralayabiliriz.
1-Şap aşısı : Yılda iki defa ilkbaharda ve sonbaharda yapılır. Hayvanları şap (Tabak) hastalığına karşı korur.
2-Antraks aşısı : Yılda bir defa ve ilkbaharda yapılır. Hayvanları Antraks (Şarbon) hastalığına karşı korur. Şarbon süt vasıtasıyla insanlara da bulaşan bir hastalık olduğundan aşılama önemlidir.
3-Brucellosis aşısı : Ya 4-8 aylık dişi buzağılara veya ergin yaştaki dişi hayvanlara hayat boyu bir defa yapılır. Yavru atma hastalığı olarak bilinen Brucella sütle insanlara bulaşarak kısırlığa sebep olur.
4-Yanıkara aşısı : Yılda bir defa ve ilkbaharda yapılır. Yanıkara Karakabarcık olarak bilinir ve etlerin kararması ile karakterize bir hastalıktır.
5-Sığır vebası aşısı : Yılda bir kez ve ilk baharda yapılır.
6-Paraziter mücadele : Kelebek ve mide-barsak kıl kurtları gibi iç parazitler ile bit, pire, kene ve nokra gibi dış parazitlere karşı ilkbaharda ve sonbaharda olmak üzere yılda 2 kez ilaçlama yapılmalıdır. Parazit ilaçlamasında ahırlar ve gübreliklerde ilaçlanmalıdır.
SİLAJ
SİLAJIN ÖNEMİ
İşyerleri, kâr etmek amacıyla kurulmuş ve işletmeye açılmışlardır.
Bunun için bütün kuruluşlar, zirai, ticari veya sanayi olsun ürünlerinin maliyet fiyatını, satış fiyatlarının altında tutmak zorundadırlar. Aksi halde iflas etmek kaçınılmaz olur.
Onun için yöneticiler, planlı programlı ve bu plan ve programların tatbikatında otoriter olmak zorundadırlar.
Bir hayvancılık işletmesi de zarar etmemek için bir hayvan başına verimi, kaliteyi ve kârlılığı yüksek tutmak zorundadır.
Sonuçta, hayvancılığın endüstriyel bir faaliyet dalı olduğunu anlamak istemeyen – iş bilmeyen – öğrenmek istemeyen işletme sahipleri er veya geç kapılarına kilit vuracaktır.
Bir işletmeci, iyi bir piyasa tahmincisi – planlamacı – organizasyoncu – iş takip ve kontrol yapıyorsa mutlaka başarılı olacaktır.
Konumuz büyük ve küçükbaş hayvancılıkta uluslararası ve ülkesel rekabete dayanıklı işletmelerin kurulması olduğuna göre, bu işletmelerin ürettikleri mahsuller olan et ve sütün maliyetini etkileyen girdi kalemlerini incelemekte fayda vardır. Şöyle ki ;
Et ve Süt maliyetlerinde :
1. sırayı % 65.0’i yem girdisi
2. sırayı % 17.0’si inek sermaye faizi
3. sırayı % 6.0 inek amortismanı
4. sırayı % 5.0 bakıcı masrafı
5. sırayı % 3.9 genel idare masrafı
6. sırayı % 7.0 ahır kirası
7.sırası % 0.4 su ve elektrik masrafı
8. sırayı % 0.3 veteriner ve ilaç masrafı
9. sırayı % 0.2 alet ve ekipman masrafı
10. sırayı % 0.2 hayvan hayat sigortası
şeklinde sıralanmaktadır.
İşletmelerin bulundukları ülkesel ekonomik ortam ve işletmecinin idare şekline göre bu girdi kalemlerinin oranlarında yer ve zamana göre % 20’ lere varan değişiklikler olmaktadır.
Ancak sıralama değişmemekte ve baş sırayı %60-75 olarak yem girdisi almaktadır.
Bu sebeple akıllı bir işletmeci öncelikle yem sorununu çözmek ister.
1 kg. süt üretimi için 55-60 gr. bitki proteini,
1 kg. et üretimi için 350-400 gr. bitki proteini gereklidir.
Çünkü hayvan tarafından 1 lt. sütteki 35 – 40 gr. protein veya 1 kg. etteki 190 –200 gr. protein ancak yukarıdaki kadar bitki proteini ile üretilebilmektedir.
Elinde bitki besin maddeleri analiz sonuçları olan bir üretici; bitkinin piyasa fiyatını bildiği gibi, ihtiva ettiği bir birim besin maddesine kaç lira ödediğini de kolayca hesaplayabilir.
Örneğin : 1 kg fiyatı 50.000 TL. olan karma besi yemi % 16 Ham protein ihtiva ediyorsa
1 gr. karma yem proteini 50.000 : 160 = 312.500 TL/gr. protein iken ;
1998 Maliyet fiyatı 3830 TL/Kg. olana mısır silajı eğer % 5.5 ham protein ihtiva ediyorsa
1 gr. silaj proteine 69.63 TL ödüyor demektir.
Yani Silaj proteini fabrikasyon karma yeme göre beş kat daha ucuz olur.
Aşağıdaki tabloya bakıldığında 1 gr ham protein için hangi bitkiye ne kadar para ödendiği kolayca hesaplanabilir.
| Tablo 1 Yemin Adı | İhtiva Ettiği % Ham Protein | Ham Proteinin 1 kg Yemdeki Miktarı | 1 kg Yem Fiyatı (TL) | 1g Ham Proteinin Maliyeti (TL) | Silaj Proteinine Göre Kaç Kat Pahalı Olduğu |
| Fabr. Karma Besi YemYonca Kuru Otu
Hububat Samanı Dane Arpa Kırması Dane Buğday Kırması Dane Yulaf Kırması Dane Mısır Kırması Buğday Kepeği Ayçiçek Küspesi Mısır Silajı Yaş Pancar Posası |
16.016.0
2.0 12.0 14.3 12.0 8.8 18.0 44.1 5.5 1.0 |
160 g160 g
20 g 120 g 143 g 120 g 88 g 180 g 441 g 55 g 10 g |
58.00050.000
20.000 48.000 55.000 50.000 50.000 45.000 45.000 3.830 3.500 |
362.5312.5
1000.0 400.0 385.0 417.0 568.0 250.0 102.0 70.0 350.0 |
5.24.5
14.3 9.8 5.5 5.9 8.1 3.6 1.5 - 5.0 |
Sütaş Yayınları Eğitim Serisi /Rıdvan GÖKÇE /Ziraat Yüksek Mühendisi
YEM BİTKİLERİNİN ÖNEMİ
Yem bitkisi, hayvan yemi olarak yetiştirilen, ancak
bunun yanında toprak ve suyu muhafaza etme, ekim nöbeti
içerisinde kendinden sonra gelen ürünlerin verimini artırma
özellikleri taşıyan, doğrudan doğruya veya sonradan
yedirilmek üzere hasat edilerek kurutulan veya silajı yapılan
bitkilerdir.
Kaba yem olarak tanımlanan yem bitkileri en ucuz
besin kaynağıdır. Hayvanların mide mikroflorası için lüzumlu
besin maddelerini içermektedir. Mineral ve vitamin kaynağı
olmaları nedeniyle hayvanların verim ve üreme
performanslarını etkilerler.
Yem bitkilerinin yem olma niteliğinin yanında daha
birçok faydalı yönleri vardır. Tarımsal üretimin esas kaynağı
olan toprağın yerinde tutulmasında yani toprak ve su
erozyonlarının önlenmesinde en etken silahtır. Özellikle
baklagiller ailesinden olan yonca, korunga ve fiğ gibi yem
bitkileri, köklerinde oluşturdukları boncuk şeklindeki
yumrucuklar içerisinde barındırdıkları bakteriler vasıtasıyla,
havanın serbest azotunu toprağa aktararak hiçbir zararlı yan
etkisi bulunmayan tabii bir gübreleme yaparlar. Aynı zamanda
toprağın derin tabakalarında çözünmez halde bulunan bazı
besin elementlerini (fosfor gibi) çözündürüp, toprağın üst
tabakalarına taşıyarak kendinden sonra gelecek ürün için hazır
hale getirirler. Başka yabancı otların gelişmesine müsaade
etmezler. Böylece girmiş oldukları ekim nöbeti sistemi
(münavebe) içerisinde toprak verimliliğini artırarak kendinden
sonra gelen ürünün hem veriminin fazla miktarda artmasına
hem de kaliteli ve lezzetli ürünlerin üretilmesine imkân
sağlarlar.
Buğdaygil ve baklagil yem bitkileri ekildikleri
toprakları yalnız verimli hale getirmekle kalmazlar. Aynı
zamanda bol miktarda bırakmış oldukları kök ve toprak üstü
2
artıkları ile toprağın organik madde miktarını artırarak yapısını
düzeltirler. Toprağın organik madde yönünden zenginleşmesi
ise, özellikle yağışı az olan yerlerde çok önemli husus olan
toprağın su tutma ve besin maddeleri kapasitesini artırır.
Yem bitkilerinin önemini kavrayan gelişmiş batı
ülkelerinde yem bitkileri alanının tarım arazisi içindeki payı
% 25-70’dir. Hâlbuki ülkemizin toprakların çoğu engebeli ve
meyilli olması nedeniyle işlemeli tarıma uygun olmayıp
tamamen su ve rüzĝar erozyonuna açıktır. Bir mm’lik toprak
tabakasının oluşması için en az 100 yıl gerektiği ve ülkemizde
her yıl Kıbrıs adasının büyüklüğüne eşit ve 10 cm
kalınlığındaki bir toprağın denizlere döküldüğü dikkate
alındığında, yem bitkilerinin tarla arazileri içerisindeki % 3’lük
payı çok düşük kalmaktadır.
Ayrıca hayvan varlığı bakımından önde gelen
ülkelerden biri olan Türkiye hayvansal üretim bakımından
sonuncu sıralarda yer almaktadır. Böylece insan beslemesi için
çok önemli kaynak olan hayvansal ürünün kişi başına düşen
tüketim miktarı diğer ülkelerle kıyaslanmayacak kadar
düşüktür.
Bu nedenlerle, öncelikle hayvanların çok iyi ve kaliteli
yemlerle beslenerek hayvansal ürünlerin verim ve kalitesinin
artırılması gerekmektedir. Nitekim yapılan araştırmalarda çiftçi
şartlarında hayvanların üstün kaliteli yem bitkileri ile
beslenmesi durumunda verimlerinin en az iki kat artırılabildiği
tespit edilmiştir.
Hayvancılıkla uğraşan işletmelerin, hayvan beslemede
kullanacakları kaba yemleri kendi işletmelerinde üretmeleri,
kârlı bir yetiştiricilik için esastır. Geviş getiren hayvanların
selülozca zengin kaba yemleri değerlendirme yetenekleri,
kaliteli ve ucuz kaba yem sağlayan yem bitkileri kültürünün
önemini artırmıştır. Kaba yemin bol, nitelikli ve ucuz olması,
daha pahalı olan yoğun yemlerin kullanımını azaltmakta ve
işletmelerde ekonomik kazanç sağlamaktadır.
3
Sonuç olarak; yurdumuzda doğal yem kaynakları
verimsiz ve taşıyabileceğinden fazla miktarda hayvanla aşırı
şekilde otlatılmaktadır. Başta yetersiz beslenme nedeniyle
hayvanlarımızın verimleri çok düşüktür. İleri gitmiş ülkelerle
kıyaslandığında ülkemizde yem bitkisi ekim alanı çok azdır.
İşte tüm bu problemlerin çözümü için yem bitkileri
yetiştiriciliğine gereken önem verilmelidir.
YONCA YETĠġTĠRĠCĠLĠĞĠ
Önemi
Yoncanın besin değeri, verimlilik ve adaptasyon gibi
özellikleri bakımından diğer bitkilerden çok üstündür. Nitekim
bu bitkiye sahip olduğu özellikler nedeniyle yem bitkilerinin
kraliçesi denilmiştir. Yoncanın yem bitkileri içerisinde çok
önemli bir yer almasını sağlayan özellikler şunlardır:
* Geniş bir uyum (adaptasyon) kabiliyetine sahiptir.
-50 °C’den 60 °C’ye kadar değişik iklim ve toprak şartlarında
yetişebilmektedir.
* Ot verimi diğer yem bitkilerinden yüksektir.
* Besleme değeri çok yüksektir. Bunun da sebebi;
yonca otu proteince zengindir ve birim alandan alınan ham
protein verimi yüksektir. Yonca otu vitamince ve mineral
madde bakımından da zengindir. Bünyesinde en az 10 vitamin
bulunduğu bilinmektedir.
* Yonca otunun hazmedilebilirlik oranı yüksektir.
* Ekim sisteminde kendinden sonra gelen ürünün
verimini artırır.
* Uzun ömürlü bir bitki olup, 7–10 yıl ürün alınabilir.
* Bir yıl içerisinde yapılan biçim sayısı çok fazladır.
4
Toprak Ġsteği ve Hazırlığı
Yonca en fazla tınlı, kumu çok olmayan, yeter derecede
kireç içeren toprakları sever. Kökleri derinlere indiğinden
toprağın derin olmasını ister. Yonca yetiştirilen topraklarda iyi
bir drenaja ihtiyaç vardır. Yonca, köklerini toprağın derin
katlarına indirdiğinden tabanda durgun su ihtiva eden
topraklardan hoşlanmamaktadır. Taban suyu derinde olan
topraklarda da yonca köklerini yukarıya yayarak buna adapte
olmaktadır. Ancak değişen taban suyu seviyesine köklerini
adapte edememektedir. Taban suyunun kök bölgesinde kalma
süresi uzadıkça yonca zarar görmektedir.
Yoncanın yetişebilmesi için toprak asitliğinin (PH
derecesinin) 6,5’dan küçük olmaması gerekir. Eğer asitlik çok
kuvvetli ise toprağa kireç ilave edilmelidir. Toprak çok ağır
killi yapıda olması durumunda, toprağın oturup sıkışmasını ve
yonca köklerinin havasız kalıp faaliyet gösteremez bir duruma
gelmesini önlemek için, ekimden bir yıl önce yoncanın öncüsü
5
olan çapa bitkisinin, dekara 3,5 ton hesabıyla, çiftlik gübresi ile
gübrelenmesi gerekmektedir. Çiftlik gübresi ön bitkiye
verilmemiş ise yanmış ve olgunlaşmış gübreden dekara 2 ton
hesabıyla ekimden önce yonca toprağına verilebilir.
Yoncanın fazla ot vermesini sağlamak amacıyla,
toprağın verimli olması için gerekli bütün şartlar temin edilir.
Eksik bitki besin elementi ihtiyacı toprak analizleri ile
belirlenerek ihtiyaç duyduğu kadar toprağa ilave edilir. Yonca,
baklagiller familyasına ait bir bitki olduğu için toprakta fazla
miktarda azota ihtiyaç hissetmezler. İlk tesis yılı hariç
kesinlikle azotlu gübre verilmez. İlk tesis yılında yonca
ekimden ancak dört ay sonra kendi azot ihtiyacını karşılamaya
başladığı için bu süre içerinde ihtiyaç duyacağı kadar az
miktarda azotlu gübre verilir. Bu dönemde toprakta bulunan ve
ilave edeceğimiz azot oranı dekara 4 kilogramı geçmemelidir.
Azotun aşırı olması durumunda bitki köklerinde yumrukların
oluşumu engellenir. Yoncanın tesis gübrelemesinde toprak
analizleri de dikkate alınarak dekara 6 kg fosfor (yaklaşık
% 49’luk TSP’den dekara 13 kg) uygulanmalıdır.
Yonca tohumu küçük olduğu için toprağın iyice
ufalanması, düzeltilmesi ve bastırılmasına dikkat edilmelidir.
Yoncanın kökleri uygun şartlarda 8–10 m, bazı hallerde 20–30
m derine gitmekte ve toprakta geniş bir alana yayılmaktadır.
Bu nedenle yonca yetiştirilecek tarlanın derince işlenmesi
zorunludur. Ancak derin işlenerek alt üst edilmesi sakıncalı
olan topraklarda dipkazan gibi toprağı alttan işleyen özel
aletlerle toprak alttan yırtılarak gevşetilmelidir.
6
Ekim Zamanı
Zeytin, incir, pamuk ve turunçgillerin yetiştiği
bölgelerde yonca sonbaharda, daha serin ve soğuk olan
bölgelerde ise ilkbaharda ekilebilir. Yonca fideleri ekildikleri
yıl soğuğa karşı çok hassastırlar. Onun içindir ki serin ve soğuk
iklimlerde sonbaharda ekilen yonca fideleri henüz iyice
gelişmeden kışa girmek mecburiyetinde kaldıkları için
soğuktan çok fazla zarar görürler. İlkbahar ekiminde şiddetli
kış soğukları ile geç donların sona ermesi ve ilkbahar yağışları
ile toprağın belli bir sıcaklığa ve tava gelmesi gerekmektedir.
Yonca fidelerinin iyi bir kök ve gövde gelişmesinin olabilmesi
için kurak dönemden en aşağı 4 hafta önce ekimlerinin
yapılmış olması gerekir.
KarıĢık Ekim
Yonca yalnız ekilebildiği gibi çok yıllık buğdaygil ve
yulaf gibi hububatla karışık olarak da ekilebilir.
7
Ekim Metodu
Yonca serpme ya da mibzerle sıraya ekilebilmektedir.
Yonca kıraç şartlarda yalnız veya buğdaygillerle karışık olarak
yetiştirilirken 40 cm sıra aralığında ekilmektedir. Sulu şartlarda
ise ot üretimi için 17,5–18 cm sıra arası ile normal tahıl mibzeri
kullanılarak dekara 2–2,5 kg tohum ekilir.
Ekim Derinliği
Tohumun çimlenebilmesi için su, oksijen ve sıcaklığa
ihtiyaç vardır. Tohum derine ekildiğinde bol nem bulabilir.
Ancak toprağın derin tabakalarında sıcaklık ve oksijen azdır.
Derine ekilen yonca tohumları çimlenebilseler dahi oksijen,
sıcaklık ve tohumda depolanan yedek besin maddelerinin
azlığından dolayı toprak yüzeyine çıkmayıp ölürler. Bu nedenle
yonca gibi tohumu küçük bitkiler derine ekilmemelidir. Ekim
derinliği ağır topraklarda yüzeysel (1,5–2 cm), hafif
topraklarda ise daha derine (2,5–3,5 cm) olmalıdır.
Ekilecek Tohum Miktarı
Tohum miktarının tayininde, toprak ve iklim şartları,
ekim metodu ve tohumun biyolojik değerleri göz önünde
bulundurulmalıdır. Mibzerle ekimde dekara 2-3 kg, serpme
ekimde ise 3-4 kg tohum atılmalıdır. Bununla birlikte atılacak
tohum miktarı, üretimin amacına ve yalnız veya karışım
halinde yetiştirilmesine göre değişmektedir. Genellikle tohum
üretimi için kullanılacak tohum miktarı ot üretimine göre daha
az olmalıdır. Yonca karışım için, suluda, kılçıksız brom, domuz
aygırı, mavi ayrık, çayır yumağı, kamışsı yumak ve kırmızı
yumak ile birlikte ekilebilir. Bu durumda dekara 750-1250
gram yonca tohumu kullanılır. Kıraçta ise kılçıksız brom, otlak
8
aygırı ve mavi ayrık gibi buğdaygillerle ekildiği zaman
500–1000 gram yonca tohumu yeterlidir.
AĢılama
Havanın serbest azotundan faydalanabilen esas
itibariyle bakteriler olduğuna göre ilk akla gelen yol, baklagil
ekilen toprağı o cins bakterilerle zenginleştirmektir. Bu da
tarlaya ekilen baklagil bitkisinin kökünde faaliyet gösteren
bakteri çeşidinin çoğalıp toprağa verilmesinden ibarettir. Eğer
toprakta daha önce yonca ekilmişse toprağın aşılanmasına
gerek yoktur. Ancak toprak ve iklim anormallikleri ve uzun
süre konukçu bitkisini bulamayan bakteri adet olarak
azalmaktadır. Adet olarak azalmasa bile bakteri aç olduğundan
görevini tam yapamamaktadır. Bu nedenle yonca köklerinde
faaliyet gösteren bakterinin gerek tohuma karıştırılarak gerekse
toprağa uygun şartlarda verilerek aşılamanın yapılması
gerekmektedir.
Sulama
Yonca hem kıraçta hem de sulu şartlarda yetiştirilebilen
bir bitkidir. Bununla birlikte su ihtiyacı çok yüksek olan bir
9
bitkidir. Diğer bir ifade ile yoncaya su verildiğinde verim çok
fazla miktarda artmaktadır. Yonca 1 kg kuru madde
üretebilmek için 560–830 kg su sarf eder. Çünkü yoncanın
gelişme mevsimi uzundur, bir mevsimde birden fazla biçim
verir. Her biçimde fazla miktarda yeşil aksam meydana getirir
ve büyümesi oldukça hızlıdır. Bu nedenlerden dolayı yetişme
sürecinde yağışı yetersiz olan yerlerde yoncanın sulanması
gerekmektedir.
Yoncanın su ihtiyacı yoncanın yaşına, gelişme
dönemine, yağış ve toprak durumuna bağlı olarak değişir. İri
yapılı ve yaşlı bitkilerde su kaybı fazla olduğu için su ihtiyacı
fazladır. Bununla birlikte genç yonca bitkilerinin de, kökler
tam olarak gelişemediği için elverişli rutubetin daha yüzeyde
olması gerektiğinden su ihtiyacı fazladır. Yoncanın yaz
sonunda kullandığı su miktarı ilkbahara göre aşağı yukarı % 75
oranında daha fazladır. Bitkilerdeki su ihtiyacı pratik olarak
yaprakların koyu mavi yeşilimsi renk alması ile belli olur. Bu
yapraklar hafif pörsür ve alttaki yapraklar sararmaya başlar.
Yonca tesisleri salma veya yağmurlama sulama sistemleri ile
sulanabilmektedir. Genel olarak yoncanın biçiminden bir hafta
önce ve bir hafta sonra olmak üzere her biçimde iki defa
sulanmalıdır.
Gübreleme
Yoncanın baklagil olması nedeniyle tesis yılı hariç
azotlu gübre uygulanmaz. Toprakta mevcut azot da dahil
olarak uygulanacak azot miktarı dekara 4 kg civarındadır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken konu toprakta aktif
Rhizobium bakterilerinin olması ve yonca bitkisinde
yumrucuklar oluşturmasıdır.
Ayrıca ekimle birlikte dekara 10–15 kg fosfor (25–30
kg TSP) uygulanmalıdır. Bakım yıllarına ait fosfor toptan
ekimle birlikte de verilebilir. Eğer 5 yıllık bakım
10
gübrelemesinin toptan verilmesi düşünülüyorsa dekara 60 kg
fosfor (150–175 kg TSP) verilmelidir. Ancak bu miktarlar
kesin değerler değildir. Bölgeye, yağışa ve toprak tipine bağlı
olarak verilecek gübre miktarlar da değişik olmaktadır. Yonca
potasyuma fazla ihtiyaç duyan bir bitkidir. Karadeniz bölgemiz
hariç ülkemiz toprakları potasyum yönünden zengin olduğu
için genellikle yoncanın potasyumlu gübreye ihtiyacı yoktur.
Gübre ihtiyaçlarının belirlenmesinde mutlak surette toprak
analizlerine gereken önem verilmelidir. Gereksiz gübrelemeden
ya da eksik gübrelemeden kaçınmakta ekonomik ve çevresel
olarak büyük yararlar vardır.
Yoncanın buğdaygil yem bitkileri ile karışım halinde
yetiştirilmesi durumunda, buğdaygillerin oranı göz önüne
alınarak bakım yılında da tesis azotlu gübrelerle
gübrelenmelidir.
Yoncanın Biçimi
Yonca çok yıllık bir bitki olup her yıl ilkbaharda
sürmesi için ihtiyaç duyduğu besin maddelerini kök ve kök
boğazından temin eder. Bu nedenle iyi bir verim alınabilmesi
ve bu verimi uzun yıllar devam ettirebilmesinde biçim
uygulamasının çok büyük önemi vardır. Kışa girmeden önce
kök ve kök boğazında yeterli besin maddesi biriktirebilmesi ve
ilkbaharda erken ve kuvvetli bir şekilde ilk büyümeyi
gerçekleştirdikten sonra müteakip büyümeler için gerekli yedek
besin maddelerini yeniden depolayabilmesi için biçimin çok
planlı yapılması ve bitkinin gelişimi için yeterli zamanın
verilmesi gerekmektedir.
Çok yıllık yem bitkisi olan yoncadan istifade ederken
takip edilecek prensip şudur:
11
sağlamak verimli ve kaliteli olan bu bitkiden uzun
yıllar istifade etmektedir.
Bu hususlara riayet etmek için ilk biçimi yoncanın
çiçeklenme başlangıcında, diğer biçimleri ise % 10 çiçeklenme
devresinde gerçekleştirmek gerekmektedir. Bu devrelerden
önce veya sonraki yapılan biçimler ya otun verimini ya da
kalitenin düşmesine neden olduğu gibi yoncanın ömrünü de
kısaltacaktır.
Yoncanın biçimi kadar biçim yüksekliği de önemli bir
konudur. Normal şartlar altında yoncanın biçim yüksekliği
5–10 cm ya da pratik olarak bir sigara boyudur. Şartlar ne
kadar kötü olursa biçim yüksekten yapılır. Şartlar en iyiye
gittikçe biçim 5 cm’ye kadar dipten yapılabilir. Biçim
yüksekliği bitkinin kök ve kök boğazında biriktirdiği besin
maddesi miktarı üzerinde önemli etkiye sahiptir.
Yoncada Yabancı Ot Mücadelesi
Yoncada yabancı otlarla mücadelede henüz selektif
herbisitler kullanılmamaktadır. Bu nedenle yoncada yabancı
otlarla mücadele, yoncanın ekiminden önce yapılmalıdır. Eğer
yoncanın tesisinden sonra yabancı otlar görülürse yabancı
otların tohumlarını olgunlaştırmadan önce erken bir biçimin
yapılması gerekmektedir.
Yoncada en önemli yabancı ot küsküttür. Küsküt kökü
olmayan bir takım emici tüyler vasıtasıyla üzerinde yaşadığı
konukçu bitkinin oluşturduğu besin maddelerinden faydalanan
parazit bir bitkidir. Küsküt diğer parazit bitkilerinden farklı
olarak tohumdan meydana gelir.
Tohum tarlaya girdiğinde 8–10 yıl hayatiyetini
sürdürür. Bir tek küsküt bitkisi yılda 3000’den fazla tohum
verir. Küsküt kışı, tohum ya da oluşturdukları gövde parçacığı
12
olarak toprakta hayvan gübresi içerisinde geçirirler. Kış
donlarından bu gövdelerin hepsi zarar görmezler. Ölmeyen
gövdeler veya tohumlar ilkbaharda uygun ortam bulunca tekrar
gelişmeye başlar. Küsküt tarlaya, küskütlü yonca tohumu
ekmekle, küskütle bulaşık kuru otlarla, insan, hayvan ve cansız
eşyalarla, küskütlü yonca ile beslenen hayvanların gübresi ile
küskütlü tarladan geçen sulama suyuyla geçer.
Küskütle üç Ģekilde mücadele yapılabilir. Bunlar;
a) Önleyici Tedbirler
— Temiz sertifikalı tohumluk kullanmak,
— Küskütlü yoncaları hayvanlara yedirmemek,
— Küskütlü yoncalarla beslenmiş hayvanlardan elde
edilen gübreleri yanmadan tarlaya atmamak,
— Küskütlü tarladan geçen su ile sulama yapmamaktır.
b) Kültürel Tedbirler:
—Eğer yonca tarlasındaki küsküt küçük sahaları
kaplamış ve küskütler tohum bağlamamış ise bu kısımdaki
13
yoncaları söküp tarlanın dışında bir yere yığarak gaz döküp
yakılmalıdır.
— Küçük sahaları kaplayan ve az miktarda bulunan
küsküt tohum bağlamış ise bu yoncalığa birkaç yıl devamlı
küskütler görülünce erken ota biçmek gerekir. Ayrıca toprakta
çimlenen tohumlara gelişme fırsatı verilmemelidir.
— Küsküt geniş sahalarda ise küsküt çiçek açmadan bir
kaç yıl sık sık dipten biçilmelidir. Biçildikten sonra yoncalar
tarladan çıkarılmalı ve dökülen artıklar toplanmalıdır.
— Geniş sahalardaki küskütle ağır otlatma yapılarak
mücadele yapılabilir. Otlatmada koyun kullanılması amaca en
uygun olanıdır. Ayrıca tarlanın çevresinde yabancı otlar
üzerinde küsküt bulunmamasına dikkat etmelidir.
— Yoncalıklar tamamen küsküt ile bulaşık ise toprağı
sürmeli, birkaç yıl küskütten arız olacağı yonca, fiğ gibi
bitkiler ekilmemelidir. Eğer sürülen tarlada küsküt bir yıl dahi
olsa, tohum bağlamış ise böyle tarlayı sürdükten sonra 5–6 yıl
yonca ekmemelidir.
c) Kimyasal SavaĢ
Küskütle mücadelede selektif herbisitler kullanılabilir.
Son zamanlarda Chloropham, küskütle mücadelede başarı ile
kullanılmaktadır.
Tohum Üretimi
Yoncada tohum üretimine uygun olan yerler, yazları
kısmen kurak, gündüzleri sıcak, geceleri serin, gün uzunluğu
elverişli ve bol ışık alan yerlerdir. Nispi nemi yüksek olan
yerler uygun değildir. Ülkemizde kıyı bölgeleri hariç İç, Doğu
ve Güney Doğu Bölgelerimiz tohum yetiştiriciliği için
uygundur. Yonca yabancı döllek olduğu için çiçeklenme
döneminde havanın kuru oluşu arı ve diğer tozlayıcı böcek
14
faaliyetlerini artırır. Bu nedenle yoncada tohum üretimi için
hava Mayıstan Eylüle kadar kuru ve sıcak olmalıdır.
Yoncada tohum üretimi özel olarak kurulan yonca
tohum üretim tesislerinden yapılacaksa bitkiler geniş sıra
aralıkları ile ekilmelidir. Sıra aralığı bölge, toprak, iklim ve
yonca varyetesine bağlı olarak değişmektedir.
Tohum üretiminde yonca tesisinin salma sulama ile
sulanması tavsiye edilmektedir. Dekara 10–15 kg fosfor
uygulanmalıdır. Helezon şeklindeki meyvelerin üçte ikisi veya
dörtte üçü kahverengimsi-esmer sarı renk aldığı zaman tohum
hasadı yapılır.
YONCANIN SEYREKLEġME NEDENLERĠ
Yetiştirme usulleri gerektiği şekilde bilinmediğinde
veya yerine getirilmediğinde yoncadan beklenen verim
alınamaz ve tesisin ömrü çok kısalır. Bu azalış yoncanın
seyrekleşmesinden ileri gelmektedir.
Yoncanın seyrekleĢme nedeni Ģunlardır;
—Yoncanın normal olarak yaşlanması,
—Yonca toprağının yabancı otlardan temizlenmemiş
olması (yabancı otlarla mücadele edilmediğinden),
—Durgun olan taban suyunun yakın olması,
—Topraktaki kireç azlığı,
—Ağır toprakların sıkışarak oturması,
—Toprak tesviyesinin yapılmaması ve bunun
sonucunda yem bitkisi tesisinin tüm alanının aynı şekilde
sulanmaması, yani tesis içerisindeki bitkilerin farklı şekilde
sulanması,
—Biçimin zamanında ve uygun yükseklikte
yapılmaması, (Erken devrede ve 10 cm’nin altında yapılan
biçimlerde yonca seyrekleşir.)
—Yoncanın zamansız ve gereksiz olarak otlatılması,
(Yonca tarlasına hayvan sokmak hiçbir zaman doğru değildir.
15
Sadece yonca buğdaygillerle karışık olarak ekilirse
otlatılabilir.)
— Yoncalığa küsküt sarması,
— Yoncalığa taze ve şıralı hayvan gübresi verilmesi,
— Yoncada bakteri aşılamasının yapılmamış olması.
YONCADA ġĠġME PROBLEMĠ
Şişme; yonca otunu yeşil olarak yiyen hayvanlarda
görülen en önemli beslenme problemidir. İşkembeli
hayvanlarda (ruminant) su oranı fazla baklagiller yenildiği
zaman işkembede mikrobial fermantasyon sonucunda oluşan
gazın dışarıya çıkmasına önleyen köpük tabakası oluşur ve gaz
birikir. Sonuçta hayvan oksijen yetersizliği çeker ve nefes
alamayarak boğulup ölür. Şişme olayı ile karşılamamak için
yoncayı buğdaygillerle karışık yetiştirmek etkili bir çözüm
yoludur. Özellikle hayvanları bitkilerin çok sulu olduğu
dönemde veya çiğ düştüğü zaman otlatmamak gerekir. Ya da
otu biçip biraz soldurup su oranını düşürdükten sonra
hayvanlara vermek suretiyle de şişmenin önüne geçilebilir.
16
KORUNGA YETĠġTĠRĠCĠLĠĞĠ
Önemi
Korunga; geniş bir adaptasyon kabiliyetine sahip
olması, yüksek kaliteli ot hasıl etmesi ve kullanım alanlarının
fazla olmasından dolayı çok önemli bir yem bitkisidir.
Korunganın önemli olmasını sağlayan özellikler şunlardır;
— Özellikle fakir ve kıraç topraklarda korunganın ot
verimi yonca ve üçgüllere göre daha yüksektir.
— Korunga otunun besleme değeri yüksektir.
17
— Korunga bir baklagil olmasına rağmen çiftlik
hayvanlarında şişme yapmayan ender bitkilerden birisidir.
— Kışa ve kurağa dayanıklı bir bitkidir.
— Derine giden kökleri ile toprak ıslahında çok önemli
bir bitkidir.
— Korunga diğer yem bitkilerine göre çok iyi bir
balözü bitkisidir.
Toprak Ġsteği ve Hazırlığı
Fakir, kıraç ve kalkerli topraklarda yetişebilmektedir.
Toprakta kalsiyum miktarı arttıkça, korunganın ot verimi de o
nispette artar. Korunga kireç içeren her toprakta yetişir. Ancak
en iyi gelişmesini derin, drenajı düzenli ve kireç içeren
topraklarda yapar. Korunga yaş, asit karakterde ve killi
toprakları sevmez ve bu gibi topraklarda yetişmez.
18
Ekim Zamanı
En iyi ekim zamanı erken ilkbahardır. Kışlık olarak da
ekilebilir. Ancak kar örtüsünün olmaması halinde kıştan çok
büyük zarar görür.
Yalnız veya KarıĢık Ekim
Korunga kıraç şartlarda yalnız ekildiği gibi hububatla
karışık olarak da ekilebilir. Karışık ekimde her iki bitkininde
tohum miktarı yalnız ekimlere göre daha düşük tutulmalıdır.
Korunga; kılçıksız brom, otlak ayrığı, mavi ayrık gibi
buğdaygillerle ikili karışımlar halinde ekilebilirler. En iyi
karışım korunga + otlak ayrığıdır.
Ekim Metodu
Yoncada olduğu gibi ya serpme ya da sıraya
ekilebilirler. Yalnız ya da buğdaygillerle karışım halinde
ekildiğinde 20 cm. sıra aralığı tavsiye edilmektedir.
Ekim Derinliği
Korunganın baklası kendiliğinden açılmadığı için
baklanın tohumlarından ayrılması çok zordur. Bu bakımdan
korungada ekim baklası ile olur. Korunga tohumu yonca
tohumundan 5–6 kez büyük olup en uygun ekim derinliği 3–4
cm’dir.
19
Ekilecek Tohum Miktarı
Tohum üretimi için dekara 8–10 kg. ot üretimi için
10–12 kg. meyve (bakla) mibzerle ekilir.
AĢılama
Yoncada olduğu gibi bakteri aşılaması korunga için
önemlidir.
Gübreleme
Öncelikle korunga yetiştirilecek toprağın analizi
yapılarak elverişli bitki besin elementleri miktarı
belirlenmelidir. Korungaya dekara 10–12 kg. fosfor
uygulanmalıdır.
Korunganın Biçim Zamanı
En uygun biçim zamanı çiçeklenme başlangıcıdır.
Korunganın Kullanımı
Korunga şu amaçlar için yetiştirilir;
— Kuru ot üretimi,
— Mera bitkisi,
— Toprak ıslahı,
— Münavebe bitkisi,
— Bal özü bitkisi olarak,
20
FĠĞ YETĠġTĠRĠCĠLĠĞĠ
Önemi
Fiğler tek yıllık olmaları, yazlık ve kışlık olarak
ekilebilmeleri nedeniyle memleketimizde ekim alanı
artmaktadır. Fiğin otu çok lezzetli ve besleyicidir. Özellikle süt
inekleri için uygun bir yemdir. Adi fiğin taneleri kırılarak
hayvanlara yedirilmektedir. Özellikle kurak ve kıraç
bölgelerimizde vazgeçilmez bir münavebe bitkisidir.
Ġklim ve Toprak Ġstekleri
Fiğler en iyi gelişmeleri serin iklimlerde yaparlar. Bu
nedenle kışları ılıman geçen bölgelerde fiğler kışlık olarak
yetiştirilirler. Gelişmelerini sonbahar, kış ve ilkbaharda
gerçekleştirerek geç ilkbahar ya da yaz başlangıcında
olgunlaşırlar. Kışları sert geçen yerlerde ise ilkbaharda ekilirler
ve bu mevsimde büyürler yaz ortası veya sonunda
olgunlaşırlar. Adi fiğ soğuklara fazla dayanıklı olmadığı için
her yerde kışlık olarak ekilmezler. Ancak macar fiği ve tüylü
21
fiğ türleri ise kışlık yeşertme olarak yetiştirilebilmektedir.
Kışları çok sert geçen Erzurum şartlarında kışlık olarak ekilen
Macar fiği ve tüylü fiğlerden çok iyi sonuçlar alınmış bazı
Macar fiği çeşitlerinden 500 kg’a varan ot verimleri elde
edilmiştir. Tüylü fiğ de bu şartlarda yetiştirilmiş, ancak kar
örtüsünün çok iyi olması halinde verimi daha fazla olmuş ve
Macar fiğine göre soğuklara daha az dayanıklı olduğu tespit
edilmiştir. Ancak bu iki fiğ türünün kışları sert geçen
yörelerinde kışlık olarak ekilebileceği görülmüştür.
Fiğler diğer türlerde olduğu gibi hemen hemen her türlü
toprakta yetiştirilebilir. Ancak verim kalkerli, killi ve verimli
topraklarda daha yüksek olmaktadır. Kıraç şartlarda da sulu
şartlarda yetiştirilebilen bir baklagildir.
Ekim
Adi fiğ türü kışları sert geçen yerlerde yazlık ve kışları
ılıman geçen yörelerimizde ise kışlık olarak yetiştirilebilir.
Macar ve tüylü fiğ türleri ise hem kışlık hem de yazlık olarak
ekilebilir. Özellikle su problemi bulunan ve erken ilkbaharın
bol yağışlarından yararlanmak istendiğinden Macar ve tüylü
fiğler mutlaka kışlık olarak ekilmelidir. Bu iki fiğ türü kışlık
olarak ekilmesi halinde verimi ilkbahar ekiminden önemli
oranda fazla olmaktadır.
Fiğde ekimi serpme ve sıraya mibzerle yapılabilir.
Sıraya ekimde sıra aralığı 15–30 cm olmalıdır. Ağır
topraklarda tohumlar 3–4 cm, hafif topraklarda ise 6–7 cm
derinliğe ekim yapılmalıdır.
AĢılama ve Gübreleme
Fiğin aşılanması verim ve kaliteyi olumlu yönde
etkileyecektir. Eğer fiğde aşılama yapılırsa dekara 3 kg,
aşılama yapılmaz ise dekara 4,5 kg azot verilmelidir. Ot verimi
22
için dekara 4 kg, tohum üretimi için ise 6–8 kg fosfor
uygulanması gerekir.
Ot ve Tohum Hasadı
Fiğler, alttaki ilk baklaların oluştuğu ve tam olarak
dolduğu dönemde biçilmelidir. Fiğde aynı bitkide baklalar
farklı zamanlarda oluştukları için baklalar farklı zamanda
olgunlaşmaktadır. Eğer üstteki baklaların olgunlaşması
beklenirse attaki baklalarda açılmalar olmakta ve tohum
dökülmektedir. Bu nedenle fiğlerde alttaki baklaların
kahverengi renk alıp açılmaya hazır oldukları devrede tohum
için hasat yapılmalıdır.
Fiğlerin Tahıllarla KarıĢık YetiĢtirilmeleri
Fiğlerde gövdeler zayıftır. Habitüs olarak dik olarak
gelişmelerine rağmen, gelişme devresi ilerledikçe kendi
ağırlığını taşıyamadığından yatar. Bu yatma olayı fiğ
üretiminde bazı problemleri ortaya çıkarır. Yatan bitkilerde
hasat güçleşir, çürümeler olur, hastalıklar yayılır ve gölgeleme
olur. Tüm bunlar verimin ve kalitenin çok düşmesine neden
olur. Fiğlerde yatma problemi çözmek için mutlaka küçük
taneli hububatlardan birisi ile karışık ekilmesi gerekir. Bu gaye
ile daha ziyade arpa ve yulaf bitkileri kullanılır.
23
SORGUM
Sorgum tek yıllık, elverişli şartlarda 3 m boylanabilen,
yaz döneminde yeşil yem elde etmek amacıyla
yetiştirilebilecek, çok yönlü yararlanma olanağı olan bir yem
bitkisidir. Sorgum çeşitleri hayvanlar için lezzetli, sulu, yeşil
bir ot üretir. Son yıllarda büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde ve
kuzu besiciliğinde kullanılmaktadır.
Toprak Hazırlığı
Sorgum bitkisi her türlü toprakta yetişir. Ancak orta
derecede iyi drenajlı, killi-tınlı topraklarda bol ürün verir.
Sorgum bitkisinin tohumlarının oldukça küçük ve
çimlenmeden sonraki 4 hafta içinde gelişmesi yavaş
olduğundan ekim yatağı yabancı otlardan temizlenmelidir.
Ekim
Kurağa ve sıcağa çok dayanıklıdır. Ekim yatağının
özenle hazırlanması gerekir. Ekim zamanı mısır ekiminden 1–2
hafta sonradır. Serpme ekimde 5–6 kg/da, sıraya ekimde ise
sıra aralığı genişliğine göre 1–6 (ortalama 2–3) kg/da tohumluk
kullanılır. Sıra aralığı kuvvetli topraklarda ot üretimi için
24
15–20 cm, tohum üretiminde 70–80 cm, kıraç koşullarda ise ot
üretimi için 75–80 cm, tohum üretimi için 100–120 cm
olmalıdır. Sorgum tohumu 2–3 cm derinliğe ekilir ve ekimden
sonra toprak bastırılır.
Sulama
Sulama verimi büyük ölçüde artırır. Sulama sayısı ve
verilecek su miktarı bölgeye ve toprak yapısına göre birkaç kez
arasında değişir. Sorgumun su tüketimi salkımlanma ve çiçek
devresinde artar.
Gübreleme
Sorgum topraktan fazla miktarda besin maddesi çeker.
Özellikle azot ihtiyacı çok fazladır. Fosforca fakir topraklarda
dekarda 5–10 kg/da P2O5 verilmelidir. Sulanabilen yerlerde
ekimle birlikte ve bitkiler 30–40 cm boylandıklarında 5–6
kg/da azot(N) uygulanır. Ayrıca her biçimden sonra 4 kg/da N
verilir.
SĠLAJLIK MISIR
Hayvan yetiştiriciliği, ancak yem bitkileri ekimi
yaptırılarak cazip ve kârlı hale getirilebilir. Ayrıca günümüzde
artık iyice belirginleşen kaba yem açığını kapatmanın
yollarından biri de tarla alanlarında yem bitkilerinin
yetiştirilmesi ve üretilen yem bitkisinin silaj yapılarak
saklanmasıdır.
Kaliteli ve verimli olan yem bitkilerinden Silajlık
Mısırın ikinci ürün olarak ekilebilmesi, toprak hazırlığının çok
kolay olması ve elde edilen ürünün hayvan beslemede silaj
25
olarak değerlendirilmesi ile hayvan beslemede ucuz, kaliteli ve
besleyici bir yem elde edilmektedir.
Silajlık mısır tarımında yüksek verim almanın en
önemli yolu, doğru yetiştirme tekniklerini uygulamaktır.
Örneğin çeşit seçiminde yapılan bir hata diğer yetiştirme
teknikleri ile giderilmez. Bu nedenle çeşit seçiminden hasada
kadar tüm yetiştirme tekniklerinin eksiksiz olarak bilinmesi ve
uygulanması şarttır.
ÇeĢit Seçimi, Toprak Hazırlığı ve Ekimi
Silajlık mısırda birinci hedef bol yeşil aksam elde etmek
olduğu için, tüm yetiştirme tekniklerinde bu amaç göz önünde
tutulmalıdır. Bol yeşil aksam elde etmenin ilk yolu doğru çeşit
seçimidir. Çeşit seçiminde özellikle tek melez (A+B)
çeşitlerine öncelik verilmeli, bunu sırası ile üçlü ve çift melez
çeşitler izlemelidir. Tek melezlerin hem tane hem de yeşil ot
verimleri üçlü melez ((A+B)*C) ve çift melezlere
((A+B)*(C+D)) göre daha yüksektir. Ancak çeşit seçiminde tek
kriter melez özelliği değildir. Aynı zamanda çeşitli bitkisel
özellikler de dikkate alınmalıdır. Bitki boyu yüksek, kalın saplı
ve dik yapraklı bitkiler tercih edilmelidir. Ülkemizde birçok
silajlık ticari mısır çeşidi bulunmaktadır. Kesinlikle kompozit
ve sentetik çeşitler veya F2 tohumlukları kullanılmamalıdır. Bu
tohumlardan elde edilen bitkiler zaman zaman kısa boylu
kalmakta ve verimi düşürmektedir. Çeşit seçiminden sonra en
önemli aşama toprak hazırlığı ve ekimdir.
Eğer 1. ürün ekim planlanıyorsa, toprak sonbaharda
derin sürülür, ilkbaharda yüzlek sürüm ve tapan yapılır, sonra
ekim gerçekleştirilir. Eğer 2. ürün ekim yapılacaksa, öncü bitki
anızının mümkünse az bırakılması toprak hazırlığını
kolaylaştırabilir. En çok uygulanan toprak hazırlığı sistemi
yüzlek sürüm, tapan ekim ve sulamadır. Bu şekilde bir ekim ile
26
çıkışlar erken sağlanmış olur. Diğer bir metot ise önce toprağı
sulayıp, toprak tava gelince yüzlek sürüm, tapan ve ekim
yapmaktır. Bu sistemde çıkış daha güvenli olabilir. Ancak bu
uygulamada, sulamadan sonra toprağın tava gelmesine kadar
bir süre beklemek gerekebilir. Zamanın kısıtlı olduğu
durumlarda veya vejetasyon süresinin kısa olduğu yerlerde
önce ekim yapmak sonra sulamak bir avantaj sağlayabilir.
Ekim pamuk mibzeri ile yapılabildiği gibi, son yıllarda
yaygın şekilde kullanılan pneomatik (havalı) mibzerle de
yapılabilir. Havalı mibzerin en büyük avantajı, dekara atılacak
tohumluk miktarının hassas şekilde ayarlanmasına olanak
sağlar. Tohum iriliğine bağlı olarak dekara 2–2,5 kg tohumluk
kullanılmalıdır. Ekimde sıra arası mesafenin 70 cm, sıra üzeri
mesafenin 10–12 cm olması yeterlidir. Silajlık mısırda en
uygun ekim derinliği küçük tohumlarda 3 cm, iri
tohumluklarda ise 5 cm civarındadır.
SULAMA
Mısırda çıkış için gerekli nem sağlandıktan sonra,
yaprak sayısı ve bitki boyu arttıkça bitkinin su tüketimi de
artar. Çıkış sağlandıktan sonra, iklim, toprak ve bitki
faktörlerine bağlı olarak her 10–15 günde bir sulamak gerekir.
Mısır aslında suyu ekonomik olarak kullanan bir bitki olmasına
karşın, yüksek kuru madde üretiminden dolayı fazla miktarda
su tüketir. Bitki oluşturabileceği en yüksek yaprak alanını
oluşturduğu tarih ile bunun 3–4 hafta sonrası arasındaki
dönem, suya ihtiyacının en yüksek olduğu dönemdir. Diğer bir
ifade ile tepe püskülü çıkışından 7–10 gün öncesi ile 15–20 gün
sonrası arasındaki dönem suya en hassas olduğu dönemdir.
Silajlık mısır üretiminde koçan oranı ve koçanda tane oranı
büyük bir öneme sahip olduğundan, tepe püskülü öncesinde
yapılacak bir sulamanın verime önemli katkıları bulunabilir.
Silajlık mısır yetiştiriciliğinde yeşil aksamın miktarı önemlidir.
27
Ama hiçbir zaman tane oluşumu da göz ardı edilemez. Çünkü
tane olmaksızın kaliteli bir silaj yapılamaz ve silajın
hazmolunabilir karbonhidrat oranı azalır.
Gübreleme
Mısır bitkisi, ürettiği toplam kuru maddenin yüksek
olması nedeniyle fazla miktarda besin maddesi tüketir. Diğer
birçok tarla bitkisinde olduğu gibi en çok Azot (N), fosfor (P)
ve potasyuma (K) ihtiyaç duyar. Ancak ihtiyaç duyulan
miktarları, toprak yapısına da bağlı olarak farklılık gösterebilir.
Uygulanacak gübre miktarı, üreticilerimiz tarafından da sıkça
sorulan bir sorudur. Ancak hiçbir zaman kesin bir rakam
verilemez. Buna rağmen uygulanacak gübrenin yaklaşık
miktarını saptamak için, bir toprak analizi yaptırmak şarttır.
Bitkinin tüketeceği besin maddesi miktarından toprakta
bulunan miktar çıkarılarak gerekli olan besin maddesi
hesaplanabilir. Yapılan araştırmalar 5 ton yeşil ot verimi için
mısırın topraktan yaklaşık 23 kg N, 9,5 kg P ve 20 kg K
kaldırdığını ortaya koymuştur.
Hasat ve Silolama
Silajlık bitkilerde hasat zamanı son derece önemlidir.
Hasat zamanı ile bitkilerin nem içerikleri, protein ve
karbonhidrat oranları arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Kaliteli
silaj elde etmenin ilk aşaması, % 65-70’lik bir nem içeriğine
sahip, yeşil bitki elde etmektir. Diğer bir ifade ile kuru madde
oranı % 27–32 arasında iken en uygun hasat zamanıdır. Tüm
bunların sağlanabilmesi için bitkilerin uygun bir dönemde
hasadı şarttır. Pratik bir uygulama olarak, silajlık mısır için
hasat zamanı hamur olum veya sert hamur olum dönemidir.
Yani koçandaki tanelerin üst kısımlarında içe doğru çökmeye
başladığı dönemde bitkinin kuru madde içeriği yaklaşık % 30
28
civarındadır. Bu dönemlerden erken yapılan hasatta nem içeriği
yüksek ve karbonhidrat seviyesi düşük bir materyal elde edilir
ve silo içerisindeki olgunlaşma gecikir. Eğer hasat çok
geciktirilirse, silo içerisinde yeterli sıkışma olamayacağı için
hava kalır ve silaj bozulur. Bu nedenlerle silajlık materyalin
zamanında hasadı son derece önemlidir.
Hasat, tek sıra veya iki sıra işleyebilen silaj makinesi ile
yapılır ve yeşil materyal 2,5–5 cm uzunluğunda parçalar
halinde kıyılır.
SĠLAJ VE SĠLAJ YAPIMI
Ülkemizde yem bitkileri üretimi yetersizdir. Bu
durumda son yıllarda sayıları önemli boyutlara ulaşan kültür
ırkı sığırlarımızın besin madde ihtiyaçlarının karşılanmasında,
dolayısıyla onlardan beklenen verim potansiyelinin ortaya
çıkmasında önemli sorunlarla karşılaşılmaktadır. İşte bu
koşullar altında hayvancılık işletmelerinin bol, ucuz ve kaliteli
kaba yem ihtiyacının kısa sürede ve yeterince karşılanmasında
silo yemleri ve silaj başvurulacak en önemli bir seçenek olarak
ortaya çıkmaktadır. Kaba yemlerin besin değeri kaybı en az
olacak şekilde saklamanın en iyi yolu silaj yapmaktır.
SĠLAJ NEDĠR
Hayvanların yediği her türlü ot ve yem bitkilerinin hava
ile ilişkisini keserek, besin değerinde hiçbir kayıp vermeden,
hatta turşulaşma (fermantasyon) sırasında besin değerini
artırarak, yeşil yemlerin bulunmadığı mevsimlerde kullanılmak
üzere saklanmasına silolama, siloda saklanan yemlere de silaj
denir.
En kısa tanımıyla, yeşil yemlerin turşulaştırılmasıdır.
29
Silajın Yararları
* Yeşil ve sulu yemlerin bulunmadığı dönemlerde, yeşil
yem özelliğinde, sindirimi kolay ve besin değeri yüksek bir
sulu yem sağlanmış olur.
* Silolama ve yapay kurutma dışındaki, diğer ot
kurutma yöntemlerine göre çok daha az besin maddesi kaybı
olmaktadır. Otların kurutularak saklanmasında % 15–20
civarında besin madde kaybı olur, silaj yapılarak saklanan
otlarda bu miktar % 9-10’dur.
* Silaj, iştah açıcı ve sindirim derecesi yüksek bir
yemdir. Sığırlar tarafından sevilerek yenir, yumuşatıcı bir
etkiye sahiptir. Kabızlığı önler.
* Silajla beslenen hayvanlarda iç parazit sorunu, otla
beslenen hayvanlardan daha az görülür.
* Et ve süt maliyetlerindeki yem girdisinin payını
% 70’lerden, % 28’e kadar düşürür. Et ve süt fiyatlarının
yeterli olmadığı dönemlerde işletmede sadece silaj yedirilerek
12–13 lt’ye kadar süt veren sığırlar ile günlük canlı ağırlık
artışı 650–750 grama kadar olan besi sığırları yemlenebilir.
* Besin değeri olarak (ham protein açısından);
1) 3 kg mısır silajı = 1 kg karma yem,
2) 1 kg mısır silajı maliyeti = Karma yemin 1/15’i,
3) 1 kg mısır silajı maliyeti = Yonca kuru otunun
maliyetinin 1/3’ü,
4) 1 kg mısır silajı maliyeti = Samanın maliyetinin 1/5’i
kadardır.
5) 1 kg mısır silajı maliyeti = Arpa danesinin
maliyetinin 1/12 si kadardır.
* Ot depolama sorunu ve depo masraflarını en aza
indirir.
* Silajlık bitkiler tarlayı erken boşaltırlar, diğer
ürünlerin ekimi için uygun bir zaman kalır.
30
* Hububat sonrası ve pamuk öncesi ekilebilen silajlık
bitkiler araziden, ana ürün yanında değerli bir hayvan yemi
elde edilmesini sağlar.
* Silo yemleri, açılmadıkça yıllarca bozulmadan
kalabilirler.
* Yabani ot tohumları, silo içerisinde ölür ve gübre ile
tekrar tarlaya taşınıp zararlı olma özelliği yitirir.
* Kuruduğu zaman sertleşerek hayvanların severek
yiyemeyeceği birçok bitki, silolandığında hayvanlar tarafından
iştahla yenir.
* Yeşil olarak yedirildiğinde, zararlı etkilere sahip bazı
yemler, silaj haline getirildiğinde zararlı etkilerini yitirir.
* Silaj, sindirimi kolay, besin değeri yüksek bir yemdir.
* Hayvanın yediği her türlü ot, yem bitkileri ve gıda
sanayi yan ürünlerinden yapılabilir.
* Silajda, otları kuruturken meydana gelen yağmur
çürümesi, balyalama zaiyatı, taşıma zaiyatı gibi kayıplar
yoktur.
*Silaj yapılırken havasız ortam esas olduğundan, zararlı
küfler çoğalamaz. Süt asidi bakterileri ise havasız ortamda
kolayca çoğalırlar ve hayvanlar yaralı ve temiz bir yem yemiş
olurlar.
* Silo yemleri az yer kaplar.( 1m3 silaj: 500–900 kg)
* Silaj ile beslenen hayvanlar sağlıklı, tüyleri parlak
olur.
* Kuru ot gibi yangın tehlikesi yoktur.
* Silajın olgunlaşması sırasında yeşil otlara melas,
hububat kırması gibi katkı maddeleri katıldığı gibi laktobasil ve
streptokok bakterilerinin etkisi ile süt asidi oluşmakta, bu da
otların hem yem değerini hem de sindirilme kabiliyetlerini
yükseltmektedir.
* Yıl boyunca yedirilen silaj en az 7–8 ay önceden
stoklandığı için üreticiyi enflasyon baskılarından korur.
Kısacası silaj, ekonomik kriz dönemlerinin sigortasıdır.
31
Zorluk Sırasına Göre Silaj Yemleri
Her türlü doğal çayır ve mera otları; çiçeklenme dönemi
sonuna doğru, tohumlar hamur olumunda iken silaj yapılabilir.
Tarımı yapılan yem bitkileri, mısır, sorgum*sudan otu
melezleri, ayçiçeği, buğday, arpa, yulaf vb. buğdaygil yem
bitkileri, her türlü fabrika ve konserve yan sanayi ürünleri silaj
yapılan materyal olarak sayılabilir.
1- Kolay Silo Edilen Yemler:
başlangıcında,
dökülüp siyah çekirdek göründüğünde,
2- Orta Güç Silo Edilen Yemler :
Çayır otları, yonca, korunga, bezelye sapları (mutlaka
karbonhidratça zengin hububat kırmaları veya % 5’e kadar
melas katılmalıdır.)
3- Güç Silo Edilen Yemler:
Buğday, arpa, yulaf, çavdar, kolza, fiğ; bunlar kısa
doğranması sağlanıp, çok sıkıştırılmalı ve % 5 melas takviyesi
edilmelidir.
32
Silaj denilince ilk akla gelen mısır silajıdır. Sulu
alanlarda 1 dekar yerden çok iyi bakım şartlarında 10 ton
civarında silaj veren, çok kolay silajı yapılan bir bitkidir.
Macar fiği ile münavebeye girdiğinde 1 dekar alandan
10 tonu mısır, 5 tonu Macar fiği yeşil ot olmak üzere yaklaşık
15 ton civarında silaj sağlanabilmektedir.
Eğer kuru şartlarda silaj yapma zorunluluğu varsa, en az
mısır kadar değerli ayçiçeği imdada yetişir. Buğday, arpa,
yulaf, macar fiği kış yağışları ile rahatlıkla yetiştirilerek
silajları yapılabilmektedir.
Kuru ot üretimi amacıyla ekilen yonca veya macar fiği,
yulaf karışımı gibi bitkiler, eğer yağmurlardan çürüme tehlikesi
ile karşı karşıya gelirlerse, yoncanın ilk ve son biçimlerinin
silaj yapılması tavsiye olunur.
Konserve artıkları (her türlü sebze artıkları), şalgam ve
hayvan pancarı yaprakları, bezelye sapları, fasulye, domates,
biber artıkları ile şeker pancarı posası, patates cipsi artıkları
gıda yan ürünleri olarak sayılabilirler.
Silo ÇeĢitleri
1- Kule Tipi Beton veya Çelik Silolar: Daha çok
endüstriyel boyutlarda üretim yapan 250–300 baştan fazla sür
sığırı veya 1000 baştan yukarı besi sığırı olan her zaman
silajlık yeşil ürünlerin bulunduğu ülke ve bölgelerde inşa edilir.
Profesyonel işletmelerin düşünebileceği pahalı bir yapılardır.
33
Bu tür silolar en fazla otomatik yemleme yapılan yerden
tasarrufun zorunlu olduğu, işçiliğin pahalı olduğu yerlerde
500–1000 tonluk kuleler halinde inşa edilir. Çelik veya
betonarme malzeme kullanılır.
2- Yer Üstü Beton Silolar: Bu silolar yer üstüne tabanı
beton blokaj, iki veya üç taraflı taş veya bulunabilen dayanıklı
inşaat malzemelerinden inşa edilen genellikle önü açık (ön ve
arkada açık olabilir) silolardır. 5–7 metre genişlik, 15–30 metre
uzunlukta yapılardır. İnşaat masrafı oldukça yüksek olup,
inşası sırasında yan duvarlara uygun meyili vermek şarttır.
Aksi takdirde silajı sıkıştıracak olan traktörün lastik veya
paletleri duvar diplerine yanaşamayacağından tam sıkışma
olmaz ve silajda çürümeler meydana gelir. Üstünü kapamak
biraz zor olabilir. Sermayesi dar olan işletmelere tavsiye
edilmektedir.
34
3- Toprak Üstü Silolar: En ucuz silolardır. Hatta
masrafsızdır. Bu nedenle küçük işletmelere tavsiye edilir.
Çünkü sabit yatırıma hiç gereksinme olmayan silo şeklidir.
Günümüzde en çok kullanılan silolar, 2 veya 3 tarafı
duvarlarla çevrili, beton ya da taştan yapılan hendek silolar ile
toprak zemin üzerinde sap saman serilip örtü malzemesi olarak
da plastik ve toprak kullanılarak çok ucuza yapılan toprak üstü
silolardır.
35
Silonun genişliği 4–6 m civarında olmalıdır. Taşıma
kolaylığı açısından silo ahıra yakın olmalı ve silajlık bitkinin
yetiştirildiği tarla da fazla uzak olmamalıdır.
Silo tabanı, yağmur ve sızıntı sularının dışarı akabilmesi
için %1–2 eğimli olmalıdır.
Silonun bulunduğu yer, silaj yeminin doldurulmasına
engel olmayacak durumda olmalıdır.
Silo, gübrelikle iç içe olmamalıdır.
Silaj üretimi Ġçin Gerekli Malzeme ve Araçlar
1- Silajı Yapılacak Yem Bitkisi: Silolanacak
malzemenin tarlada biçilmemiş halde nem oranı % 75–85
kadardır.
Siloya konacak malzemenin nem oranı ise % 70’i
geçmemelidir. Aradaki % 10’luk nem kaybı ise biçme ve
taşıma sırasında kendiliğinden meydana gelir. Fazla nemden
şüpheleniliyorsa bir tutam ot alınıp çamaşır sıkar gibi sıkılır,
eğer su veriyorsa soldurmaya tabi tutulur. Bu soldurma yonca,
fiğ+yulaf, yulaf, arpa, buğday gibi ince gövdeli bitkilerde önce
ot biçme makinesi ile biçilip, yarım veya bir gün bekletilip,
sendirme işleminden sonra silaj makinesi ile parçalanırsa
silajın kuru madde oranı artar, silaj çok daha kaliteli olur.
Mısır bitkisinin silaj yapılabilmesi için koçanlar
kırıldığında (koçan ayasındaki süt çizgisi) 1/3 olmalı veya
danelerde unlaşma başlangıcı tercih edilirse en kaliteli silaj
materyali hazır demektir.
36
Silaj; yonca, fiğ, fasulye, bezelye gibi baklagil
otlarından yapılacak ise, her 1 tonluk silaj için 50–60 kg
buğday veya arpa kırması veya ekşi un katlar üzerine
serpiştirilerek karıştırılır.
37
Eğer katkı maddesi olarak melas kullanılacak olursa her
ton silaja 35–40 kg melas hesaplanmalıdır veya 10–30 kg üre
katılmalıdır. Ayrıca ton başına 2–3 kg öğütülmüş (NaCl) tuz
kullanılabilir.
2- Silaj Örtüsü Naylon: 6–8 metre eninde yeterince
uzun (40 m) boyunda top halinde naylon örtü kullanılır.
3- Sap-Saman (toprak üzerine serpmek için),
4- Üzerini örtmek için toprak (kumlu olmayacak)
veya eski araba lastiği,
5- Silaj makinesi (mısır ve sorgum için mısır silaj
makinesi; yonca, fiğ ve benzeri otlar için ot silaj makinesi)
6- Traktör (biçme, taĢıma ve çiğneme için)
7- Katkı malzemesi (Özellikle baklagil yem bitkileri
için)
Silo Alanının Hazırlanması
Yaklaşık 4–5 m kadar genişlik ve yeteri kadar
uzunlukta % 1–2 meyilli olarak tespit edilen silo alanı,
süpürülüp temizlendikten sonra üzerine 10–15 cm kalınlıkta
sap ve saman serilir.
38
Silonun Doldurulması ve Örtülmesi
Tarlada parçalanmış olan silajlık materyal en fazla 4 ile
15 mm arasında olmalıdır. Daha uzun olan silaj malzemeleri
kolay sıkışmadığı gibi danelerde tam parçalanmadığı için
turşulaşma (fermantasyon) zor olur.
Römorklarla tarladan parçalı getirilen silaj malzemesi,
daha önce 4–5 m genişlikte serilmiş olan sap-saman üzerine,
15–20 cm kalınlıkta serilir.
39
Mısır silajında zaten ton başına 300–400 kg unlaşma
başlangıcında dane mısır mevcut olduğu için tuz dışında katkı
maddesine gereksinim yoktur.
Her kat 15–20 cm serildikten sonra hazır bekleyen
sıkıştırıcı traktör ile git gel hareketleri ile alabildiğince
sıkıştırılır. Sıkıştırılan silonun içinde hava bırakmamaya özen
gösterilir.
Bu şekilde silo kat kat doldurulur. Balıksırtı haline
getirilir. Silolar balıksırtı şeklinde yapılmadığı takdirde ileride
meydana gelebilecek çökmelerden dolayı silo üstünde su
birikintileri meydana gelir. Sonuçta siloda bozulmalar olabilir.
Silo son şeklini aldıktan sonra üzerine naylon çekilerek
hava ile irtibatı kesilerek örtülür.
Naylonun üstüne, eteklerden başlamak suretiyle tepeye
doğru 20 cm kalınlıkta toprak örtülür. Bu toprak kum veya
kumlu olmamalıdır. Çünkü yağmurlar ile bu kum kayar ve silaj
açığa çıkar. Muhtemel naylon delinmesi silajın bozulmasına
neden olur.
40
Toprak ile kapatılan silonun naylon eteklerine toplanır.
Sonra yağmur kanalı açılır, içine yatırılıp tekrar ince bir
toprakla örtülür.
Yağmur kanalının açılması, yağmur sularının silaja
karışmasını önlemek için zorunludur.
Silajın OlgunlaĢması
İyi bir şekilde doldurulmuş ve kapatılmış silo dahi
mevcut havanın oksijenini yaklaşık 5 saatte tüketir.
Havasız şartlarda faaliyet gösteren bakteriler arasında
arzu edilmeyen bakterilerde vardır. Bunların başında
proteinleri tahrip edenler, kokuşma bakterileri ve tereyağı
bakterileri gelmektedir. Ancak, bunların optimum faaliyet
gösterebilmeleri için ortamın Nötr veya alkali olması gerekir.
Asit reaksiyonlarında, bakterilerin sporları çok çabuk
yok olur, meydana gelen süt asidi yardımı ile yem kitlesi
hemen hemen steril bir hal alarak dayanıklılığı artırılmış olur.
Yemlerin silaj yapılarak saklanması halinde silo
içerisinde bazı değişiklikler görülür. Bunlar şunlardır:
Başlangıçta canlı hücreler solunumlarına devam ederler.
Bu yüzden basit karbonhidratlar parçalanır ve karbondioksit
41
meydana gelir. Ayrıca mekanik sıkıştırmadan dolayı bir miktar
su sızar. Bu arada bir miktar ısı artışı olur.
Bakteriyolojik faaliyet sonucu bir miktar asetik asit
meydana gelir. Kısa bir zaman sonra süt asidi bakterilerinin
faaliyetleri artar ve süt asidi fermantasyonu başlar.
Yem, süt asidi fermantasyonu bittikten sonra dinlenme
dönemine girer. Artık süt asidi miktarı en üst seviyeye
ulaşmıştır.
Bu faaliyetler 17–21 gün sonra biter.
Silonun Açılması
Silonun açılması için olgunlaşmasını tamamlamış
olması gerekir. Olgunlaşma süresi en az 45 gündür. Bu süreden
sonra açılıp hayvanlara yedirilebilir. Ancak herhangi bir
olumsuzluğa imkân vermemek için silonun 2 ay sonra açılması
en güvenilir yoldur.
Şayet silo açılmamış ve üstü toprak ise bozulmadan 2
sene bekletilebilir.
Olgunlaşma süresi içerisinde silaj herhangi bir besin
madde kaybına uğramaz.
Silaj açıldıktan sonra yedirilmeğe başlandığında, hava
ile temasa geçen yüzey dar tutulmalıdır. Çünkü gereğinden
fazla geniş yüzeyli silolarda günlük kesilen dilim ince
olacağından hızla bozulur. Bunun için silaj yapılırken cephesi
dar, boyu uzun tutulursa günlük kesilen dilim kalın
olacağından bozulmaya fırsat kalmadan hayvanlara sürekli taze
silaj yedirilmiş olur.
Silo içinde en uygun şekilde hayvan barınağına yakın
tarafından açılır. Günlük ihtiyaç kadar alınıp tekrar naylon
örtülür. Bu işleme silaj bitinceye kadar devam edilir.
42
Silodan 2 günlük ihtiyaçtan fazla çıkarılmamalıdır.
Çünkü 2 günden fazla açıkta tutulursa kararır ve bozulur. Silaj
mümkünse dikine dilim halinde kesilerek alınır.
Silaj Hayvanlara Nasıl Yedirilmeli
Açılan silonun rengi zeytin yeşili renginde, kokusu süt
asidi sebebiyle çok hoş kokulu turşu kokusunda ve iştah açıcı
lezzette olduğundan hayvanlar tarafından çok çabuk alışılır ve
yemeye başlarlar.
Silo yemi pis kokulu, küflü, koyu kahverenginde ise
asla hayvana yedirilmemelidir.
Bilindiği gibi hayvanların yaşama ve verim payını
karşılamak üzere yemlenirler. Genelde kuru ot ve samanın
yaşama payı için, karma ve kesif yemlerin ise verim payı için
verildiği kabul edilmektedir.
Silaj ise hem verim, hem yaşama payı için verilen
yegâne yemdir. 12–13 litreye kadar süt veren inekler, dana,
düve ve buzağılar sadece silaj ile belirli bir süre yemlenebilir.
43
Günlük 650–750 gram canlı ağırlık artışı sağlayan besi
hayvanları da silaj ile beslenebilir.
Silo yemi yedirilmeye başlandığından, bitene kadar
devamlı yedirilmeli, kesintili ve aralıklı yemleme sindirim
bozukluklarına sebep olmaktadır. Onun için silaj her gün
yedirilmelidir.
Yabancı koku ve tada son derece duyarlı olan süte,
silajın tat ve kokusunun geçmemesi gerekmektedir. Bunun için,
silaj barınakta bekletilmez, sağım sonrası barınağa getirilerek
hayvanlara verilir. Daha önce verilen silajdan arta kalanlar
varsa sağımdan önce yemliklerden temizlenerek, barınaklardan
uzaklaştırılır. Barınak havalandırıldıktan sonra sağım yapılır.
KAYNAK
Hayati ŞEKER Ziraat Yüksek Mühendisi; Yem Bitkileri
Yetiştiriciliği
Doç.Dr. Mustafa KIZILŞİMŞEK; Silajlık Mısır Yetiştiriciliği__
SÜT HAYVANCILIĞI
EĞİTİM MERKEZİ YAYINLARI
HAYVANCILIK SERİSİ : 5
YETİŞTİRİCİ EL KİTABI
SÜT SIĞIRLARININ BESLENMESİNDE
TEMEL İLKELER
Prof. Dr. Hasan Melih YAVUZ
U.Ü. Veteriner Fakültesi
Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı
SÜTAŞ A.Ş.
Uluabat Köyü, Karacabey,
16700, BURSA.
Tel: 0 224 688 52 64
Faks: 0 224 688 52 63
e-posta: tprojeler@sutas.com.tr
Önemli not: Bu yayının tamamı veya bir bölümü, ancak “Sütaş Yetiştirici Broşürü”nden alındığı açıkça belirtilerek kullanılabilir-yayınlanabilir.
İÇİNDEKİLER
Önsöz
Giriş
1. BÖLÜM: Besin maddeleri.
1.1- Besin maddeleri nelerdir?
1.2- Besin maddelerinin başlıca kaynakları nelerdir?
2. BÖLÜM: Sığırlarda sindirim.
2.1- Dudaklar, dil vedişler.
2.2- Salgı bezleri ve özefagus (yemek borusu).
2.3- Retikulo-rumen (işkembe ve börkenek).
2.4- Omasum (kırkbayır).
2.5- Abomasum (şirden).
2.6- İnce bağırsak.
2.7- Kalın bağırsak.
2.8- Sindirim ve emilim.
3. BÖLÜM: Süt sığırlarının beslenmesinde yemler.
3.1- Kaba yemler.
3.2- Konsantre (yoğun, kuvvetli yemler).
4. BÖLÜM: Süt sığırlarının değişik dönemlerde beslenmesi.
4.1- Kurudaki ineklerin beslenmesi.
4.1.1- İnek kuruya nasıl çıkarılır?
4.1.2- Kuru dönemde beleme nasıl olmalıdır?
4.1.3- Kuru dönemdeki ineklerin beslenmesinde nelere dikkat edilmelidir?
4.2- Laktasyondaki (sağım dönemindeki) ineklerin beslenmeleri.
4.2.1- Birinci dönem: Doğumdan sonraki ilk 10 hafta.
4.2.2- İkinci dönem: Doğumdan sonraki 10-20. haftalar arası.
4.2.3- Üçüncü dönem: Doğumda sonraki 20. haftadan kuruya çıkıncaya kadar geçen dönem.
5. BÖLÜM: Yemleme metodları.
5.1- Barınakta yemleme.
5.2- Bilgisayarlı sistemler ile besleme.
5.3- Komple karma rasyon ile besleme.
5.4- komple karma rasyonun dezavantajları.
5.5- Grup yemlemesi.
6. BÖLÜM: Sütün yağ oranını etkileyen faktörler.
6.1- Sütün üretimi.
6.2- Sütün yağ oranını etkileyen faktörler.
6.2.1- Besleme ile ilgili faktörler.
6.2.2- Laktasyon dönemi.
6.2.3- Mevsim.
6.2.4- Hava sıcaklığının etkisi.
6.2.5- Irk farklılığı.
7. BÖLÜM: Düşük süt verimi ile ilgili bazı problemler.
7.1- Sürüde verim tahmini.
7.2- Laktasyon pikinin düşük olması.
7.3- Süt veriminde aşırı ya da ani düşme.
7.4- Laktasyon döneminin kısa sürmesi.
8. BÖLÜM: Süt sığırlarında dengeli bir rasyonun temel ilkeleri.
8.1- Dengeli bir rasyonun önemi.
8.2- İyi bir rasyonun kriterleri.
8.3- İnek hakkında bilinmesi gerekenler.
8.4- Yem hakkında bilinmesi gerekenler.
8.5- Yemin kuru madde kapsamı.
8.6- Yem maddelerinin ham protein kapsamı.
8.7- Kaba yemle ilgili faktörler.
ÖNSÖZ
Bilindiği gibi Türkiye hayvan varlığı bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir. Ancak sahip olduğumuz bu potansiyeli henüz tam anlamıyla çağdaş bir üretim sektörü haline getirebilmiş değiliz. Özellikle büyükbaş hayvan konusunda, hayvan materyalini iyileştirmek ve daha yüksek verimli bir hayvan varlığı oluşturmak amacıyla birçok çalışma ve uygulama sürdürülegelmektedir. Bu konuda yürütülen çalışmaların çoğu yetersiz kalmakta ya da hatalı bakım ve besleme uygulamaları nedeniyle istenilen faydayı sağlamamaktadır. Teknik elemanlarımızın incelemeleri ve üniversitelerimiz ile birlikte yaptığımız çalışmalar gösteriyor ki çok basit hatalar bile önemli verim kayıplarına neden olmaktadır. Hatta temin edilen kaliteli damızlık hayvanların önemli bir kısmı kısa sürede özelliklerini kaybetmekte ve verimsiz hale gelmektedir. Bu durumun ciddiyetini kavramış olan bir kurum olarak, uzun süredir ciddi bir eğitim seferberliği yürütmekteyiz. Bakanlığımız ve uzman kişilerin işbirliği ile yürüttüğümüz bu eğitim çalışmalarının meyvelerini görmeye başlamış olmamız, kuruluşumuzun gurur kaynaklarından birini oluşturmaktadır.
Süt sığırlarının verimliliğini etkileyen en önemli unsurlardan biri, hatta başta geleni beslenme konusudur. Yanlış ya da yetersiz besleme uygulamalı verim düşüklüğü yanı sıra önemli hastalıklara ve hayvan kayıplarına neden olmaktadır.
Bu konuda da eğitim merkezimizde yetiştiricilerimize yönelik eğitim çalışmaları yapılmaktadır. Ancak bu çalışmaları ve sunulan bilgileri tüm yetiştiricilerimize kısa süre içinde aktarmak olanaksızdır. Bu nedenle bu çalışmalarımızı daha geniş yetiştirici topluluklarına taşıyabilecek yayın faaliyetlerine de önem vermekteyiz.
Süt hayvanı yetiştiricilerinin eğitimine katkıda bulunmak amacıyla .u kitabın hazırlanmasında bizden emeğini ve bilgisini esirgemeyen, Uludağ Üniversitesi Karacabey Meslek Yüksek Okulu Müdürü ve Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. H. Melih Yavuz’a şükranlarımı sunuyorum.
Burada yapılan çalışmaları daha yaygın ve etkin kılabilmek amacıyla hazırlanan bu kitabın yetiştiricilere ve ülkemiz hayvancılığına yararlı olmasını diliyor, değerli üreticilerimize sağlık, bol kazanç ve başarılar temenni ediyorum.
Muharrem YILMAZ
Genel Müdür
SÜTAŞ A.Ş.
GİRİŞ
Süt sığırcılığı büyükbaş hayvancılığın önemli bir koludur. Bu sektör süt üretimi kadar, reforme hayvanların kesime gönderilmesi ve doğan erkek buzağıların besiye alınması yoluyla et üretiminde de önemli bir kaynak oluşturmaktadır.
Hayvan yetiştiriciliği ile ilgili bütün alanlarda olduğu gibi süt sığırcılığının kărlı bir şekilde yürütülebilmesi için bazı temel kuralları iyi bilmek ve uygulamak gerekmektedir. Süt sığıcılığının başarılı şekilde gerçekleştirilmesinde iyi bir bakım, yönetim, uygun hayvan seçimi ve barınak gibi faktörler de önemli rol oynamasına rağmen kărlılığı etkileyen faktörlerin başında iyi bir besleme programı uygulanması gelmektedir. Çünkü bir sığırcılık işletmesinde besleme yöntemlerine bağlı olarak işletme giderlerinin % 40 – 70 gibi oldukça değişen oranlardaki büyük bir kısmını besleme giderleri oluşturmaktadır. Bu giderler besleme programları iyileştikçe azalmaktadır. U.Ü.Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından Çanakkale’nin Biga ilçesine ait köylerde yürütülen çalışmalarda görülmüştür ki yapılan çok basit besleme hataları sonucu 10 inek başına, yetiştiricilerin tamamına yakın kısmında yılda, 1-1.5 milyar lira civarında ekonomik kayıp meydana gelmektedir.
Süt sığırlarında beslemenin başarılı olabilmesi için besin maddeleri, yemler ,süt sığırlarının değişik dönemlerdeki besin maddeleri gereksinimleri ile yemleme metotları hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Bu kitapçıkta bu konularla ilgili temel bilgiler yer almaktadır.
BESİN MADDELERİ
1.1- Besin maddeleri nelerdir,görevleri nelerdir?
Hayvan vücudundaki çeşitli faaliyetlere katılan, o faaliyetleri yöneten, vücuda enerji veren, hayvanın büyümesi ve verim vermesini sağlayan ve
eksikliğinde verim kaybı ile çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkan maddelere besin maddeleri denir. Besin maddeleri hayvanlara yedikleri yemler ile sağlanır. Besin maddelerini vücuttaki görevlerine göre aşağıdaki gibi 3 kısma ayırabiliriz .
a) Yapıtaşı olanlar: Nasıl bir binanın yapımında yapı malzemesi olarak tuğla, çimento, demir gibi yapı maddeleri kullanılıyorsa aynı şekilde vücutta görev yapan maddeler vardır. Bunlar proteinler,yağlar ve mineral maddelerdir.
b) Enerji kaynağı olanlar: Yine bir binanın ısınmasında nasıl değişik enerji kaynakları kullanıyorsak ve bunların fazlasını depoluyorsak, vücutta da aynı şekilde enerji kaynağı olarak görev yapan ve fazlası yağ doku olarak depolanan besin maddeleri vardır. Bunlar vücut ısının korunmasında,çeşitli hayati fonksiyonların yerine getirilmesinde, süt üretimi , büyüme ve dokuların yenilenmesi gibi faaliyetlerde ve hareketlerin sağlanmasında vücutta enerji kaynağı olarak kullanılırlar. Enerji kaynağı olarak kullanım önceliğine göre bunlar karbonhidratlar,yağlar ve proteinlerdir.
c) Özel görevi olanlar: Bazı besin maddeleri de yine bir evdeki çeşitli aletlerin çalışmasını ve idaresini yöneten birçok anahtar gibi vücuttaki yaşamsal olayları yönetir, başlatır ve bitirirler. Vücuttaki kemik gelişimi, görme vb. özel faaliyetlere katılırlar. Bunlar vitaminler ve mineral maddelerdir.
1.2- Besin maddelerinin başlıca kaynakları nelerdir?
Karbonhidratlar dediğimiz besin maddeleri, doğada en bol ve ucuza bulunan enerji kaynaklarıdır. Bunları şekerler, nişasta ve lifli maddeler(selüloz) olarak görebiliriz. Şekerler daha çok pancar gibi kök bitkilerde ve meyvelerde , nişasta daha çok tahıl taneleri ile patates gibi yumru yemlerde, lifli maddeler ise bitkilerin dal, kök yaprak ve saplarında bulunurlar. Bu nedenle enerji kaynağı olan konsantre yemler daha çok nişasta ve şeker bakımından, kaba yemler ise selüloz bakımından zengindir. Nişasta ve şeker işkembede çok hızlı ve kolayca sindirilirken lifli maddeler ise ancak işkembede bulunan ve hayvanla ortak yaşam sürdüren mikro organizmalar sayesinde parçalanıp sindirilirler. Karbonhidratlar bakımından zengin olan bu yem maddeleri enerji bakımından zengin ancak yapıtaşı görevi olan proteinler bakımından fakirdir. Yani tahıl taneleri, pancar, patates, tapyoka, çeşitli kuru otlar, değirmencilik yan ürünleri daha çok enerji bakımından zengindir. Buna karşın protein bakımından fakirdirler.
Proteinler ise vücutta dokuların büyümesi , yapıtaşlarının oluşmasında ve et, süt gibi ürünlerin yapısında yer alırlar. Daha çok yağlı tohum küspeleri, baklagiller ve hayvansal kökenli gıdalarda bol miktarda bulunur. Örneğin ayçiçeği,pamuk tohumu,soya,keten tohumu gibi yağlı tohumların küspeleri protein bakımından zengindir. Ayrıca baklagillere (yonca,fiğ,korunga gibi) ait kaba yemler proteince zengin yem maddeleridir.
Yağlar sığır yemlerinde doğal olarak yem maddelerinde % 2-4 oranları arasında bulunurlar. Ayrıca yemlerin enerji değerini artırmak üzere yemlere katkı olarak ta uygulanırlar. Ancak sığır yemlerindeki toplam yağ oranı % 6’yı hayvan başına ise 500-600 g’ı geçmemelidir. Yine süt sığırlarının beslenmesinde
kullanılacak katkı yağların doymuş yağlardan (daha çok hayvansal kökenli) oluşması gerekir. Sıvı yağlar lifli maddelerin (selüloz) sindirilmesini zayıflatır ve süt yağında bozukluk meydana gelebilir. Yine asit yağ gibi yağların kullanılması olumsuz sonuçlara yol açabilir. Yağlar karbonhidrat ve proteinlere göre iki kat veya biraz daha fazla enerji kapsarlar.
Vitaminler yağda ve suda eriyen vitaminler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Yağda eriyen A,D ve E vitaminleri sığırların beslenmesinde daha dikkatli ele alınması gerekir. A vitamini bakımından yeşil otlar zengindir. D vitamini ise güneşte kurutulmuş otlarda bulunur. Ayrıca güneş ışığı sayesinde deri altında üretilir. Bu nedenle güneş ışığından uzun süre mahrum kalan hayvanlarda D vitamini noksanlığı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. K vitamini ile suda eriyen B vitaminleri hayvanların işkembesinde bulunan mikro organizmalar tarafından üretildiklerinden bu mikro organizmaların faaliyetlerini engelleyici faktörler olmadıkça eksiklikleri pek görülmez. Hayvanlara verilen yemlerin vitamin ve mineralleri ne oranda içerdikleri her zaman garanti edilemediği için bunların yemlere premiks denilen katkı maddeleri ile yemlere tavsiye edilen miktarlarda katılması eksikliklere karşı tedbirli olunmasını sağlar.
Mineral maddeler ise iskelet sisteminin yapısını oluşturmaları ve vücuttaki bir çok hayati işlevde rol almaları nedeni ile önemli roller üstlenirler. Özellikle kalsiyum (Ca) ve fosfor (P) süt sığırlarının beslenmesinde kritik olarak ele alınırlar. Vitaminlerde olduğu gibi premiksler ile günlük yem karmasına ilave edilmeleri eksikliklerine karşı tedbirli olmayı sağlar.
SIĞIRLARDA SİNDİRİM
Sığırların mideleri diğer geviş getiren hayvanlarda olduğu gibi 4 bölmeden oluşmuştur. Bu midelerden en büyük kapasiteli olanı ve en işlevsel olanı ilk bölme olan işkembe (rumen) dir. Daha sonra sırasıyla börkenek (retikulum), kırkbayır (omasum) ve şirden (abomasum) gelir. Rumen ve retikulum çoğunlukla retikulo-rumen şeklinde birlikte anılırlar.. Sığırlarda sindirim sisteminin soldan ve sağdan görünüşleri şekil 1 ve şekil 2’de görülmektedir.
Şekil 1: Sığırların sindirim sistemlerinin soldan görünüşü
Şekil 2: Sığırların sindirim sistemlerinin sağdan görünüşü
Ayrıca şekil 3’te yemin mideler içinden hareketleri oklarla gösterilmiştir.
Sırasıyla ağızdan başlayarak yenilen yemin sığırların sindirim organlarında nasıl sindirildikleri ve sindirildikleri organların özellikleri aşağıda anlatılmaktadır. Bu işlemleri iyi anlamak bir çok beslenme hatasını da önleyecek ve hayvanların daha akılcı beslenmesine yardımcı olacaktır. Sığırların sindirim sistemlerinde meydana gelen sindirim işlemleri şekil 5‘te özetlenmektedir.
Şekil 3: Yemin süt sığırında mideler içindeki dolaşım hareketleri.
2.1-Dudaklar, dil ve dişler.
Dudaklar ağzın hareketli ve kavrama yeteneğine sahip tek organıdır. Otların ve diğer bitkilerin ağza alınması dil sayesinde olur. Sığırların üst kesici dişleri yoktur. Bu nedenle çayır ve meradan iyi yararlanabilmeleri için buralardaki otların uzunluğunun 15 cm ya da daha fazla olması gerekmektedir. Ayrıca üst çene alt çeneye göre daha geniştir. Bu durum ve çenelerin yanlamasına hareket kabiliyetine sahip olması ağzın tek tarafından çiğneyebilmeye ve geviş getirme sırasında yanlamasına hareketlerle lokmanın daha iyi çiğnenmesine olanak tanır.
2.3-Salgı bezleri ve özefagus (yemek borusu).
Sığırlarda ağzın çevresine yerleşmiş çok sayıda salgı bezi vardır. Bunlardan kompozisyonları arasında çok az farklılık bulunan tükürük salgılanır. Tükürük salgısının ineklerin beslenmesinde önemi büyüktür. İyi bir beslenme programı uygulanan bir inek günde 180 lt civarında tükürük salgılar. En fazla tükürük salgılanması geviş getirme sırasında olur. Geviş getirmekte olan bir hayvan dakikada 160 ml tükürük salgılar. Tükürük salgısı rumendeki sindirimin sağlıklı olmasını sağlayan ve rumendeki asitliği azaltan bir çok madde içerir. Eğer hayvanın geviş getirmesi ve dolayısı ile tükürük salgılaması azalırsa sindirim bozuklukları meydana gelir. Rumende bulunan ve hayvanın sindirimi
için faydalı olan mikroorganizmalar zarar görür. Geviş getirme ve sonuç olarak tükürük salgılanmasını engelleyen başlıca iki faktör vardır. Bunlardan biri, günlük toplam yem içerisindeki kaba yem ve konsantre yem oranıdır. Günlük toplam yem içerisinde kaba yem oranı %50 civarında olmalıdır. Ancak çok yüksek verimli hayvanlarda kaba yem oranının % 40’a kadar düşmesine izin verilebilir. Ancak kaba yem oranı süt sığırlarında hiçbir zaman % 40’tan az olmamalıdır. Kaba yem bakımından eksik beslenen sığırlarda geviş getirme azalır. Diğeri ise, kaba yemin doğranma uzunluğudur. Çok ince doğranmış patoz samanı,mısır silajı gibi kaba yemler, ayrıca yapısal lif bakımından fakir taze yeşil çayı otu ile pancar ,domates ve elma posaları geviş getirmeyi engelleyici etki yaparlar. Bu nedenle bu tür kaba yemler kaba kıyılmış kuru ot veya saman ile karıştırılarak verilmelidir. Yemlerin ıslatılarak veya bulamaç haline getirilerek yedirilmesi de tükürük salgılanmasını azaltan etki yapar.
Özefagus ise 1 m’den biraz kısadır ve ağızda tükürük ile karışmış olan yemin rumene geçişini sağlar. Ayrıca geviş getirme sırasında da içeriğin ağza geri taşınmasını sağlar. Bunların dışında sindirimle ilgili bir faaliyeti yoktur.
2.3-Retikulo-rumen (işkembe ve börkenek).
Benzerlikleri ve içeriklerinin serbestçe birbirine karışabilmesi nedeniyle ruminantların ( geviş getirenlerin) midesinin bu iki ön bölümü genellikle retikulo-rumen olarak birlikte anılmaktadır. Midelerin bu bölümü karın boşluğunun büyük bir kısmının doldurur. Rumen duvarları oldukça güçlü bir kas yapısına sahiptir ve sindirim kanalındaki toplam içeriğin üçte ikisinden fazlası rumende bulunur. Alınan yem 20-48 saat gibi bir zaman boyunca rumende kalır. Bu süre yemin sindirim kanalından toplam geçiş süresinin ( 40-72 saat) yarısı kadardır. Rumenin kasılıp gevşemesi arasında 50-60 sn kadar bir süre geçer. Bu rumen hareketleri ile rumen duvarının içini kaplayan yaprakçıklar yemle temas ederler. Bu yaprakçıklar rumenin iç yüzeyinin çok geniş bir alanda yemle temas etmesini sağlar. Bu sayede rumende fermantasyon yoluyla oluşan uçucu yağ asitleri gibi sindirim ürünleri rumen duvarından etkin bir şekilde emilirler ve kana geçerler. Rumenin yapısı lifli yemleri uzun süre burada tutmaya ve mikroorganizmalar tarafında fermente edilmeleri için zaman tanımaya müsaittir. Bu sayede lifli yemler geviş getirenler tarafından sindirilebilir. Ancak kaba yemler çok ince kıyılmışsa rumenden geçiş hızları da yüksek olur ve sonuç olarak mikroorganizmalar tarafından iyi sindirilemezler. Bu gibi kaba yemlerden hayvanlar iyi yararlanamazlar.Ayrıca daha önce de bahsedildiği gibi ince kıyılmış kaba yemler ,sıvı kısım ve öğütülmüş konsantre yemler geviş getirilmeden rumenden hızlı bir şekilde geçerler. Şekil 4’te alınan yemlerin niteliğine göre rumendeki konumları görülmektedir.
Şekil 4: Yemlerin niteliklerine göre rumendeki konumları.
Rumende yemlerin sindirimi mikro organizmalar tarafından gerçekleştirilir. Normal bir rumen içeriğinin her mililitresinde 16 milyar ile 40 milyar arasında bakteri ve 200 000 civarında protozoon denilen mikroorganizma bulunmaktadır. Rumende çok sayıda bakteri ve protozoon türü vardır. Bunların türünü yenilen rasyonun özellikleri belirler. Bu mikroorganizmalar karbonhidratları parçalayarak uçucu yağ asitleri denilen bir kısım sindirim ürünlerine dönüştürdükleri gibi proteinleri de önce parçalayarak amonyağa daha sonra da mikrobiyal proteine dönüştürürler. Buna bağlı olarak ta rumende üretilen ve sığırların başlıca enerji kaynağı olan uçucu yağ asitlerinin toplam uçucu yağ asitleri içerisindeki oranları değişir. Rumen içerisindeki ortam mikroorganizmaların çoğalması için idealdir. Rumen içeriğinin pH’ı 5.5-7.0 ve sıcaklığı da 39 – 40 0C arasında olmalıdır. Bu değerler mikroorganizmaların ürettiği çoğu enzimin iş görmesi için en uygun şartları oluşturur. Diğer bir çok bakteri türünün üremesini önleyecek şekilde, rumen ortamında oksijen hemen hiç yok gibidir. Bu mikroorganizmaların oluşturduğu fermantasyonun son ürünleri ( uçucu yağ asitleri ve amonyak ) rumen duvarından emilirler.
2.3-Omasum (kırkbayır).
Omasum çok sayıda kas yaprakçıkları tabakalarını içerir. Her ne kadar abomasum boş haldeyken oldukça hacimli görünse de sindirim kanalındaki
toplam içeriğin sadece yaklaşık % 5’i abomasumda bulunur. Erişkin bir sığırda boş hacmi basketbol topu kadardır. Omasumun fonksiyonu tam olarak anlaşılmış değildir. Omasumda, yapraksı kas tabakaları arasında içeriğin suyu epeyce alınır ve sıkı tabakalar haline gelir. Rumenden gelen su ve mineral maddelerin büyük kısmı buradan emilmektedir. Böylece de bir sonraki bölme olan abomasumda sindirim için salgılanan asit ve enzimler sulandırılmamış olmaktadır.
2.5-Abomasum (şirden).
Abomasum ruminantların dördüncü midesidir. Bu mide tek mideli hayvanların midelerine benzerdir. Burada sindirim ile ilgili enzimler ve hidroklorik asit salgılanır. Abomasumun iç duvarında bulunan çok sayıda katlanma organın salgılama sahasını oldukça artırır. Rumende üretilen mikrobiyal proteinler ve rumende sindirilmeden gelen by-pass proteinlerin sindirimi burada başlar ve ince bağırsaklarda devam eder.
İnce Bağırsak: Erişkin sığırlarda ince barsak 46 m uzunluğu olan katlanmış bir tüptür ve genişliği 1 cm ile 4.5 cm arasında değişir. Pankreas ve bağırsak duvarından salgılanan enzimler rumenden gelen protein karbonhidrat ve yağların sindirilmesini sağlar. Ayrıca safra kanalı ile gelen safra da yağ sindirimine katılır. İnce bağırsak sindirimin son ürünlerinin başlıca emilim yeridir.
2.6-İnce bağırsak.
Erişkin sığırlarda ince bağırsak 46 metde uzunluğu olan katlanmış bir tüptür ve genişliği 1 cm ile 4,5 cm arasında değişir. Pankreas ve bağırsak duvarında salgılanan enzimler rumenden gelen protein karbonhidrat ve yağların sindirilmesini sağlar. Ayrıca zarfa kanalı ile gelen safra da yağ sindirimine katılır. İnce bağırsak sindirimin son ürünlerinin başlıca emilim yeridir.
2.7-Kalın bağırsak.
Sekum (kör bağırsak) kalın bağırsağın ilk kısmıdır. Rumen gibi depolama görevi vardır. Abomasumda asitle ve ince bağırsaktaki enzimlerle meydana gelen sindirimden sonra, sindirim kanalı içeriği sekumda tekrar mikrobiyal fermantasyona uğrar. Tavşan ve at gibi bazı hayvan türlerinde sekum önemli bir mikrobiyal fermantasyon yeridir fakat yine de retikulo-rumene göre bu hayvanlarda sindirimdeki önemi çok küçük kalmaktadır. Daha sonraki kısım olan kolon (kalın bağırsak) sindirim ve emilim bakımından önemli bir aktiviteye sahip değildir. Kolon feçesin (dışkı) oluştuğu yerdir. Kalın bağırsak duvarında su ve mineraller kolaylıkla emilebilir. Rektum ise dışkılama olmadan önce dışkının biriktiği son kısımdır.
2.8-Sindirim ve emilim.
Beslenme bilimi bakımından yem maddeleri yutulduğu zaman vücuda girmiş olmazlar. Sindirilip son sindirim ürünleri sindirim kanalından kan dolaşımına geçtikten sonra yenilen şeylerin vücuda girdiğini söyleyebiliriz. Sindirim, yemlerle alınan oldukça karmaşık yapıda kimyasal özelliğe sahip olan
besin maddelerinin, çeşitli salgı ve fermantasyon marifeti ile daha basit yapıda ve sindirim kanalından emilebilir hale getirilmesidir.
Genellikle yemin tamamı sindirilebilir halde değildir. Sindirilemeyen kısım dışkıyla vücuttan atılır. Basit şekerler gibi bazı basit bileşikler de herhangi bir sindirim işlemine uğramadan bağırsaklardan emilir. Bununla beraber, ruminantlarda bu basit bileşikler direk olarak emilmek yerine rumendeki bakteriler tarafından fermente edilirler ve çoğunluğu fermantasyon ürünleri şeklinde rumen duvarından emilir.
Şekil 5: Değişik bölgelerde sindirim işlemleri.
SÜT SIĞIRLARININ BESLENMESİNDE YEMLER
Süt sığırlarının beslenmesinde kullanılan yemleri kaba yemler ve konsantre yemler olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
3.1-Kaba yemler.
Ham selüloz (lif) bakımından zengin ancak besin maddeleri bakımından daha düşük değerli olan yemlere kaba yemler denir. Kaba yemleri silajlar, kuru otlar, samanlar, yeşil kaba yemler ile çayır ve mera otları olarak sıralayabiliriz.
Özellikle yüksek verimli ineklerin beslenmesinde kaliteli kaba yemlerin kullanılması, dengeli ve ekonomik beslemenin birinci şartıdır. Çünkü süt ineklerine verilecek günlük toplam yemin yarısı kaba yemlerden karşılanmalıdır. Bu, hayvanın sağlığı, sindirim faaliyetlerinin düzenli olması ve istenilen süt yağı ile süt veriminin sağlanabilmesi için mutlaka gereklidir. Süt sığırlarının beslenmesinde saman ve düşük kaliteli kuru otlar gibi zayıf kaba yemler kullanıldığında hayvanın ihtiyaçları karşılanamaz ve süt verimi düşer. Hayvanın gereksinimlerini karşılamak üzere günlük kaba yem oranı düşürülüp, fabrika süt yemleri gibi yemlerin miktarının artırılması durumunda ise süt yağı düşer, asidoz ve ayak hastalıkları gibi bir çok metabolik hastalık ortaya çıkar. Ayrıca fazla konsantre yem kullanılması gerektiğinden besleme programı ekonomikliğini kaybeder.
Ülkemizde kaba yem olanaklarının kısıtlı olduğu yerlerde sağım dönemindeki ineklere günde 3-4 kg saman 8-10 kg ya da daha fazla fabrika süt yemi verildiği görülmektedir. Bu durumda inek yukarıda bahsedilen bozukluklara yakalanmakta, süt yağı ve yıllık toplam süt verimi düşük olmaktadır.
Silajlar ve özellikle de mısır silajı süt sığırlarının beslenmesinde çok değerli kaba yemlerdir. Silajlar ineklere 25-30 kg’a kadar yedirilebilir.
Kaliteli bir mısır silajı enerji bakımından oldukça zengindir. Günde 25-30 kg mısır silajı yedirildiğinde ineğin yaşama payı ile süt verimi için gerekli olan enerjinin önemli bir kısmı karşılanabilir. Ancak mısır silajı protein bakımından yeterli olmadığı için mısır silajının yanı sıra kullanılacak olan konsantre yemlerin proteince zengin olması gerekir.
Domates ve bezelye posası silajları protein bakımından zengin silajlardır. Enerji kapsamları mısır silajına göre nispeten düşüktür. Bu nedenle enerji bakımından desteklenmelidirler. Pancar posası ise kuru maddeleri çok düşük olduğu için besin maddeleri bakımından fakirdir. Büyük kısmı su olduğu için özellikle yüksek verimli ineklere çok fazla verilmemelidir. Özellikle de protein bakımından çok düşük değerlidir.
Buğdaygillerin henüz tanelerin süt dönemindeyken biçilmesi ile yapılan silajlar da iyi bir kaba yemdir. Ancak protein bakımından çok değerli olmadıkları gibi enerji bakımından da mısır silajına göre daha zayıftır. Çayır otu ya da buğdaygil hasılı silajları benzer değerlikte silajlar olarak yine de samana göre iyi kaliteli kaba yemlerdir.
Yonca, fiğ ve korunga gibi baklagil kuru otları protein bakımından zengin ve zamanında biçim yapıldıysa enerjileri bakımından iyi durumda olan kaba yemlerdir. Kalsiyum bakımından zengin olduklarından kaba yem olarak kullanıldığında ineklerin kalsiyum ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynarlar.
Çayır kuru otları ve kurutulmuş buğdaygil hasılları da mısır silajı ve baklagil kuru otlarından sonra değerli kaba yemlerdir. Ancak protein bakımından daha düşük değerli olmaları nedeni ile baklagil kuru otları ile karıştırılarak verilmeleri daha faydalı olur.
Samanlar hem düşük besin maddeleri kapsamları ve hem de sindirilebilirliklerinin düşük olması nedeni ile özellikle de yüksek verimli ineklerin beslenmesinde tavsiye edilmezler. Ancak bazı durumlarda günlük toplam yeme az miktarda dahil edilebilir ya da düşük verimli ineklerde kaba yemin bir kısmını oluşturabilir.
3.2-Konsantre (yoğun, kuvvetli) yemler.
Konsantre yemler enerji, protein ya da her ikisi bakımından zengin olabilen yemlerdir. Bir de vitamin ve mineraller bakımından yemleri takviye etmeye yarayan ve premiks adı verilen katkılar vardır.
Enerji konsantresi olarak yem karmalarında en çok kullanılanlar nişasta bakımından zengin olan tahıl taneleridir. Süt sığırlarının konsantre yem karmalarında kullanılan başlıca tahıl taneleri mısır, arpa, buğday, yulaf ve çavdardır. Genellikle protein oranları % 8-12 arasında değişir. Kolay sindirilebilir karbonhidratlardan olan nişasta oranları yüksek olduklarından tek başlarına verildiklerinde ya da alıştırılmadan fazla miktarda verildiklerinde asidozise neden olurlar. Bunlardan çavdar içerdiği tanen nedeni ile lezzetsiz olduğundan konsantre karmalara fazla miktarda katılmaz. Protein bakımından eksik olduklarından özellikle yüksek verimli ineklerin beslenmesinde protein konsantreleri ile takviye edilmelidirler. Buğdaygil tanelerinin sığırlara kırılarak ve hatta daha iyisi ezme şeklinde verilmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde büyük bir kısmı işkembede değerlendirilmeden dışkı ile atılır.
Kepek, razmol ve bonkalit gibi değirmencilik yan ürünleri de sığırların beslenmesinde oldukça fazla kullanılır. Kepek yüksek selüloz içerir. Protein bakımından buğdaygil tanelerine göre biraz daha zengin ancak enerji bakımından daha fakirdir. Kepeğin yem karmasında hayvanlar alıştırılarak çoğaltılması olabilecek sindirim bozukluklarını engeller. Konsantre karmanın % 20′den fazlasını aşmaması önerilir.
Melas hem ekonomik hem de enerji bakımından değerli bir yem maddesidir. Toplam günlük yemin kuru madde esasına göre % 15′ine kadar verilir. Miktarının alıştırılarak çoğaltılması gerekir. Yemlerin lezzetliliğinin artırılmasını ayrıca da bezelye ve domates posası silajlarının enerji değerlerinin artırılmasını sağlar. Silaj yapımı sırasında kolay eriyebilir. Karbonhidratlardan fakir fiğ, yonca, bezelye ve domates posası gibi yemlere karıştırılması hem enerji değerini hem de silaj kalitesini artırır. Saman ve kuru otlara yedirilmeleri sırasında melas dökülmesi bu otların sindirilebilirliğini düşürür.
Protein konsantrelerinin başında en çok kullanılanları yağlı tohum küspeleridir. Bunlardan ayçiçeği ve pamuk tohumu küspesi en çok kullanılanlardır. Ayçiçeği tohumun küspesi üretiliş şekline göre kalitesi ve protein düzeyi bakımından oldukça değişkenlik göstermektedir. Pamuk
tohumunda ise ekspeller yolla üretilenlerin enerjisi yüksek ama protein değeri daha düşüktür. Pamuk tohumu da bütün olarak hayvan başına 3 kg’a kadar yeme karıştırılabilir.
Soya küspesi ve tam yağlı soya özellikle yüksek verimli ineklerin beslenmesinde değerli yemlerdir. Rasyonda verim artırıcı özelliğe sahiptirler.
Süt sığırlarının beslenmesinde üre de protein kaynağı olarak kullanılmaktadır. Ancak bazı noktalara dikkat edilmelidir. Günlük toplam yem kuru maddesinin % 0.5′ini aşmayacak şekilde rasyona katılabilir. Ayrıca doğumdan sonraki ilk dönemde üre kullanımı tavsiye edilmez. Üre kullanımında şu noktalara dikkat edilmelidir:
1- Yemin her yerine homojen dağılımı sağlanmalıdır.
2- Üre kullanılan yemler kolay sindirilebilin karbonhidrat kaynaklarında zengin olmalıdır.
3- Üre kullanılan yemler kükürt ve kobalt bakımdan takviye edilmelidir.
4- Üreli yem aşağıdaki gibi araştırılarak yedirilmelidir:
- İlk üç gün toplam yemin 1/4′ü üreli yem 3/4′ü üresiz
- İkinci üç gün toplam yemin 2/4′ü üreli yem 2/4′ü üresiz
- Üçüncü üç gün toplam yemin 3/4′ü üreli yem 1/4′ü üresiz
Sonra tamamen üreli yeme geçilerek bir alıştırma dönemi uygulanır.
SÜT SIĞIRLARININ DEĞİŞİK DÖNEMLERDE BESLENMESİ
Süt sığırlarının besin maddesi ihtiyaçları farklı dönemlerde değişiklik göstermektedir.Bu nedenle ineklerin beslenme programlarını dönemlere göre farklı düzenlemek gerekmektedir. Kuru dönemdeki inekler sadece yaşama payları ve gebelik için besin maddelerine gereksinim duyarken,sağım dönemindeki inekler yaşama payı ve buna ilaveten süt verimi için besin maddelerine ihtiyaç duyarlar. Bu bölümde ineklerin farklı dönemlerde nasıl beslenmeleri gerektiği üzerinde durulacaktır.
4.1-Kurudaki ineklerin beslenmesi.
İneklerin doğuma yaklaşık iki ay kala sağımdan kesilmesine kuruya çıkarma, doğuma kadar sağılmadan geçen döneme de kuru dönem denilmektedir. İneklerin kuruya çıkarılmaları onların bir sonraki sağım döneminde hem yüksek süt verimine sahip olmalarını ve hem de sağlıklarının da daha iyi olmasını sağlar. Hayvanları kuruya çıkarmanın faydalarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
1.İşkembenin dinlenmesi ve yenilenmesi sağlanır. Sağım döneminde
yüksek süt verimi amacıyla fazla miktarda yoğun (konsantre) yemler verilir. Özellikle tahıllardan, dolayısıyla da nişasta bakımından zengin yem maddeleri fazla miktarda yedirildiklerinde işkembede sürekli olarak asit ortam oluşur. Bu da zamanla işkembe duvarlarında yıpranmaya yol açar. Halbuki işkembede sindirilen bir çok besin maddesi işkembe duvarından emilmektedir. Bu nedenle işkembe duvarı yıprandıkça işkembede sindirilen bu besin maddelerinden
yeterince yararlanılamaz hale gelinir. Kuru dönemde hayvana az miktarda yoğun yem ve bol miktarda kuru ot verilerek işkembenin dinlemesi ve yenilenmesi sağlanır.
2.Meme dokularının dinlenmesini ve yenilenmesini sağlar. Memede sağım sırasındaki faaliyet çok yoğundur. Meme dokularındaki kan dolaşımından proteinler,yağlar,şekerle ve su alınarak süt üretilir. Günde 30-40 kg süt üretilebilmesi için meme dokularından günde yaklaşık 10 ton civarında kanın devridaim yapması gerekir. Bir sağım döneminde memeler bu aşırı faaliyet sonunda yıpranır ve eskisi kadar verimli çalışamaz hale gelir. Kuru dönemde süt üretimi olmadığı için meme dokuları da yenilenir ve daha iyi üretim yapabilecek hale gelir.
3.Ana karnındaki yavrunun daha iyi gelişmesi ağlanır. Buzağı ana karnındaki gelişmesinin % 70’ini gebeliğin son 2-3 aylık kısmında tamamlar ve bu dönemde yapılan besleme hataları sonradan telafi edilemez. Bu nedenle ineğin bu son iki aylık dönemdeki beslenmesi son derece önemlidir.
4. Bir sonraki sağım dönemine hazırlık bakımından da kuru dönem önemlidir. Doğumdan sonra hızla artan süt verimine karşılık yem tüketme kabiliyeti aynı hızla artamaz. Bu nedenle inek yüksek süt verimini sağlamak için bir miktar vücut dokularından harcamak zorunda kalır. Kuru dönemde ineğin yağlandırılmadan fakat iyi bir kondisyon ile bir sonraki sağım dönemine girmesi önemlidir.
4.1.1-İnek kuruya nasıl çıkarılır?
Yüksek verimli inekler doğumdan 60-65, normal düzeyde süt verimi olanlar ise 55-60 gün önceden kuruya çıkarılır. İnekleri daha uzun bir süre önceden kuruya çıkarmanın bir faydası yoktur ancak kuruda kalma dönemi daha fazla kısaltılmamalıdır.
Süt verimi zaten kuruya çıkarma dönemine doğru azalmış hayvanları kuruya çıkarmak için konsantre yem verilmesi kesilir, su üçte bir oranında azaltılır ve sağım birden bırakılarak inek kuruya çıkarılır. Bazı durumlarda kuruya çıkarma dönemi yaklaşmasına rağmen hayvan hala süt verimini iyice azaltmamıştır. Bu özellikle gebeliğin son döneminde aşırı beslenmiş hayvanlarda ya da kalıtsal olarak görülebilir. Bu gibi hayvanlarda yine konsantre yem verilmesi durdurulmalı ve su kısıtlanmalı fakat sağım sayısı günden güne azaltılarak tedricen kuruya çıkarılmalıdır. Örneğin önce günde tek sağıma sonra da iki günde bir, üç günde bir sağıma indirip ve sonra da tamamen sağmamak gibi bir yöntem uygulanır. Bu hayvanların yemlerinin kısıtlanmasına kuru dönemden 1-2 hafta önceden başlanmalıdır.
4.1.2-Kuru dönemde besleme nasıl olmalıdır?
Kuru dönemin ilk bir ayında yani doğuma bir ay kalana kadar ineklere serbest olarak iyi kaliteli bir kuru ot ve günlük olarak ta 2-3 kg konsantre yem yedirilmelidir. Eğer iyi kaliteli bir kuru ot yoksa ve kaba yem olarak sadece saman veriliyorsa konsantre yem miktarı 4 kg’ a çıkarılmalıdır. Bu dönemde verilecek konsantre yem eğer kaba yem legüminözlerden (yani yonca,fiğ kuru
otu gibi baklagillerde) biri ise herhangi bir iyi kaliteli tahıl kırması olabilir. Kaba yem saman ise %16 ham proteinli bir fabrika yemi olabilir.
Doğuma 3-4 hafta kala,iyi kaliteli kaba yem yanı sıra verilen konsantre yem miktarı yavaş yavaş artırılarak hayvanın 100 kg canlı ağırlığına 1 kg düşecek miktara ulaştırılır. Bu miktar konsantre yem doğuma kadar devam ettirilir. Bu dönemde verilecek konsantre yemin hayvanın doğumdan sonra yiyeceği süt yemine ya da fabrika yemine benzer yapıda bir yem olması önemlidir. Çünkü doğumdan önce işkembedeki mikro organizma topluluğunu sağım döneminde verilecek konsantre yeme alıştırmak doğumdan sonra hayvanın yem tüketiminin istenilen düzeye daha çabuk ulaşmasını sağlar. Bu son dönemde ineklere, kalsiyum bakımından zengin konsantre yemler, yem katkı maddeleri ve yonca gibi kalsiyumdan zengin kaba yemler verilmemelidir. Aksi taktirde süt humması ya doğum felci de denilen hastalığa zemin hazırlanmış olur.
4.1.3-Kuru dönemdeki ineklerin beslenmesinde nelere dikkat edilmelidir?
1. Kuru dönemde verilecek kaba yemler olabildiğince kaliteli olmalıdır. Çünkü ana karnındaki yavrunun gelişmesi nedeni ile işkembenin hacmi, dolayısı ile yem alma kapasitesi daralmıştır ve bu nedenle kalitesiz kaba yemler işkembede boşa yer kaplayarak hayvanın besin maddeleri bakımından eksik kalmasına neden olabilir. Yine verilen kaba yemler patoz samanı gibi çok ince kırılmış yemlerden oluşmamalıdır. İnce yemler hayvanların geviş getirmelerini azaltır,dolayısıyla da tükürük salgısı azalmış olur. Bu durum ineklerde işkembe asitliğinin artmasına ve yemlerden iyi yararlanılmamasına neden olur. Doğuma 3-4 hafta kala ise kalsiyum bakımından zengin baklagiller kaba yemleri yerine iyi kaliteli çayır kuru otu ya da buğdaygiller kaba yemleri daha sağlıklı olacaktır.
2. Silaj, pancar, domates ve elma posaları ile taze biçilmiş yeşil yemler gibi fazla sulu yemler yedirilmemelidir. Yine işkembenin kapasitesinin azalmış olması nedeni ile bu yemler fazla miktarda su kapsadığından hayvanlar beslenme eksikliğine uğrayabilir.
3. Küflenmiş, kızışmış ve herhangi bir şekilde bozulmuş yemlerin yedirilmesi yavru atmalara neden olabilir.
4. Kurudaki inekler mutlaka diğer ineklerden ayrılarak, ayrı bir beslenme ve bakım programı uygulanmalıdır.
5. Kurudaki ineklerin aşırı beslenmeleri ve dolayısı ile yağlanmaları kesinlikle önlenmelidir.
6. İneklerin önünde her zaman içebilecekleri şekilde su bulundurulmalıdır.
4.2-Laktasyondaki (sağım dönemindeki) ineklerin beslenmeleri.
İneklerin sağım dönemindeki beslenmeleri, süt verimi düzeyleri, kuru madde tüketme kabiliyetleri ve canlı ağırlık kayıpları dikkate alınarak üç döneme ayrılır. Bunları şöyle sıralayabiliriz .
1.Dönem: Doğumdan sonraki ilk 10 hafta
2.Dönem: Doğumdan sonraki 10-20. haftalar arası
3.Dönem: Doğumdan sonraki 20. haftadan kuruya çıkarılana kadar geçen süre.
Laktasyon döneminin yukarıda belirtildiği gibi üç kısma ayrılmasına neden olan değişimler hayvanın (a) süt veriminde, (b) yem tüketme kabiliyetinde ve (c) canlı ağırlığında görülen değişikliklerdir. Doğumdan sonra hayvanın süt verimi 8-10 hafta içerisinde en yüksek düzeye ulaşır.Buna karşın ineğin yem tüketme kabiliyeti süt verimindeki artışı karşılayacak hızla yükselemez ve hayvanın yem tüketimi en yüksek kapasiteye ancak doğumdan sonraki 20. hafta civarlarında ulaşır. Bu nedenle laktasyonun ilk döneminde yüksek verimli ineklerde özellikle enerji bakımından bir eksik beslenme söz konusudur. Hayvan bu eksikliği kendi vücut yağlarından telafi eder. Dolayısıyla da bir canlı ağırlık kaybı meydana gelir. Zaten yüksek verimli ineklerde doğumdan sonraki ilk 2-3 aylık dönemde 60 kg civarında bir canlı ağırlık kaybı olması normal karşılanır. Ancak bu kayıp daha fazla bir düzeyde meydana gelmiş ve devam ediyorsa ciddi bir eksik beslenme sorunu var demektir. Şekil 6‘da bir laktasyon döneminde meydana gelen bu değişiklikler grafiklerle gösterilmektedir.
Şekil 6: Laktasyon döneminde süt verimi, yem tüketimi ve canlı ağırlıkta görülen değişimler.
4.2.1-Birinci dönem (doğumdan sonraki ilk 10 hafta).
İneğin doğum yapmasını takiben başlayan sağımın bu ilk döneminde uygulanacak bakım ve besleme uygulamaları, hayvandan bir sağım döneminde toplam ne kadar süt alınabileceğini belirleyen başlıca etkendir.Bu dönemde iyi bir bakım ve besleme uygulanması inekten bir sağım döneminde elde edilecek toplam süt veriminin en yüksek düzeye çıkmasını sağlar. Bir ineğin verimliliğini herhangi bir günde verdiği süt miktarı değil, ortalama 305 gün olarak kabul edilen bir sağım döneminde elde edilen toplam süt verimi belirler.
Laktasyonun birinci döneminde süt verimini kısıtlayan en büyük problem, hayvanın en yüksek süt verimi düzeyine bu dönemde ulaşmasına rağmen yem tüketiminin yeterince artamamasıdır.Bu durum eğer bazı önlemler alınmazsa ve ineğe yardımcı olacak tedbirler uygulanmazsa istenilen süt veriminin alınamamasına ve bazı sağlık problemlerine yol açar. Bu nedenle şu kurallara mutlaka dikkat edilmelidir :
1. Bu dönemde mutlaka ve mutlaka iyi kaliteli bir kaba yem kullanılmalıdır. Eğer iyi kaliteli kaba yem olanakları kısıtlıysa kaliteli kaba yemler hayvanların bu dönemleri için ayrılmalıdır.
2. Hayvana yedirilen günlük toplam yemin mümkünse yarısı fakat en az % 40’ını kaba yem oluşturmalıdır. Bu oran kuru madde esasına göre sağlanmalıdır. Silajların yaklaşık 3-4 kg’ ının 1 kg kuru yeme denk geldiği hesaba katılmalıdır.
3. Yem tüketimini artırabilmek için eğer ayrı veriliyorsa konsantre yem günde olabildiğince fazla sayıda öğüne bölünerek yedirilmelidir.
4. Kaba yemin en az yarısı 5 cm’ den daha uzun doğranmış olmalıdır. İnce kıyılmış mısır silajı,pancar posası,domates ve elma posaları gibi ince ve lif bakımından zayıf uzunluğa sahip yemlerin kaba kıyılmış 3-4 kg kuru otlarla karıştırılarak verilmesi hem sindirilebilirliği artırır hem de hayvanın asidozis, mide dönmesi,ayak hastalıkları gibi bozukluklardan korunmasına yardımcı olur.
5.Günlük süt verimi takip edilerek verilecek yem miktarı süt verimine göre ayarlanmalıdır. Bu amaçla doğumu takiben ilk 8-10 günde konsantre yem miktarı yavaş yavaş artırılarak 8-9 kg’ a çıkarılır.Daha sonra süt verimi arttıkça konsantre yem miktarı da günde 500-750 g artırılır. Bu artış süt verimindeki artış duruncaya kadar ve hayvanın gereksinimleri karşılanıncaya kadar devam ettirilir.
6. Eğer imkan varsa kaba ve konsantre yem karıştırılarak birlikte verilmelidir.
7. Yüksek süt veriminden doğan enerji ihtiyacını karşılayabilmek için günlük olarak yeme hayvan başına 500 g kadar yağ ilave edilebilir. Verilecek olan yağın doymuş yağlardan oluşması tavsiye edilir.
8. Hayvanların önünde her istedikleri zaman içebilecekleri şekilde içme suyu bulundurulmalıdır.
9. Hazırlanan rasyon % 18-19 ham protein içermeli ve by-pass protein düzeyi yüksek olmalıdır.
Bu dönemde aşağıdaki problemlerle karşılaşmak mümkündür.
Ketozis: Bu bozukluk yüksek süt verimine sahip ineklerin enerji bakımından eksik beslemesi ve bunun sonucu da enerji eksikliğini telafi etmek amacı ile vücuttaki yağların aşırı kullanılması sonucu meydana gelir. Hayvanların doğumdan önce aşırı yağlandırılmaları hastalığı hazırlayıcı rol oynar. Bir ahırdaki ineklerin tümüne verimine bakılmaksızın aynı miktarda yem verilmesi durumu oluşturan başlıca etkendir. Bu şekilde besleme ineklerin doğuma yakın süt verimlerinin aşırı düştüğü dönemde fazla yem almaları nedeni ile yağlanmalarına , doğumdan sonra ise eksik beslenmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle ahırdaki ineklerin süt verimleri belirli aralıklarla tespit edilerek her hayvan verimine göre farklı beslenmelidir. Ketozise yakalanan hayvanlarda süt verimi hızlı bir şekilde azalır ve yem tüketimi düşer. Hastalığın ileri derecesinde hayvanın aşırı sinirli, huzursuz olduğu dişlerini gıcırdattığı ve kalkmak istemediği gözlenir. Nefesinde aseton kokusu hissedilir. Hastalık ölüme kadar gidebilir. Hastalıktan korunmak için laktasyonun ilk dönemi için yukarıda belirtilen kurallara dikkat edilmelidir. Türkiye’de ileri derecede olmasa da doğumdan sonra süt veriminde hızlı düşüşle ve yem tüketiminde azalma ile karakterize olan şekline oldukça yaygın şekilde rastlamaktadır. Bu nedenle bir hayvandan bir laktasyon döneminde alınabilecek en yüksek toplam süt verimini alabilmek için, bir ahırdaki hayvanların süt verimlerini takip ederek hayvanları verimlerine göre ayrı miktarlarda yemle beslemek çok önemlidir.
Asidozis: Bu hastalık ineklerin doğumdan sonra süt verimlerinde meydana gelen hızlı artış nedeni ile, yeterli alıştırma dönemi sağlanmadan, verilen konsantre yemin hızla artırılmasından kaynaklanır. Bu nedenle günlük konsantre yem artışları günde 500-750 g’ı geçmemelidir. Asidozisin diğer bir nedeni de kaba yemin lifli yapısal kısmının yetersiz olmasıdır. Bu durum göz önüne alınarak verilecek kaba yemin yarısının 5 cm’den uzun kıyılmış olması sağlanmalıdır. Patoz samanı gibi ince kıyılmış kuru otlar,ince kıyılmış mısır silajı, pancar ve domates posası gibi yapısal bakımdan zayıf olan kaba yemler geviş getirme ve tükürük salgılanmasını yeteri derecede uyarmadıkları için klinik veya hafif asidozis oluşumuna neden olurlar. Bu hastalıkta sindirim sistemi bozulur,ishal, işkembede şişkinlik, yem tüketimi ve süt veriminde azalma görülür. Hayvanlar ayak hastalıklarına yatkındır. Bu gibi yapısal bakımdan fakir yemlerin bir miktar kaba kıyılmış kuru ot veya samanla karıştırılarak verilmesi önleyici tedbir olarak düşünülmelidir.
Süt humması (hipo kalsemi): Daha çok üçüncü sağım dönemini aşmış yüksek verimli ineklerde, doğumdan sonraki ilk dönemde ağız sütü ve süt ile fazla miktarda kalsiyum harcanması sonucu meydana gelen ve hayvanın doğumdan sonra yatıp kalkamaması ile görülen bir hastalıktır. Kuru dönemin sonlarına doğru hayvanlara yüksek miktarda kalsiyum verilmesi, ve doğumdan
sonra da kalsiyum bakımından eksik besleme hastalığın hazırlayıcı sebeplerindendir.
Mide dönmesi: Daha çok yetersiz ya da yapısal bakımdan zayıf kaba yem yedirilmesi sonucu oluşan sığırların son kısımdaki midelerinin (abomasum) dönmesi ya da yer değiştirmesi ile karakterize bir hastalıktır. İştah kaybı, süt veriminde düşüklük, sindirim sisteminin hareketlerinin durması görülen başlıca belirtileridir. Otların taze olduğu dönemde meraya çıkarılan hayvanlarda başka kaba yem verilmemesi de sebep olabilir. Bu gibi merada otlayan hayvanlara mera dönüşü kaba kıyılmış kuru otlar verilmelidir. Veteriner hekim kontrolü ile teşhis konulur. Tedavi edilemezse zehirlenme sonucu ölüme kadar ilerleyen bir hastalıktır.
4.2.2-İkinci dönem (doğumdan sonraki 10-20. haftalar arası).
İkinci dönem süt verimindeki artışın duraklayıp yavaş yavaş azalmaya başladığı dönemdir. Bu dönemdeki azalmanın olabildiğince yavaş olması sağım dönemindeki toplam süt verimini etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bunun başarılabilmesi de büyük ölçüde ilk dönemde iyi bir bakım ve besleme uygulanmasına bağlıdır. Tabi aynı bilinçli uygulama ikinci dönemde de devam ettirilmelidir. Laktasyonun ikinci döneminde de kaba yemin mümkün olduğu kadar kaliteli olması ve süt veriminin takip edilerek süt verimine göre rasyon düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu dönem birinci döneme göre daha kolay bir dönemdir. Çünkü süt verimi yüksek olsa da hayvanın yem tüketimi de yükselmiştir, böylece ineğin enerji ve besin maddeleri gereksinimi rahatlıkla karşılanabilir.
Laktasyonun bu döneminde de ilk dönemdeki kurallara dikkat etmek gerekir ve dikkat edilmediği takdirde aynı beslenme bozukları oluşabilir.
4.2.3- Üçüncü dönem (doğumdan sonraki 20. haftadan kuruya çıkıncaya kadar geçen dönem).
Laktasyonun üçüncü dönemi hayvanın bakım ve beslenmesinin en kolay yürütülebildiği dönemdir. Çünkü yem tüketimi artık belirli bir düzeyin üzerindedir ve süt verimi hızla azalmaktadır. Bu dönemdeki problem hayvanın besin maddesi ve enerji gereksinimlerinin karşılanamaması değil çok hayvanın aşırı beslenmesi ve yağlandırılmasıdır. Bu nedenle ineğin süt verimi çok iyi takip edilmeli ve süt verimi azaldıkça verilen yem miktarı da azaltılmalıdır. Eğer bu azaltma yapılmazsa hayvan aşırı yağlanır. Bunu sonucu olarak ta güç doğum, ketozis, sonraki laktasyon döneminde verim düşüklüğü döl tutmama gibi bozukluklar meydana gelir.
YEMLEME METODLARI
Süt sığırlarının yemlenmesinde kaba ve konsantre yemlerin veriliş şekline, verildiği yere göre farklı isimlerle anılan metotlar uygulanır. Bunlardan en çok uygulanılanları aşağıda anlatılmaktadır.
5.1-Barınakta Yemleme: Bu yemleme sistemi yemin tümünün ya da konsantre kısmının barınakta verildiği yemleme şeklidir. Bu sistemin dezavantajları tozuma, yemleme ekipmanlarının pahalılığı, konsantre yem belirli bir sürede veriliyorsa tüketiminin düşmesi, iyi havalandırılmayan barınaklarda yem tüketiminin olumsuz etkilenmesidir. Eğer bağlı sistem ve bireysel besleme uygulanmıyorsa ineklerin yem tüketimlerinin kontrolü zordur. Bu durum dengesiz beslenme ve ekonomik kayba neden olacaktır. Türkiye’de küçük aile işletmelerinin çoğunda barınakta yemleme uygulanmaktadır. Bu işletmelerin çoğunda da barınaklarda verime göre farklı yemleme olanakları bulunmadığı gibi havasız ortam ve diğer problemler nedeni ile yem tüketimi ve süt veriminde düşüklüğe neden olmaktadır. Ancak modern sistemlerde barınaklar hayvanların verimlerine göre farklı beslendikleri bilgisayarlı sistemler ya da verime göre gruplandırma olanakları bulunmaktadır.
5.2- Bilgisayarlı sistemler ile besleme: Son yıllarda bilgisayarlı yemleme cihazları hızla çiftlik ekipmanları arasına girmiştir. Sağım ünitesi ile kombine edilen bu yemleme sisteminde her inek için ihtiyacına göre yem miktarı belirlenir ve konsantre yem 24 saat içerisinde küçük parçalara bölünmüş öğünler halinde hayvanlara bilgisayarlı yemlik cihazları ile yedirilir. Aynı uygulama grup bölmelerinin mümkün olduğu işletmelerde grup yemliklerine de uygulanabilir. İşçilik maliyetini düşürmesi bu sistemin avantajlarından biridir. Ayrıca bir günde verilecek toplam yemin daha fazla öğüne bölünmesi ile bir öğünde yedirilen yem miktarının azalması işkembedeki asitlik derecesindeki dalgalanmaları azaltır. Böylece de hem yemlerin sindirilebilirliği artar hem de işkembede sindirimi yapan mikro organizmalar için sağlıklı bir işkembe ortamı oluşturulmuş olur. Bu hem yemden daha iyi faydalanmayı hem de süt verimi ve yağında artış elde edilmesini sağlar. Büyük avantajları olan bu sistemin başlıca dezavantajları programın dikkatli bir yönetim gerektirmesi,kaba yemin kalite ve miktarının belirlenmesinin daha zor olması ve zaman zaman hayvanların konsantre yemi kaba yeme tercih etmesidir. Şekil 7’de bilgisayarlı bir yemlik görülmektedir.
Şekil 7: Bilgisayarlı sistemde bir otomatik yemlik.
5.3-Komple karma rasyon ile besleme: Bu yemleme şeklinde konsantre yemler silaj ve diğer kuru kaba yemlerle karıştırılarak birlikte yedirilir. Genellikle bu sistemde barınak dışında yemleme yapılır. Bu metot analiz edilen yemlerin uygun oranlarda yedirilmesini sağladığı ve böylece yemlerin besin maddeleri bakımından birbirini tamamlamasını mümkün kıldığı için tercih edilen bir programdır. Bu sistemin avantajları (a) grup beslemede ekstra yem gereksinimi olan ineklerin fazladan yem yiyebilmelerini daha az gereksinimi olanların ise az tüketmelerini sağlayabilir. (b) uygun kaba / konsantre yem oranının yedirilmesini garanti eder (c) süt verimi ve süt yağındaki dalgalanmalar minimuma iner (d) yem tüketimi ve ekonomisinin daha kolay ve doğru yapılmasını sağlar. Bu beslenme sisteminin diğer avantajlarını şöyle sıralayabiliriz:
1-Süt veriminde artış sağlayabilir: Çok sayıda araştırma bu sistemin toplam süt verimini % 8-10 oranında artırdığını göstermiştir. Araştırmacılar bu artışı mevcut yemleme programlarındaki bazı problemlerin düzeltilmiş olmasına bağlamaktadırlar. Bunlara besin maddesi seçiminin önlenmesi, lezzetsiz yemlerin gizlenebilmesi ve yem tüketiminin artması, rasyon formülasyonunun daha rasyonel yapılabilmesi ve rasyonun standardize olması örnek olarak verilebilir.
2-Yem maliyetini azaltır: Daha ucuz fakat lezzetsizliği nedeniyle rasyona fazla giremeyen yem maddelerinin ekonomi sağlayacak düzeyde rasyona girmesi sağlanabilir. Yem artıkları azalır. Büyük sürülerde farklı kaba yemler ve konsantre yemler ile verim düzeyine göre daha ucuz rasyonlar oluşturulabilir.
3-Süt yağ oranını iyileştirir: Araştırmalar komple karma rasyon ile beslenen sürülerdeki ineklerin bir günde 8 – 10 öğün oluşturarak yem yediklerini göstermektedir. Bu durum kaba yemlerin sürekli bir tampon etkisi yapmasını sağlayarak işkembedeki asitlik derecesinin gün içinde dalgalanmasını önler. Böylece süt yağ oranında % 0.1-0.2 oranları arasında artış meydana gelmektedir.
4-Metabolik bozukluklarda azalma görülür: Rasyon iyi formüle edilmişse hayvanların kaba yeme oranla fazla miktarda tane yem tüketmeleri önlenmiş olmaktadır. Asidozis, ketozis, mide dönmesi gibi bozukluklar azalır ve kuru madde tüketiminde artış görülür bunlar da döl verimine olumlu etki yapar.
5-İşçilik maliyeti azalır: Eğer iyi bir ekipman ile komple karma yemleme uygulanıyorsa diğer sistemlere göre günde 1-2 saat işgücü tasarrufu sağlanır.
5.4-Komple karma rasyonun aşağıdaki gibi bazı dezavantajları da bulunmaktadır:
1-Balyalanmış yemlerin kullanım zorluğu: Doğranmamış uzun saplardan oluşan balyalanmış kuru otlar eğer karıştırılmadan önce doğranmazlarsa iyi bir karışım elde edilemez.
2-Ekipman maliyeti: İyi bir karma yemleme sistemi uygulanabilmesi için yemin alınması, tartılması ve karıştırılmasını sağlayan cihazlar gerekmektedir. Günümüzde bu işlemlerin çoğunu bir arada yapan cihazlar da geliştirilmiştir.
3-İyi bir rasyon formülasyonu gerektirir: Hayvanların tüm gereksinimlerinin rasyon içinde yer alması gerektiğinden rasyonun iyi formüle edilmesi gerekmektedir.
5.5-Grup yemlemesi: Büyük işletmelerde yüzleri hatta binleri bulan sayıda laktasyon döneminde inek olabilmektedir. Bu işletmelerde hayvanların bireysel olarak yemlenmeleri oldukça külfetli olacağından, iş gücü ve bir çok açıdan maliyeti azaltan grup yemlemesi uygulanmaktadır.
Grup yemlemesine karar verdikleri zaman, yetiştiricilerin önce hayvanları ayıracakları grup sayısını belirlemeleri gerekir. Buna karar verirken de şu soruları sormaları gerekir : (1) Sürü büyüklüğü ; (2) Kullanılabilecek yemlerin özellikleri ve maliyeti ; (3) Mevcut barınak, yemleme ve sağım sistemlerinin özellikleri.; (4) Uygulanacak metodun ekonomik profili.
Sağmal inek sayısı 250 den fazla olan büyük sürülerde genellikle 5 grup oluşturulur :
1-Yüksek verimli inekler: Günlük süt verimi yaklaşık 35-45 lt olanlar .
2- Orta düzeyde verimi olanlar: Günlük süt verimi yaklaşık 25-35 lt olanlar.
3- Düşük verimli inekler: Günlük süt verimi yaklaşık 20-25 lt olanlar.
4- Kuruya çıkmak üzere olanlar: 10-20 kg süt verimi olanlar.
5- İlk doğumunu yapacak olan düveler ve kurudaki inekler.
Bu grupların belirlenmesinde toplam sürüdeki verim durumu dikkate alınarak grupların verim düzeyleri belirlenebilir.Yukarıdaki gruplardaki verilen düzeyler sürünün durumuna göre daha yüksek ya da alçak olarak düzenlenebilir.
Çok büyük sürülerde eğer olanaklar uygunsa daha fazla sayıda grup
sayısı oluşturulması beslemenin daha dengeli yapılmasını sağlayacaktır. Hayvanların sosyal davranışları ve yemleme ilkeleri gereği bir grupta 100 inekten fazla olmaması önerilmektedir. Bu sistem içerisinde hayvanlarda genellikle en çok iki grup değiştirme yapılır. Çoğu durumda da bir değiştirme yapılır. Gruplarda ortalama gereksinimlere göre yemleme yapılır. Yüksek verimli grupların rasyonları en kaliteli yemler ile hazırlanırken,orta düzeydeki grubun rasyonları daha ekonomik yemler ile yüksek süt yağı, istenilen laktasyon seyri ve işkembe fonksiyonları ön planda tutularak hazırlanır. Düşük verimli olanların rasyonları orta düzeydekilerin rasyonlarına benzer ilkeler ile oluşturulabilir ancak bu grupta aşırı yağlanmayı önlemek amacıyla egzersiz olanakları sağlanmalıdır.
Grup yemlemede görülen en önemli problemlerden biri gruba yeni gelen ineğin davranış adaptasyonunda ve gruba uyumda güçlük çekmesidir. Bu sorunun çözümünde aynı anda birkaç ineğin gruba katılması ya da gruba
katmanın yemlemeden hemen önce yapılmasının yardımcı olacağı bildirilmektedir.
Grup yemlemesi uygulandığında sağım odasında tane yem ya da konsantre yem yedirilmesi nadiren uygulanır. Bu tür yemler daha çok ortak yemliklerde yedirilir. Bu uygulama hayvanların kuru madde tüketimlerini de teşvik eder. Son zamanlarda grup yemlemesinde genellikle komple karışım yedirilmektedir. Yani, konsantre yemler ve kaba yemlerin tamamı bir mikser ile karıştırılarak aynı anda yemliklere dökülmektedir. Bu uygulama hem işçilik tasarrufu sağlamakta hem de işkembe fonksiyonları bakımından daha sağlıklı bir kompozisyon oluşturmaktadır. Grup yemlemesinde ortalama 30 kg süt verenlerin rasyonları 5-7 kg daha fazla süt verimine göre, ortalama 20 kg süt verenlerinki 2.5-3.0 kg daha fazla süt verimine göre, ortalama 10 kg civarında verenlerinki ise 10 süt verimine göre hesaplanır. İneklerin içerisinde ortalamadan biraz daha yüksek verenlerin yem tüketimi de biraz daha fazla olduğundan yem tüketimi grup içerisinde düzenlenmiş olur.
SÜTÜN YAĞ ORANINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
6.1-Sütün üretimi.
Süt meme dokularında bulunan süt keseciklerinde üretilir (şekil 8). Süt keseciklerinin etrafında bulunan kan damarlarındaki kandan sağlanan maddeler kullanılarak sütün proteini, yağı ve şekeri oluşturulur. Ayrıca vitaminler ve mineraller de kan dolaşımından süte alınır. Üretilen süt süt keseciklerinden kanallar vasıtası ile sütün bölmelerinde bulunan boşluklarda toplanır ve sağım ile buradan alınır. Sütün içinde bulunan besin maddelerinin kaynağı aşağıdaki gibidir.
Şekil 8: Meme dokusunun şematik görünümü.
Süt şekeri: Kandaki glikoz (Kan şekeri).
Süt yağı: Yarısı rumende üretilen başta asetik asit olmak üzere asetik ve
bütirik asitler, diğer yarısı da bağırsaklardan emilen yağlar.
Süt proteini: Kanda bulunan ve proteinlerin yapı taşı olan aminoasitler.
Mineral ve vitaminler: Kandaki mineral ve vitaminler.
6.2-Sütün yağ oranını etkileyen faktörler.
Sütün yağ oranını etkileyen faktörleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
1-Besleme ile ilgili faktörler.
2-Laktasyon dönemi.
3-Mevsim.
4-Hava sıcaklığı.
5-Irk.
6.2.1-Besleme ile ilgili faktörler.
Çok sayıda araştırma, normal oranlarda süt yağının üretilebilmesi için işkembede yemlerin sindirilmesi sonucu meydana gelen uçucu yağ asitlerinin % 65’inin asetik asit, %20’sinin propiyonik asit ve % 15’ inin bütirik asitten oluşması gerektiğini ortaya koymuştur. Bunların içinde süt yağının memede üretilmesinde başlıca asetik asit kullanılır. Çok az miktarda da bütirik asit kullanılmaktadır. İşkembede üretilen asetik asit miktarının çok olması süt yağının da istenilen düzeyde olmasını sağlar.İşkembedeki uçucu yağ asitleri kompozisyonu ise rasyonun bileşimi, yemlerin fiziksel şekli gibi aşağıda gösterilen yemle ilgili daha bir çok faktörden etkilenmektedir.
Kaba ve konsantre yem oranı: Genel bir kural olarak, kabul edilebilir düzeylerde süt yağ oranını elde edebilmek için rasyonun % 50 veya daha fazlasının kaba yemlerden oluşması gerektiği ve yine rasyonda en azından % 17 oranında ham selüloz bulunması gerektiği bildirilmektedir. % 60 –65 oranında kaba yem veya % 17-20 oranında ham selüloz içeren bir rasyonla hayvanın genetik kabiliyetinin üst sınırına yakın düzeyde süt yağı elde edilmesinin mümkün olacağı iddia edilmektedir.
Konsantre yemin öğütülmesi: Çok ince öğütülmüş ya da çok ince öğütülerek peletlenmiş konsantre yemleri yiyen ineklerin süt yağı oranlarının, taneleri kabaca kırılarak veya ezme haline getirilerek hazırlanmış konsantre yemleri yiyen ineklerinkine göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Serbest yemleme sistemlerinde peletlenmiş yemlerin sıkıştırma özelliği sayesinde hayvanlar kaba yeme oranla daha fazla tane yem tüketmekte bu nedenle de süt yağında bir azalma meydana gelebilmektedir.
Kaba yemlerin öğütülmesi ya da peletlenmesi: Kuru otların peletleme ya da herhangi bir nedenle çok ince doğranması, ve yine silajların çok ince kıyılmış materyallerden hazırlanması, kaba yemlerin işkembeden geçiş hızını çok artırması ve sindirimlerinin düşmesi nedeniyle süt yağ oranı üzerine olumsuz etki yapmaktadır.
Selüloz düzeyi: Rasyonun tavsiye edilen minimum selüloz düzeyi % 17’ dir. Bu oranda ham selüloz düzeyini sağlayabilmek için rasyonun kuru
maddesinin en az 7,5 kg ya da hayvanın canlı ağırlığının % 1,0 – 1,5’i oranında kaba yem içermesi gerekir. Süt yağına sadece selüloz miktarı etkili olmaz. Rasyondaki kaba yemin kuru madde bazında en az üçte birinin biçilme uzunluğu 5 cm’den fazla olmalıdır.
Konsantre yemin kompozisyonu: Konsantre yemde tane mısırın oranı % 50’yi toplam rasyonda ise kuru madde bazında % 35’i geçmemesi gerekir. Soya işleme tesisleri ve trunçgiller posaları süt yağının artmasını teşvik eder. Tahıl karışımındaki buğday miktarı ise % 25 ile sınırlandırılmalıdır. Mevcut bilgiler ışığında işkembenin normal fonksiyonlarını sürdürebilmesi için kolay eriyebilen karbonhidratların oranının rasyonda % 35’i geçmemesi önerilmektedir.
Yemleme sıklığı: Yemlemenin sık yapılması işkembe şartlarının daha değişmez kalmasını sağlar. Bu nedenle komple karma yemle hayvanın sürekli yiyebileceği şekilde yemleme yapılması süt verimi ve bileşimine olumlu katkıda bulunur.
Tampon etkili yem katkıları: Sodyum bikarbonat ve magnezyum oksit gibi yem katkı maddeleri süt yağında artışa neden olur. Ancak bunların etkileri yeterli kaba yem verildiği ve süt yağını etkileyen çok ekstra durumların olmadığı zamanlar görülür.
Yeşil çayır ve merada otlatma ya da biçilmiş taze yeşil yem yedirilmesi: Bu gibi kaba yemleri alan ineklerde kaba yemdeki selüloz oranının düşük olması ve aynı zamanda da süt veriminde görülen artış nedeniyle süt yağında azalma görülür. Bu nedenle meraya çıkan hayvanlara kuru kaba yemler ile takviye yapmak gerekir.
Doymamış yağların ve by-pass yağların yedirilmesi: Özellikle doymamış yağlar işkembedeki sindirimde önemli ölçüde değişikliğe neden olarak süt yağını düşürür. Rasyondaki toplam yağ kapsamı % 6-7’ yi geçmemelidir. Buna karşın don yağı, bay-pass yağlar ve kırılmamış bütün pamuk tohumu süt yağında artışa neden olacaktır. Bütün pamuk tohumu ya da tam yağlı soyanın süt yağına olumsuz etkisini önlemek için günde hayvan başına 2.5-3.0 kg’ dan fazla verilmemelidir.
Yemdeki protein düzeyi: Toplam rasyonda ham protein oranının % 15 ve üzerinde olmasının süt verimi ve süt yağ oranı üzerine olumlu etkide bulunduğu bildirilmektedir.
6.2.2-Laktasyon dönemi.
Laktasyonun ilk döneminde yüksek süt verimine karşın düşük yağ oranı görülür, son döneminde ise süt verimi azalır ancak yağ oranı yükselir. İlk dönemde oransal olarak daha düşük görülmesine rağmen süt veriminin yüksekliği göz önüne alınırsa hayvanın ürettiği yağ miktarı daha fazladır.
6.2.3-Mevsim.
Mevsime göre sürülerde süt yağında değişiklikler görülür. Genellikle ilkbahar ve yaz aylarında süt yağ oranında azalma , sonbahar ve kış aylarında ise artış görülür. Bunun sebebi ilkbahar ve yaz aylarında hayvanların daha çok su oranı yüksek fakat yapısal karbonhidrat ve kuru madde oranı düşük olan kaba
yemler ile beslenmeleridir. Taze çayır ve mera otları ile yeşil biçilmiş otları bunlara örnek verebiliriz. Kış döneminde ise daha çok kuru ota dayalı bir kaba yem programı uygulanmaktadır.
6.2.4-Hava sıcaklığının etkisi.
Hava sıcaklığının yüksek olduğu zamanlar sütün yağ oranının düştüğü soğuk günlerde ise yükseldiği görülmektedir. Buna neden olarak hava sıcaklığının düşük olduğu dönemlerde hayvanların daha fazla kaba yem tüketmesi gösterilmektedir.
6.2.5-Irk farklılığı.
Irklar arasında süt yağ oranları bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılık aşağıdaki tabloda görülmektedir.
Tablo 2: Bazı ırkların ortalama süt verimleri (kg) ve yağ oranları (%).
Irklar Süt Verimi Yağ oranı
Ayrshire 13,9 3,93
Guernsey 12,7 4,54
Holstein 18,2 3,66
Jersey 12,4 4,76
Brownn Swiss 14,5 4,02
Sütçü Shortorn 13,5 3,68 .
Amerika Süt Sığırı Yetiştiriciler Birliği Sürü Ortalaması, 1991.
DÜŞÜK SÜT VERİMİ İLE İLGİLİ BAZI PROBLEMLER
7.1-Sürüde verim tahmini.
Bir süt sığırı sürüsünde aşağıdaki bilgiler kullanılarak süt veriminin normal düzeyde olup olmadığı hakkında fikir edinilebilir.Süt veriminin en yüksek düzeye ulaştığı noktaya pik noktası denir :
A-Bir holştayn sürüsünde laktasyondaki ineklerin günlük süt verimi ortalaması iyi bir besleme ve bakım koşulları ile %4 yağa göre düzenlenmiş şekilde 25-30 kg arasında olmalıdır. Bu miktar çok özenli besleme ve bakım uygulanarak 30-35 kg arasında bir düzeye çıkartılabilir.
B-İneklerin süt verimlerinin en yüksek düzeye ulaştıklarında elde edilen süt miktarı (pik düzeyi) ilk doğumu yapanlarda sürü ortalamasından 3-6 kg, ikinci ve daha sonraki doğumunu yapanlarda ise 6-15 kg arasında daha fazla olmalıdır. Çoğu düve doğumdan sonraki 5-10. haftalar arasında pik düzeyi yakalarlar.
C-Çoğu ineklerde süt verimi pike ulaştıktan sonra her ay yaklaşık %10-15 azalma gösterir. Bakım ve beslemenin iyi olması azalmayı yavaşlatır. Laktasyonun sonlarına doğru azalma oranı ayda %12-23 arasına çıkar.
D-Normal bir laktasyon uzunluğu 290-310 gün arasındadır. Bu süre ortalama 296 gündür. Laktasyon süresi 270 günden az olduğunda kısa laktasyon olarak adlandırılır.
7.2-Laktasyon pikinin düşük olması.
A-Sürüde laktasyon piki ortalaması düşükse ilk önce sürü mastitis (meme iltihaplanması) bakımından gözden geçirilmelidir. Bu amaçla:
1.Mastitis testleri yapılmalıdır.
2.Bütün sürüde yapılan mastitis testinde pozitif sonuç çıkan hayvan sayısı sürünün % 10’unu aşmamalıdır.
B-Laktasyonun başlangıcında yeterli konsantre yem tüketimine ulaşılamaması laktasyon pikinin düşük seyretmesine yol açar. Buzağılamadan sonraki 2-3 hafta içerisinde hayvanın tükettiği konsantre yem miktarı tedricen arttırılarak canlı ağırlığın %1’inden %2’sine çıkarılmalıdır.
C-Kuru dönem beslemesindeki aksaklıklar ile laktasyon başlangıcındaki aksaklıklar incelenmelidir. Özellikle de doğumdan önce ve laktasyonun erken döneminde kötü kaliteli kaba yem yedirilmesi pike ulaşmayı ve pik düzeydeki verimin uzun sürmesini engeller. Bu durumda ketozis, asidozis, mastitis ve metritis (döl yatağı iltihaplanması) gibi bozukluklar görülebilir.
D-Doğumdan sonra kondisyonun aşırı düşmesi ayak hastalıklarından akciğer hastalıklarına kadar bir çok hastalığa neden olur. Özellikle tek düze yemleme yapılan yani hayvanların verimlerine göre yemlenmediği ahırlarda, ketozis ve aşırı kondisyon düşüklükleri sonucu hayvanın pik düzeye ulaşamaması ve ani verim kayıplarına sık rastlanılmaktadır.
E-Yeterli miktar ve nitelikte kaba yem alınmaması süt pikine ulaşılmamasına neden olur. Hayvan canlı ağırlığının en az %1.4’ ü kadar yem tüketmelidir.
F-Rasyonun herhangi bir besin maddesince dengesiz ya da yetersiz olması pik düzeye ulaşamamayı sağlar.
G-Hayvanların doğumdan önce aşırı yağlanmaları doğumla ilgili bazı zorluklara ve birçok metabolik komplikasyonlara yol açabilir.
H-Suyun yeterli miktar, şekil ve kalitede verilmemesi
I-Serbest dolaşım sistemlerinde sürünün belirli bir alanda aşırı kalabalık olması
J-Kuru dönem süresindeki aksaklıklar
7.3-Süt veriminde aşırı ya da ani düşme.
A-Süt veriminde görülen ani ve aşırı düşmelerin en yaygın sorumlusu mastitistir. Bunun dışındaki faktörlere bağlı düşüşler biraz daha yavaş olurlar. Ani düşüşler daha çok mastitis ya da diğer bazı sağlık problemlerini akla getirir.
B-Zehirli yabani bitki ve tohumların yenmesi, küfler ya da diğer zehirlenmeler yem tüketiminde ciddi ve çabuk bir azalmaya ve dolayısıyla süt veriminde hızlı bir düşüşe neden olur.
C-Konsantre yemin alıştırma uygulamaksızın aşırı miktarlarda yedirilmesi, yağ, nişasta ya da yapısal olmayan (melas gibi) diğer karbonhidratların fazla yedirilmesi işkembe işlevlerini bozar. Konsantre yem hayvanın canlı ağırlığın
%2.5′ unu geçmemelidir. Toplam rasyonun laktasyon pikinde %55-60, vasat verim düzeyinde (35lt’nin altında) %40-50’den fazlasını konsantre yem oluşturmamalıdır.
D-Rasyon dengesizliği ya da eksikliği aşırı verim düşüklüğüne neden olabilir. Bu bakımdan rasyon değerlendirilmelidir.
F-Enfeksiyöz hastalıklar ani süt verimi düşüklüğüne neden olur. Bu bakımdan hayvanlar gözden geçirilmelidir.
G-Tek düze yem verilen hayvanların verimine göre ayrılmadığı ahırlarda ketozis gelişmiş olabilir.
H-Su yeterli ve sağlıklı olarak verilmiyor olabilir.
I-Aşırı hava sıcaklığı ve yüksek nem oranı yem tüketimi ve dolayısıyla süt verimini baskılamış olabilir.
J-İlkbahar aylarında hayvan meraya ilk çıktığında kaba yem olarak kuru ot ya da saman tamamen kesildiğinde geviş getirme durduğundan meydana gelebilir. Süt verimi ve süt yağında ani düşüş görülür.
7.4-Laktasyon döneminin kısa sürmesi.
A-Hayvanların aşırı beslenmesi sonucu aşırı kondisyona sahip olmaları ve yağlanmaları.
B-Özellikle enerji başta olmak üzere yetersiz beslenme.
C-Sağım tekniğindeki bozukluklar laktasyon döneminin kısa oluşuna ve yeterli pik düzeyine ulaşılamamaya neden olur. Hayvan sağım ünitesine girdiğinde ve sağıma hazırlandığında 0.5-2 dk içinde sağım başlamalıdır. Aşırı kalabalık bekleme bölmeleri olumsuz etki yapar.
D-Mastitis laktasyon dönemini kısaltır.
E-Sağım sırasındaki müdahaleler (enjeksiyon vs.)
F-Kalıtsal etkiler.
SÜT SIĞIRLARINDA DENGELİ BİR RASYONUN TEMEL İLKELERİ
Hayvanın bir günde yiyebileceği yemin tüm besin maddeleri ve enerji gereksinimlerini karşılayabilecek şekilde formüle edilmesine rasyon hazırlama denir. Bu şekilde hazırlanan ve bir hayvanın 24 saatlik bir dönemde tüm gereksinimlerini karşılayan yem maddeleri ve katkı maddeleri karışımına da rasyon adı verilir.
Süt sığırları genellikle ekonomik bakımdan kaba yeme dayalı beslenmeye çalışılır. Kaba yemler ise besin maddeleri bakımından fakirdirler ve eksiklikleri konsantre yemlerle tamamlanmak zorundadır. Ancak süt sığırlarının besin maddesi gereksinimlerinin bir çok faktöre göre değişiyor olması, yem maddelerinin ise besin maddeleri kapsamları ve çeşitli özellikleri bakımından çok değişiklik gösterebilmeleri rasyon dengelenmesini zorlaştırmakta ve bazı temel bilgileri zorunlu hale getirmektedir.
8.1-Dengeli bir rasyonun önemi.
Eğer rasyon iyi bir şekilde dengelenmemiş ise bu gibi rasyonlarla beslenen inekler bazı besin maddelerini gereğinden fazla alıyor ya da yetersiz alıyor olabilir. Bazı dengesizlikler ciddi sonuçlara yol açabilir ve düzeltilmezse hızla ölüme yol açabilecek problemler dahi meydana getirebilir.
Örneğin buzağılama zamanı öncesi ve sonrası rasyondaki Ca dengesizlikleri hipokalsemi (süt humması) hastalığına yol açabilir. Tedavi edilmezse hayvan hızla ölüme gider. Bu hastalıkta ve diğer bazılarında belirgin semptomlar dengesizliğin tanımlanmasını kolaylaştırır. Fakat bazı dengesizlikleri saptamak zordur. Bu gibi rasyon hataları ya farkına varılmayan verim kayıplarına ya da çok uzun süreler sonra ciddi sağlık problemlerine neden olabilir. Dengesiz rasyonla beslenen sürülerdeki hayvanlar hiç bir zaman genetik kabiliyetlerinin sahip olduğu verim özelliklerini gösteremez. İneklerin genetik kabiliyetleri arttıkça rasyon dengesizliklerine daha hassas duruma gelirler. Çoğu zaman rasyon hataları önemli bir hastalığa yol açmasa da oluşturduğu ekonomik kayıp büyüktür.
8.2-İyi bir rasyonun kriterleri.
Yem maddeleri ineklerin gereksinim duyduğu besin maddelerini kapsar. İneklerin besin maddesi ve enerji gereksinimleri ise hayvanın yaşama payı, ilk defa doğuruyorsa büyüme, gebelik ve süt verimi gereksinimlerinin toplamından oluşur.
Bir süt sığırının gereksinimlerini karşılayan rasyon şu özelliklere sahip olmalıdır :
1-Hayvanın gereksinim duyduğu miktarlarda aşağıdaki besin maddelerini içermelidir.
a) Su (içme suyu).
b) Enerji kaynakları:
-Uzun lifli karbonhidratlar (geviş getirmeyi uyarırlar ve sindirim
kanalından geçişi düzenlerler).
-Lifsiz karbonhidratlar (nişasta ve şeker gibi kolay eriyebilir enerji
konsantreleri).
-Yağlar (bazı özel durumlarda ekonomik amaçla ya da enerji
gereksinimini karşılamak üzere rasyona katılır). Esansiyel yağ asitleri
kaynağıdırlar.
c) Ham protein:
-İşkembede parçalanan proteinler.
-İşkembede parçalanmayan proteinler.
-Protein yapısında olmayan azotlu bileşikler.
d) Mineraller:
-Makro mineraller.
-Mikro mineraller.
e)Vitaminler.
2-Hayvanın yiyebileceği ve gereksinimleri karşılayabilecek kuru madde miktarının tespit edilmelidir.
3-Hayvanın sağlığına zarar vermeyecek yem maddeleri seçilmelidir ya da sağlığa zarar vermeyecek miktar sınırlamaları oluşturulmalıdır.
8.3-İnek hakkında bilinmesi gerekenler.
Rasyonu dengelemek ve hayvanı uygun bir şekilde besleyebilmek için ineğin besin maddesi ve enerji gereksinimlerini bilmek gerekir. Gereksinimleri belirleyen başlıca faktörler şunlardır :
1)Vücut ağırlığı.
2) Süt verimi.
3) Sütün yağ oranı.
4) İneğin laktasyonun hangi safhasında olduğu.
5) İneğin kaçıncı laktasyonda olduğu (24-26 aylık yaşta ilk doğumunu yapmış olanların büyümeleri devam etmektedir).
Laktasyondaki ineklerin rasyonlarının doğru dengelenebilmesi ve rasyonun yeterliliğinin takibi için hayvanların canlı ağırlıklarının bilinmesi ve izlenmesi gerekir. Yaşama payı, besin maddeleri ve enerji gereksinimleri canlı ağırlığa göre önemli farklılıklar gösterir. Diğer taraftan özellikle erken laktasyon döneminde ineklerin canlı ağırlıkları takip edilmeli ve aşırı bir negatif enerji dengesi oluşup oluşmadığı kontrol edilmelidir. Bu kontrol aynı zamanda hazırlanan rasyonun bir çeşit sağlamasını yapmak gibi de ele alınmalıdır. Hayvanın kondisyonu ile ilgili bu durum geliştirilen çeşitli vücut kondisyon puanlamaları ile de yapılabilir.
İneklerin canlı ağırlıklarının saptanması için her zaman uygun tartım cihazı bulunmayabilir. Bu durumda elastik olmayan bir mezura ile şekil 9’daki gibi saptanan göğüs çevresi uzunluğu, tablo 3‘teki değerler dikkate alınarak hayvanın ağırlığının belirlenmesine yardımcı olur.
Şekil 9: Vücut ağırlığının saptanması amacıyla göğüs çevresinin ölçülmesi.
Tablo 3: Göğüs çevresi ölçümlerine göre vücut ağırlıkları.
Tablo 4‘te ise hayvanın canlı ağırlığına ve sütün yağ oranına göre besin maddeleri gereksinmeleri görülmektedir.
8.4-Yem hakkında bilinmesi gerekenler.
Rasyonda yer alacak bütün yemler ile ilgili olarak aşağıdakilerin bilinmesi önemlidir.
8.5-Yemin kuru madde kapsamı.
Yemin kuru madde kapsamı bir taraftan o yemin besin maddesi ve enerji yoğunluğu hakkında bilgi verirken diğer taraftan rasyonda ne kadar yer alabileceği konusunda da fikir sahibi olmamızı sağlar. Örneğin yaş şeker pancarı posasını ele alırsak kuru madde kapsamı %10’a kadar düşebileceğinden, besin maddeleri ve enerji kapsamının kuru madde esasına göre orta derecede, fakat doğal halde ise oldukça düşük olduğu görülecektir. Bu durumda eğer yüksek verimli bir ineğin gereksinimlerinin önemli bir kısmı bu yem maddelerinden karşılanmaya kalkışıldığında hayvanın rumen kapasitesinin yeterli olmayabileceği açıktır. Yemlerin kuru madde kapsamları aynı zamanda konsantre yemler için hammadde depolama olanakları ve hangi hammaddelerin tüketimine öncelik verilmesi gerektiği hakkında da yol gösterici olabilir.
8.6-Yem maddelerinin ham protein kapsamı.
Geviş getiren hayvanlarda her türlü azotlu maddeden işkembedeki mikro organizmalar tarafından protein üretiliyor olsa da yüksek verimli ineklerde
işkembede üretilen protein miktarı gereksinimin tümünü karşılayamayabilir. Bu durumda rasyonda işkembede parçalanmayan protein oranının %6 ve daha üzerinde olması istenir. Laktasyondaki ineklerde rasyon ham proteinin üre gibi protein yapısında olmayan azotlu bileşiklerden gelen kısmı toplam protein azotunun 1/3’ ünü geçmemelidir.
Yemlerin rasyona giren miktarını sınırlayan faktörler: Hayvanın sindirim sistemi üzerine olabilecek ishal yapıcı etkileri nedeni ile kepek ve melasın konsantre yemde %20 toplam rasyonda %15 ten fazla bulunması istenmez. Yine yağ kapsamları bakımından da bir çok yem maddesi dikkate alınmalıdır. Bir çok tahılın da yağ kapsamları itibarı ile süt yağını olumsuz etkilediği unutulmamalıdır.
8.7-Kaba yemle ilgili faktörler.
Kaba yemin özellikleri ve besin maddeleri kapsamı rasyonun yapısını etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Kaba yemin kalitesi düştükçe toplam rasyonda daha fazla konsantre yem kullanılması gerekecek bu da hem ekonomik, hem de süt bileşimi ve hayvan sağlığı bakımından olumsuz sonuçlara yol açacaktır.
Kaba yemle ilgili şu faktörlere dikkat edilmelidir:
-Kaba yemin biçildiği vejetasyon dönemi.
-Fiziksel formu.
-Depolanma koşulları ve süresi.
Ayrıca yem maddelerinin bölgede kolay elde edilebilir olması ve kapsadıkları besin maddelerinin birim fiyatları da rasyonun düzenlenmesinde en çok dikkat edilecek konulardan biridir.
Tablo 4: Süt sığırlarının besin maddesi gereksinimleri ve 1 kg süt üretimi için gereksinim duyulan besin maddesi miktarları.
SÜT HAYVANCILIĞI
EĞİTİM MERKEZİ YAYINLARI
1. BASIM : Ekim 2001
2. BASIM : Mayıs 2005
Baskı : Çelik Ofset Bilgisayar Form ve
Ofset Matbaacılık
Küçük Balıklı Mah. Okul Cad. No : 97 BURSA
Tel : 0.224. 250 54 55 (pbx) Faks : 0.224. 250 02 39
ISBN 975 – 93554.1.8
SÜTAŞ A.Ş.
Uluabat Köyü, Karacabey
16700 BURSA
Tel : 0.224 – 688 52 64
Faks : 0.224 – 688 52 63
e-mail : tprojeler@sutas.com.tr
İÇİNDEKİLER Sayfa No
1- Hayvancılık sevilerek yapılmalı ve ayrı bir iş olarak benimsenmelidir.
2- İşletme kuruluşunda yer tercihi ve planlama iyi yapılmalıdır.
3- Ekonomik işletme büyüklüğüne kısa sürede ulaşılmalıdır.
4- Mecbur kalmadıkça kredi kullanılmamalıdır.
5- İşletme bir bütün olarak ele alınmalıdır.
6- Hayvan barınağı tekniğine uygun olarak inşa edilmelidir.
7- İşletmede gelişmiş makinelerden yararlanılmalıdır.
8- Hayvancılık tanımlarının doğru anlamları bilinmelidir.
9- Yüksek verimli iyi cins damızlık ineklere sahip olmalıdır.
10- Damızlık düve seçiminde, hassas davranılmalıdır.
11- Sürüde genetik ilerleme sağlanması amaçlanmalıdır.
12- İşletmede, inek başına süt verimi artırılmalıdır.
13- Her sene her inekten 1 yavru almak hedeflenmelidir.
14- İşletme ihtiyaçları doğru planlanmalıdır.
15- Hayvanlar gereksiz rahatsız edilmemelidir.
16- Sağım hijyeni ve sağımın teknik kuralarına uyulmalıdır.
17- Yüksek kaliteli süt üretmelidir.
18- Yemlerin tanımları ve özellikleri bilinmelidir.
19- İşletmede doğan erkek buzağılar değerlendirilmelidir.
20- Kaliteli kaba yemler işletme arazisinde üretilmelidir.
21- Konsantre yem işletmede yapılmalıdır.
22- Silaj yapılmalı, hayvanlar sap ve samana mahkum edilmemelidir.
23- Yeterli, dengeli ve ekonomik besleme için rasyon hazırlanması öğrenilmelidir.
24- Düvelerin ve kurudaki ineklerin beslenmesine özen gösterilmelidir.
25- Süt sığırları istedikleri her an bol suya ulaşabilmelidir.
Sürü Yönetimi ……………………………………………………………………… 37
26- İşletmede yeterli kayıt düzeni kurulmalıdır.
27- Başarılı bir bakım ve idare için özen gösterilmelidir.
28- Doğuracak hayvanlar doğum bölmesine alınmalı ve hijyen doğum yaptırılmalıdır.
29- Buzağılarda numaralama, boynuz köreltme vb. işler zamanında yapılmalıdır.
30- Buzağıların barındırılmalarına özen gösterilmelidir.
Hayvan Sağlığı ……………………………………………………………………… 45
31- Süt sığırlarının temel ihtiyaçları ve önemli hastalıkları bilinmelidir.
32- Koruyucu aşılamalar zamanında yaptırılmalıdır.
33- Barınak hijyenine kesinlikle uyulmalı ve iyi bir sağım hijyeni ile mastitis kontrol programı uygulanmalıdır.
34- Tırnak sorunları ve doğurduğu ekonomik kayıplar önlenmelidir.
35- Hayvanlar sağlıklı tutulmalı ve karantina tedbirleri tavizsiz uygulanmalıdır.
36- Hayvanların hastalıklara yakalanma ihtimali azaltılmalıdır.
Örgütlenme ve Pazarlama ………………………………………………………… 52
37- Yüksek fiyatla süt satışı hedeflenmelidir.
38- Hayvancılıkla ilgili demokratik örgütlere üye olunmalıdır.
39- Yeniliklere açık ve bilinçli olunmalıdır.
40- Teşvik ve destekler iyi takip edilmeli ve risk azaltılmalıdır.
Bu yayının tamamı veya bir bölümü ”Sütaş Yetiştirici El Kitabı ” adı yazılarak yayınlanabilir.
ÖNSÖZ
Ülkemizin su, toprak ve güneşini değerlendirerek üreticilere her ay muntazam gelir sağlayan, en ucuz istihdam kaynağı olan ve yüksek katma değer sağlayan süt hayvancılığından, ülkemizde kırsal kesimde reel serveti artırmak ve gelir dağılımını düzeltmekte faydalanmak gerekmektedir. Üretici ile sanayici (veya temsilcisini) sütün teslimi nedeniyle her gün yüz yüze getiren süt hayvancılığı, bilginin aktarımı ve kırsal kesimin modern çağa uyumunun tek alternatifi durumundadır.
Hayvansal proteinin en dengeli ve hesaplı kaynağı olan süt, sağlıklı, yaratıcı güce sahip, fizik ve zeka yönünden üstün nitelikli bireyler yetiştirilmesinde, toplumların sosyal ve ekonomik alanda gelişmesinde çok etkili olup, %60’ını gençlerin oluşturduğu ülkemizin gelecek çağlarda da güçlü bir millet olarak var olmasında stratejik önemde temel bir gıdadır.
Bütün zorluklara rağmen kârlı süt sığırcılığı yapan modern işletmelerin çoğaldığı, ulusal hayvancılık ve sütçülük politikalarının oluşturulma sancılarının yaşandığı bir zamanda, bu konuda emek verenleri gönülden kutlarım
Hayvan yetiştiricilerinin eğitimi için kamuda çalıştığı yıllarda ve Sütaş Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezinde, Sütaş Tarımsal Projeler Koordinatörü olarak çok özel gayret gösteren ve bu el kitabını hazırlayarak emeğini ve bilgisini esirgemeyen, ülkemizde ilk Süt Birliğinin (1985 Gönen), ilk Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğinin (1995 Bursa) kuruluşunda ve ilk Holstein Freisian Damızlık Sığır Yarışmasının düzenlenmesinde etkin görev yapan Ziraat Yüksek Mühendisi Mehmet AÇIKGÖZ’ ü şükranla ve rahmetle anıyoruz.
Kitabın I. baskısı kısa zamanda tükenmiş olup,kitabın aslına bağlı kalınarak yeni bilgilerle revize edilen II. baskısının yapıldığı bu günlerde rahmetli Mehmet AÇIKGÖZ‘ün bize bıraktığı sistemli, tempolu çalışmalarımız ile Eğitim ve Danışmanlık Hizmetlerimize devam ediyoruz.Yakın zamanda 720 başlık Damızlık Süt Sığırı Üretim Çiftliğimizin açılışı da yapılacak olup, idealimizdeki sözleşmeli üreticilerimiz için damızlık düve,sperma ve embriyo üretim çalışmalarımız da başlayacaktır.
Türkiye hayvancılığının içinde bulunduğu sorunları bilerek, bu durumun ciddiyetini kavramış bir kurum olarak uzun süredir bir eğitim seferberliği yürütmekteyiz. Bu eğitimlerimizde her bilgiyi üreticilerimize kısa süre içinde ve herkese vermek imkansızdır. Bu sebeple, bu eğitim çalışmalarımızı daha geniş üretici topluluklarına taşıyabilmek için yayın faaliyetlerine de önem vermekteyiz. Bu amaçla yayınlamış olduğumuz 8 adet Yetiştirici El Kitabı ile eğitim hizmetlerimizi daha geniş kitlelere ulaştırmak çabasındayız.
Eğitim Merkezimizin yayınlarına karşı üreticilerimizin gösterdiği ilgi ve okuma isteğini gördükçe çalışmalarımızdan daha fazla tad alıyor ve yeni yayınlarımızın da olacağını üreticilerimize müjdeliyoruz.
Son senelerde mevcut hayvan üreticilerimizin yanı sıra farklı meslek guruplarndan da süt hayvancılığına ilgi gösterilmesini ve yatırım yapılmasını mutlulukla karşılıyoruz.Üreticilerimizin ve bu yeni yatırımcıların Eğitim Merkezimizin her türlü hizmetlerinden faydalanmalarını, fizibilite, plan-proje hazırlamada, inşaat, alet-makine ve damızlık temini, sürü yönetimi, bakım-besleme, yem bitkisi üretimi, silaj, yem temini gibi her konuda bilgi almalarını tavsiye ediyoruz.
Hayvan yetiştiricilerinin eğitimi için gösterdiğimiz bu gayretlerin karşılıksız kalmadığını,gözle görülür büyük gelişmeler kaydedildiğini görerek mutlu oluyoruz.
Hayvancılığın stratejik önemine uygun politika ve programların geliştirilmesinde bu Yetiştirici El Kitabının faydalı olması dileğiyle üreticilerimize sağlık, bol kazanç ve başarılar dilerim.
Muharrem YILMAZ
Genel Müdür
GİRİŞ
Biz Türkiye’nin kalkınmasını Yurdumuzda Süt Hayvancılığının gelişmesine bağlıyoruz.Süt hayvancılığı halkımızın beslenme ihtiyacının karşılanması ,sağladığı istihdam ve ekonomiye sağladığı katma değer ile stratejik öneme sahip bir meslek dalıdır. Süt hayvancılığı gelişirse Türk yetiştiricisine her ay muntazam gelir getirmesi,kırsal alanda yüksek katma değer sağlaması,zenginlik ve böylece refah artışı ile köyden kente göç önlenecek,hatta köye geri dönüşler başlayacaktır.
Süt sığırcılığı amacı kâr olan ekonomik bir faaliyet olup, milyonlarca üretici tarafından yapılmaktadır. Aşırı rekabetin yaşandığı bu sektörde bilinçsizce ve tesadüflere bağlı olarak kâr etmek ve yaşamak mümkün değildir. Gelişmiş ülkelerin aşırı sübvansiyonlarla desteklendiği hayvan ve hayvansal ürünler ticareti nedeniyle son yıllarda ülkemizde yaşanan olumsuzluklar meydanda olup, adeta var olma savaşı verilmektedir.
21. yüzyıl modern süt sığırcılığında yeterli bilgiye sahip yetiştirici ( veya bakıcı), yüksek vasıflı damızlık materyal, yeterli ve kaliteli yem, uygun hayvan barınakları, koruyucu hekimlik ve etkin tedavi, sürü yönetimi, kayıt sistemleri, örgütlenme ve pazarlama temel unsurlar olarak görülmektedir.
Hayvan yetiştiricilerinin, bakıcıların süt hayvancılığını bilmesi, bildiklerini de uygulaması gerekir. Hayvancılık bilgisiz, görgüsüz, bildiğini, gördüğünü uygulamayan, inanmayan kişilerin eline bırakılmamalıdır. Kimse gönüllü olarak berber çırağına traş olmaz.Ama iki tel saçını berber çırağına teslim edemeyen yatırımcı, binlerce YTL yatırdığı hayvancılık işletmesinin yönetimini modern hayvancılık konusunda hiç bilgisi olmayan insana (çobana) teslim etmekten korkmaz.
Süt sığırcılığında başarılı olmak sanıldığı kadar kolay değildir. Çok sayıda işletmede hayvancılık yapılmasına rağmen modern ve çok başarılı işletme çok az sayıdadır.
Bu el kitabında konuların detaylarının anlatılma imkanı olmadığından yetiştiricilere kârlılıkta önemli 40 konunun ana başlıklar halinde hatırlatılması amaçlanmıştır. Yetiştiricilerin bu bilgilerin detaylarına ulaşarak ve özen gösterdikleri ölçüde, ekonomik büyüklükte ve sürdürülebilir kârlı işletmelere ulaşacakları muhakkaktır.
1- Kârlı bir hayvancılık için öncelikle hayvancılık sevilerek yapılmalı ve ayrı bir iş olarak benimsenmelidir.
Hayvancılıkta amaç para kazanmak ve kâr etmektir.
Süt hayvancılığı doğası gereği her yönüyle uzun vadeli planlama, sabırlı ve düzenli çalışma isteyen zor ve bıktırıcı tarımsal bir faaliyettir.
Hayvanlar doğumlarından itibaren tüm yaşamları boyunca titizlik gerektiren bakım ve ilgi isterler. Hayvanların bayramı, tatili, mesai saati ve işe ara vermeleri yoktur. Ancak, hayvanları seven ve hayvancılığı severek yapan insanlar, onların barınak, bakım ve besleme gibi her türlü isteklerini dikkate alarak başarılı olurlar.
Evinin ihtiyaçlarını karşılamak için 1-2 inek bulunduran ve ihtiyaç fazlası sütü satarak harçlık yapan ve diğer zirai işlerle geçimini sağlayan üreticilerin, bitkisel üretimlerinin bir kısmını ve atıl işgüçlerini hayvanlarla değerlendirmeleri, dana-düve satarak sermaye sıkıntılarını aşmaları için çok iyi bir yöntemdir. Ancak bu uygulamanın kârlı bir hayvancılık olduğunu söylemek zordur.
Hayvancılığı ayrı bir iş olarak benimseyenler, günde en az 500 litre sütün üretildiği 20 civarı sağılır inekle, yeterli işletme büyüklüğüne ulaşarak, verimliliği artırmak ve maliyeti düşürmek suretiyle kârlı bir süt sığırcılığı yapabilirler.
Kar edebilecek ortalama işletme büyüklüğüne ulaşmış bir süt sığırcılığı işletmesi, işletmecisine çok iyi bir refah düzeyi sağlayacaktır. Sanayi ile entegre olmuş, bilgiyi satın alabilen profesyonel hayvan yetiştiricilerinin kendilerini ve işletmelerini sürekli geliştirerek, sürdürülebilir işletme yapısına ulaşmaları çok kolaydır.
2- İşletme kuruluşunda yer tercihi ve planlama iyi yapılmalı, imar, sağlık ve çevre mevzuatı dikkate alınmalı, su, elektrik, yol, haberleşme ve pazar garanti edilmelidir.
İşletme kurmak için satın alınacak veya ayrılacak arazi,planlanan barınak, sağımhane,yem deposu, silaj yeri, bakıcı evi gibi yapılar imar mevzuatına uygun seçilmeli, çevre ile hiçbir problem oluşturmamalıdır.
Hayvanlara yeteri miktarda ve insanlar tarafından da içilebilir özellikte temiz su temin edilmeli, elektrik ulusal şebekeden alınmalı ve ayrıca jeneratörle yedeklenerek kesintisiz enerji sağlanmalıdır.
İşletmenin yaz ve kış her koşulda, her türlü vasıta (traktör, kamyon, taksi vb) ile kolay ulaşılabilecek yolu olmalı ve haberleşme imkanı sağlanmalıdır.
Hatalı yer tercihi yapıldığında su temini, yol yapımı veya elektrik getirilmesi çok büyük masrafları gerektirmekte ve işletmenin ekonomik olmasını engellemektedir.
Sütten iyi gelir sağlayabilmek için üretilen sütün değer fiyatına satılması garanti edilmeli ve sütün mandıra, fabrika veya toplama merkezlerine taşınması ucuz, kolay ve güvenli olmalıdır.
3- Hedeflenen işletme kapasitesi belirlenmeli, işe az hayvanla başlanmalı, ancak ekonomik işletme büyüklüğüne kısa sürede ulaşılmalıdır.
Yurtiçi ve yurtdışındaki modern işletmeler ziyaret edilerek etüd edilmeli ve danışmanlık hizmeti alınarak ne kadar yatırımla ne yapmak istendiğine doğru karar verilmelidir.
Bu safhada öz kaynaklara güvenmelidir.Belli kanun,yönetmelik ve tebliğlere göre devletçe sağlanacağı belirtilen teşviklerin hiç kullanılamayacağı veya çok gecikebileceği, derde derman olmayabileceği düşünülmelidir. Öz kaynaklar işletme yatırımrna harcanarak hayvansız veya işletme sermayesiz kalmamalıdır.
Süt sığırcılığı işletmelerinde inek adedinin belli bir sayının üzerinde olması arzu edilir. Ülkemizde de bu tür işletmelerin ticari işletmelere dönüştürülmesi, örneğin inek sayısının en az 30′ a çıkarılması hedeflenmelidir. Böylece işletmelerde modern sağım yerinin kurulması ve modern barınak sistemlerinin yapılması mümkün olacaktır. Başlangıçta inek sayısı az olsa bile ilerideki gelişmeler dikkate alınarak en az 30 sağılır ineğe göre barınaklar planlanmalı, böylece işletmelerin gelişmelerinde teknoloji kullanılmasına olanak verilmelidir.
Süt hayvancılığında yoğun iç ve dış rekabet yaşanmakta olup, ekonomik bir büyüklüğe ulaşamayan işletmeler yaşama şansı bulamaz. İngiltere’de 1933 yılında 17 baş olan ortalama hayvan sayısı 1994 yılında 74 hayvana,2005 yılında 98 hayvana yükselmiştir. Hollanda’da ortalama işletme büyüklüğü ise 2002 yılında 78 hayvan iken 2005 yılında hayvanlardan elde edilen verim büyük miktarda arttırılarak ortalama 56 büyükbaş hayvana düşürülmüştür.
İşe düşünülen kapasitenin ¼ ‘i kadar hayvanla başlanmalıdır. Kısa zamanda işi öğrenerek kendi tecrübesi ve diğer çalışanların tecrübesi artacaktır. Sürü yönetiminde karşılaşılan problemlerin aşılması öğrenildiğinde, diğer bir deyişle 3-6 ay içinde sistem yerleştiğinde kapasite artışlarına sıkıntısızca uyum sağlanabilir. Buzağı doğumlarının her aya dengeli dağıtılması, iş verimliliği, muntazam süt geliri yönünden yarar sağlayacaktır.
4- Mecbur kalmadıkça kredi kullanılmamalıdır.
Özel hayvancılık proje kredileri dışında normal faizli, orta vadeli kredi kullanarak hayvancılık işletmesini yürütmek mümkün olmaz.
Hayvancılığa başlangıçta ilk 1-1,5 yıl gelirler az olup giderleri karşılayamamaktadır. Ancak gebe düvelerle kurulan bir işletmede doğan dişi yavrular 18-20 aylık damızlık düve olarak satıldıklarında veya 24 aylık olup, doğurmak suretiyle buzağı ve süt geliri sağladığında veya erkek buzağılar 15-16 ayda besisini tamamlamış olarak satıldıklarında işletmede mali düzen kurulur. İkinci yıl sonunda ve üçüncü yılda işletme kâra geçer.
O nedenle süt sığırcılığı işletmeleri kuruluşunda ilk iki yılı faiz ödemeli, 6-7 yıl vadeli özel krediler gerektirmektedir.
Mecbur olmadıkça kredi kullanmamalıdır. İşletme kısa zamanda büyüyecek, hedeflenen kapasiteye ulaşacaktır. Normal şartlarda 1 gebe düveden 6 yıl sonra 5 dişi, 5 erkek 10 baş olacaktır. Bu nedenle kaliteli sperma kullanarak hayvanların genetik seviyesini, dolayısıyla verimlerini sürekli artırmak çok önemlidir.
5- İşletme bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Barınak hayvanların sağlıklı ve yüksek verimi sağlayacağı, yem dağıtımı, gübre temizliği, sağım ve diğer bakım işlerinin kolaylıkla yürütülebileceği bir mekan olup, süt sığırı işletmelerinin can damarıdır. Planlı ve sağlıklı barınak, üreticinin altyapısı, üretimin sigortasıdır. Bu nedenle barınak planlarına büyük özen gösterilmelidir.
Hayvancılığa barınakların yapımı ile başlanır. Verimli ve sağlıklı hayvanların modern barınaklarda barınma zorunlulukları vardır. Barınak sağlıklı olursa başarı şansı artar. Hatalı barınakların sonradan düzeltilmesi çok zor ya da imkansızdır.
Süt sığırları için planlı ve uygun barınak yapımı oldukça önemlidir. Çünkü işletmenin değerli ve hassas olan hayvanlarını belli bir disiplin altında uzun süreli barındırmak, gerekli olan bir çok işlemi belli bir düzen içerisinde gerçekleştirmek zorunluluğu vardır. İşletme bir bütün olarak ele alınmalı, sağılır inek barınağı yanında buzağı, dana, düve ve kuru ineklerin barınacağı barınaklar ile ot, silaj, gübre depoları, çeşitli koruma yapıları, işletme sahibi ya da çalışacak bakıcının barınacağı ev de birlikte düşünülmelidir.
Başlangıçta planlanan sürü büyüklüğünün ilerde değişebileceği mutlaka ele alınmalıdır. Bu nedenle süt sığırı barınağı planlamasına başlanırken önce ölçekli bir yerleşim planı yapılmalı, bu plan üzerinde neyin nerede olacağına bu tesislerin ilerde nasıl büyüyebileceğine ve işletme için alt yapı ve ulaşımın nasıl karşılanacağına karar verilmelidir. Yerleşim planı ve yerleşim planı üzerinde düşünülen yapılardan hangilerinin öncelikle yapılacağına ve nasıl bir barınak sistemi inşa edileceğine karar verilirken uzman kişilere danışılmalı, plan ve projelerinin özenle hazırlatılması sağlanmalıdır.
6- Hayvan barınağı tekniğine uygun olarak inşa edilmelidir.
Barınakta uygun şartlar sağlanmadan kârlı bir hayvancılık yapılamaz.
Kapalı ve bağlı duraklı süt sığırı barınaklarında, yeteri kadar havalandırma ve aydınlatma sağlanamayıp, yem kısıtlı, yanlış ve besleme değeri yönünden yetersiz kalitede verildiğinde hastalık riski artmakta, hayvanların verimi düşmekte ve yetiştirici kısa sürede zarar ederek işletmesini tasfiye etmektedir.
Süt sığırları için +5 ile +210C arası ısılar uygun olmakla birlikte, sağmal hayvan için +10 ile +150C arası ısı en normaldir. Alıştırmış olmak ve yeterli yem vermek şartıyla –25 0C kadar inen ısılarda bile süt sığırlarının verimlerinde önemli bir düşme olmaz, sağlıkları bozulmaz.
+250C yi, bilhassa + 350C yi geçen sıcaklıklar hayvanları rahatsız etmekte, süt verimi ve sütün yağ oranı düşmektedir. Hayvan barınaklarında çatı meyilleri % 24 den fazla yapılarak,hem duvar üzerine yeterli pencere,hem çatıya yeterli havalandırma feneri yapılarak böylece iyi bir hava sirkülasyonu ile hayvanlar aşırı sıcaklardan korunmuş olur.Hatta bu hava sirkülasyonu aşırı soğuklarda çatının kar soğuğunu aşağıya geçirmez.Ayrıca aşırı sıcaklarda hayvanları rahatlatıcı önlemler (gölgelik, fanlarla havanın sirkülasyonu, su püskürtme vb.) alınmalıdır. Çoğu yetiştiricinin ahırında olduğu gibi, havasız, pis kokulu, nemli ve aşırı sıcak ahırlarda hayvanları tutmak, onlara eziyet olup, sağlıklarını sürdürmelerine ve verimli olmalarına imkan yoktur. Böyle yerlere hayvan barınağı demek doğru olmayıp ahır demek daha doğru olur.
Uygun süt sığırı barınağı planlanır ve yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır.
1. Barınacak hayvanların temiz hava, sıcaklık ve nem gibi çevre isteklerini en iyi biçimde karşılamasına,
2. Hayvanların yaşam tarzına ve davranışlarına uygun olmasına,
3. Barınak içerisinde esas olan yemleme sağım, gübre temizliği ile diğer bakım işlerine yönelik işlerin kolayca yapılmasına ve işgücü gereksinimin en aza indirilmesine,
4. Barınak ve elemanlarının yapım maliyetinin ucuz olmasına,
5. Barınak içerisinde sürü yönetiminin kolay yapılmasına,
6. Barınak tipinin mekanizasyon ve teknoloji uygulamasına yatkın olmasına özen gösterilmelidir.
7- İşletmede çok miktarda hayvan varsa işçilik giderlerini düşürmek ve her hayvana hızlı ve standart servis sağlamak için gelişmiş alet ve makinalardan yararlanılmalıdır.
Bu alet ve makinalar ; yem kırma ve ezme makinaları, otomatik suluklar, yem dağıtma vagonu, otomatik gübre sıyırıcı, gübre karıştırıcı, gübre pompası ve gübre taşıma tankı, modern sağımhane, taşıyıcı ve yükleyici makinalar ve diğer aletlerden oluşmaktadır.
Rasyonu yetiştirici hazırlamalı, yem hazırlayan ve dağıtan makinalarla hayvanlara servis yapılarak, yem maliyetinden, işçilikten ve zamandan kazanarak kârlılık artırılmalıdır.
Süt sığırcılığında en önemli konu olan süt sağım sistemi, gübre temizleme sistemi, yem hazırlama ve yem dağıtım sistemi ve otomatik sulama sistemi muhakkak kurulmalıdır.
Süt inekçiliğinde sağım en zor işlem olup, kapasiteye uygun sağım makinası planlanmalıdır.
Mevzuata uygun kalitede çiğ süt üretebilmek için, muhakkak ayrı sağım odası (sağımhane) olmalı ve süt sağıldıktan hemen sonra ayrı süt odasına ve +40C’ye soğutulacağı soğutucu tanka alınarak bekletilmelidir.
8- Damızlık süt sığırı yetiştiricisi, ön soy kütüğü, soy kütüğü, pedigri, damızlık, damızlık işletmesi, damızlık sertifikası, damızlık belgesi, birlik ve döl kontrolü tanımlarının, Hayvan Islahı Kanunundaki doğru anlamlarını bilmelidir.
Bu tanımları doğru bilmeden, doğru bir sürü idaresi, başarılı ve kârlı bir süt sığırcılığı yapılamaz.
Ön soy kütüğü: Ana ve babası belirli, ancak ebeveynlerinin verim kayıtları olmayan, mensup olduğu ırkın özelliklerini taşıyan hayvanlar için oluşturulacak geçici kayıt sistemini,
Soy kütüğü: Pedigri düzenlemeye esas olacak bilgilerin düzenli olarak toplandığı veri tabanını,
Pedigri: Soy kütüğüne kayıt edilen damızlıklarla, safkan atların numara,isim, orijin, ırk, renk, eşkal, cinsiyet, doğum tarihi, verim kayıtları, yetiştirici ve sahibi ile hayvanın cetlerine ait bilgileri ve verimlerini belirten belgeyi,
Damızlık: Yetiştirildiği ülkede veya yörede ırkına veya tipine özgü özellikleri gösteren yüksek verimli, hastalıklardan ari, damızlık belgesi veya saf ırk sertifikası bulunan hayvanları,
Damızlık işletmesi: Damızlık hayvanların yetiştirildiği, Bakanlıkça tescil edilmiş işletmeleri,
Damızlık sertifikası: Ana ve babası bilinen, ancak cetlerinin verim kayıtları bilinmeyen damızlık hayvanlara Bakanlıkça veya yetki verilen kuruluşlarca verilen belgeyi,
Damızlık belgesi: Pedigri belgeleri bulunan damızlıklardan Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikteki kriterlere uygunluğu Bakanlıkça onaylanan belgeyi,
Birlik: Hayvancılık konularında faaliyet gösteren yetiştirme, hayvansal üretim, ıslah ve pazarlama amaçlı kurulan birlikleri,
Döl kontrolü (Progeny testing): Soy kütüğü ve verim kayıtlarının düzenli tutulduğu, yeterli teknik alt yapı, uzman personel ve hayvan varlığına sahip kuruluşlar tarafından yürütülen ve damızlıkları döllerinin verimlerine göre seçmeyi sağlayan uygulamaları, İfade eder.
9- Yüksek verimli iyi cins damızlık ineklere sahip olmalıdır.
Çok süt veren inek sürüsüne sahip olmak amaç olmalıdır. Süt sığır ırklarında süt verim miktarı, sütteki yağ ve protein oranı sürekli geliştirilmekte, ineğin vücut yapısı, dayanıklılığı, meme sağlığı ve formu ile tırnak sağlamlığına önem verilmektedir. Bulunulan bölgeye, amaca ve işletmede hayvanlara sağlanan barınak, bakım ve besleme, çevreden alınabilen hizmetler, iklim vb. şartlara göre ırk tercihi yapılmalıdır.
Damızlık düve seçiminde titiz davranılmalı, nitelikli hayvanlarla işletme kurulmalıdır.
Damızlık hayvanlar ile ilgili ırk tercihi yapılmadan önce bulunulan ilde, Tarım İl Müdürlüğü veya Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği uzmanlarına danışılmasında yarar vardır.
Tohumlama hizmeti almada, damızlık alma veya satmada v.b. güçlüklerle karşılaşma olasılığı olan ırklardan damızlık alınmamalıdır.
Dünyanın her yanında inek başına süt verimi arttıkça kârlılık da artar. Bu nedenle yüksek süt verimi olan ineklere sahip olmalıdır.
Aşağıdaki tablo bu hususu net olarak açıklamaktadır.
Örneğin, 15 Mayıs 2005 tarihi itibariyle günlük 15 Lt, 20 Lt , 25 Lt ve 30 Lt süt verimliliği, yaklaşık süt ve yem fiyatları ile bir hesaplama yapalım.
TABLO 1
1.İnek 2. İnek 3. İnek 4. İnek
Süt Verimi (LT/Gün) 15 20 25 30
Süt Fiyatı (YTL/LT) 0,50 0,50 0,50 0,50
Gelir ( YTL/Gün) 7,50 10,00 12,50 15,00
Yem Maliyeti (Günlük)
Süt Yemi (KG) 5 7 9 11
Süt Yemi Maliyeti ( 0,40 YTL/KG) 2,00 2,80 3,60 4,40
Mısır Silajı ( KG) 20 20 20 20
Mısır Silajı Maliyeti (0,06YTL/KG) 1,20 1,20 1,20 1,20
Kuru Yonca (KG) 4 4 4 4
Kuru Yonca Maliyeti (0,25 YTL/KG) 1,00 1,00 1,00 1,00
Arpa Samanı (KG) 1 1 1 1
Arpa Samanı Maliyeti (0,10 YTL/KG) 0,10 0,10 0,10 0,10
TOPLAM YEM MALİYETİ (YTL/GÜN) 4,30 5,10 5,90 6,70
YEM MALİYETİ ÜZERİNDEN
GELİR (YTL/GÜN) 3,20 4,90 6,60 8,30
GELİR ARTIŞI 1 1,53 Kat 2,06 Kat 2,59 Kat
(% 53) (%106) (%159)
Tablodan görüldüğü gibi;
15 Lt süt veren bir ineğin günlük geliri 3,20 YTL iken,
20 Lt süt veren bir ineğin günlük geliri 4,90 YTL (1,53 Kat daha fazla),
25 Lt süt veren bir ineğin günlük geliri 6,60 YTL (2,06 Kat daha fazla),
30 Lt süt veren bir ineğin günlük geliri ise 8,30 YTL (2,59 Kat daha fazla) olmaktadır.
Eğer kaba yemler işletme arazisinde üretilir, konsantre yemler de işletmede hazırlanırsa bu gelir % 25-30 daha da artar.
10- Damızlık düve seçiminde, pedigri belgelerinden süt verim miktarı ile birlikte sütün kalitesine de (yağ, protein miktarı) bakılmalıdır.
Satın alınacak damızlıklar ilk yavruya gebe pedigrili veya sertifikalı düve olmalıdır.
Süt bileşenlerine genetik, beslenme, hava sıcaklığı, laktasyon sayısı ve mastitis etki etmekte olup süt bileşenlerinin üretici tarafından kontrolü, seleksiyonla yetiştiricilik, besin ögeleri dengelenmiş rasyon, hastalıktan ve mastitisten korumak suretiyle mümkün olabilmektedir.
Süt kompozisyonunun değişiminin % 35-40’ ı kalıtsaldır. Bu nedenle damızlık hayvanların seçiminde pedigrilerinde süt verim miktarına bakıldığı gibi, % yağ ve protein miktarlarının da yüksek olmasına bakılmalıdır. Aynı şartlar sperması kullanılacak boğanın seçiminde de dikkate alınmalı, bu özellikleri geliştirici olanlar tercih edilmelidir.
Örneğin mevzuatımızda inek sütünde en az %3,5 yağ olması öngörülmekte olup hayvanımız dengeli besleniyor, meme iltihabı yok ve barınak ortamı aşırı sıcak olmayıp uygun olmasına rağmen düşük yağlı süt veriyorsa bu hayvan satışta süte hile yapıldığı kanaatinin oluşmasına neden olacağından böyle hayvanlar damızlıktan çıkarılmalıdır.
Sütteki yağ miktarına besleme, hayvanın laktasyon dönemi ve yaşı, mevsim, hava sıcaklığı, sağım sıklığı ve süresi, kızgınlık ve gebelik, ırk farklılığı vb. bir çok faktör tesir etmektedir.Sütün protein miktarına beslenmenin de etkisi olmasına rağmen daha çok genetik yapının etkisi vardır.
11- Sürüde genetik ilerleme sağlanması amaçlanmalı, suni tohumlama yapılmalı, kesinlikle tabii tohumlama yapılmamalıdır.Sürünün hızlı ıslahı için embriyo transferi uygulanmalıdır.
Suni tohumlama, uygun tohumlama zamanında olduğu belirlenen dişi hayvanların genital kanallarına spermaların hijyenik koşullarda nakledilmesidir.
Sperma, sağlıklı ve damızlık niteliği taşıyan erkek hayvanlardan belirli yöntemlerle alınan ejekulatların spermatolojik muayeneleri yapıldıktan sonraki taze ya da dondurulmuş sperma porsiyonlarını ifade eder. Sperma porsiyonları sıvı azot gazı içine -196 0C’ de uzun yıllar muhafaza edilerek nakledilebilirler.
Embriyo,dişi yumurtasının erkek spermiyle döllenmesi sonucu oluşan 7-8 günlük canlı hücre olup taze olarak veya sıvı azot gazı içinde -196 0C de dondurularak bekletildikten sonra kullanılabilir.
Genetik ilerleme ağırlıkla boğa ile sağlanacağından damızlık değeri bilinen hayvanlar, (progeny testing) döl kontrolünden geçmiş boğaların tohumları ile süt verimini ve kalitesini (yağ, protein, kuru madde) artıran ve hayvanın damızlıkla ilgili diğer özelliklerini yavrularında iyileştiren boğaların spermaları ile tohumlanmalıdır.
Bir çok yetiştirici genetik ilerlemenin boğa ile olacağını, yavruya verim özelliklerinin yarısının inekten diğer yarısının boğadan geldiğini bilmediği için, 50 kg süt veren ineğini 20 kg süt verim kapasiteli genetiğe sahip rastgele bir boğa ile çiftleştirdiğinde genetik olarak gerilemekte ve süt verimi 35 kg’ın altına düşmektedir. Sığırtmaça gönderilen hayvanlarda çoğunlukla kontrolsuz tabii tohumlama olmaktadır.
Doğru uygulama ise 20 kg. süt veren ineği, daha yüksek genetik seviyeli (Mesela,kızlarının verimi 40 kg olan) bir boğa sperması ile tohumlatarak ve ıslah çalışmasını devam ettirerek verim düzeyini 30-35 kg.a yükseltmektir. Bu ıslah çalışmaları ile doğan yavrular üstün verimli bir sperma ile tekrar tohumlandığında elde edilecek yavrularının verimi daha da yükselecektir.
Düşük verimli hayvanlara üstün verimli kültür ırkı hayvanlardan elde edilen embriyolar verilerek kısa bir zamanda arzulanan yüksek verimli hayvanlar işletmede yetiştirilebilir.
Döl kontrolünden geçmiş, ıslah amaçlı çiftleştirmeye uygun boğaların spermaları kullanılmalı, genetik ilerleme sürdürülmelidir. İyi sperma alımına verilecek paraya acınmamalı, geleceğe yatırım olduğu düşünülmelidir.
Sürüde mevcut üstün verimli hayvanların kıymeti bilinmeli, bu hayvanları uzun süre damızlıkta tutmak ve en az 6-7 yavru almak hedeflenmelidir. Damızlık birliğine üye olunmalı, boğa kataloglarından faydalanarak ve ıslah uzmanlarının tavsiyesine göre sperma seçimi yapılmalıdır. Mümkünse döl kontrolü projesine dahil olarak yeni teknik uygulamalara açık olunmalıdır.
12- İşletmede, inek başına süt verimi artırılmalıdır.
Bir ineğin süt verimi artıkça işletmeye bıraktığı kâr da artar. Ülkemizde ortalama süt verimi 1900-2000 kg / laktasyon olup, çok düşüktür. Bu rakam ortalama, Marmara Bölgesinde 3000-3500 kg, AB’de 6500-7000 kg, ABD’de 7500-8000 kg, Bursa Damızlık Birliği üyesi işletmelerde 6500-7000 kg, SÜTAŞ Çiftliğinde 8250 kg, 2.Laktasyondaki ineklerde 9205 kg dır.
Ülkemizde kaliteli damızlıklarla çalışan bilinçli yetiştiricilerin en az 8 ton/laktasyonu hedeflemeleri gerekir. Her yıl verimler artırılarak kısa sürede bu hedefe ulaşılabilir. Örneğin İtalya’da 1960 yılında 4427 kg olan inek başına süt verimi, 1994 yılında 7596 kg’a çıkarılmıştır.
13- Her sene her inekten 1 yavru almak hedeflenmeli, kızgınlıklar iyi takip edilmeli, süt ile düve ve dana satışı gelirinin buzağılamaya bağlı olduğu unutulmamalıdır.
Süt inekçiliğinde süt gelirinden sonra en önemli gelir döl/yavru verimidir. Döl veriminden mahrum kalan bir işletmenin yaşama şansı olmaz. Çoğu zaman işletmeciye kalan net kâr damızlık düve ve besi satışından elde edilen gelirdir.
Sürüdeki hayvanların ortalama doğum aralığının 360-380 gün olması için kızgınlıklar iyi takip edilmelidir. Doğum aralığının 380-390 günden fazla olması bu işte bilinçli olunmadığının, sürü idaresinin iyi yapılmadığının göstergesidir. Böyle durumda danışmanlık hizmeti alınmalı ve işletmede çalışanlar süt sığırcılığı konusunda verilen eğitimlere katılmalıdır.
Buzağılama aralığı (bir ineğin iki buzağılama arasındaki süre) başarılı sürü yönetiminin en önemli göstergelerindendir. Başarılı yetiştirici her yıl 1 yavru alabilen yetiştiricidir.
Kızgınlıklar iyi takip edilmeli, uygun zamanda tohumlama yapılmalı, her inekten yılda bir buzağı almak hedeflenmelidir. Bu nedenle, öncelikle düve ve ineklerde kızgınlık döngüsü iyi izlenmeli, kızgınlık belirtileri ve en uygun tohumlama zamanı doğru olarak saptanmalıdır.
Kızgınlık gösteren inekler genellikle diğer hayvanların üzerine atlamasına müsaade eder, vulvadan çara denen beyaz akıntı gelir, süt verimi düşer, ağız salyalı ve iştahsızdır, sinirli ve huysuzdur, böğürür, baş yukardadır ve çevresini koklar.
Her inekten yılda bir buzağı almak için üremenin çok iyi denetlenmesi gerekmektedir. İdeal olan (360-380 gün) buzağılama aralığın gerçekleştirilmesi servis periyodunun (buzağılama ile gebe kalma arasında geçen süre) 60-90 gün arasında olmasıyla mümkündür. Düve ve ineklerde kızgınlığın sağlıklı olarak saptanması ve gebelik ihtimalinin en yüksek olduğu uygun zamanda tohumlamanın yapılması gerekir.
İneklerde kızgınlık döngüsü ortalama 21 gün, kızgınlık süresi ise ortalama 18 saattir. Sabah kızgınlık gösteren ineklerin akşam, akşam kızgınlık gösterenlerin sabah tohumlanması önerilmektedir (12 Saat sonra). İneklerin kızgınlık dönemlerine ait belirtilerin iyi gözlenmesi ve tecrübeli suni tohumlama teknisyenine veya veteriner hekime suni tohumlama yaptırılması başarı için şarttır.
14- Sürü yapısı iyi bilinmeli, işletme ihtiyaçları doğru planlanmalı ve hayvanlar uzun yıllar damızlıkta tutulmalıdır.
Yüksek verimli hayvanlar uygun barınaklarda, doğru bakım ve besleme ile sağlıkları korunarak uzun yıllar damızlıkta tutulabilir, en az 6-7 yavru alınabilir ve 6-7 laktasyon sağılarak kârlılık arttırılabilir.
Sürü yapısının bilinmesi işletme planlamada son derece önemlidir. Süt veriminin de bilinmesi (tahmin edilmesi) halinde işletmede ihtiyaç duyulan yıllık barınak kapasitesi, kaba ve kesif yem temini, işgücü ihtiyacı, pazarlanabilecek ürün miktarı (damızlık ve kasaplık hayvan, süt, gübre) kolayca tahmin edilebilir ve buna bağlı olarak işletmede kazancı artırıcı önlemler alınabilir.
Buzağılama aralığı, buzağılama oranı, ikizlik oranı, buzağı ölüm oranı (yavru atmalar ve ölü doğumlar dahil) düve-inek ölüm oranı ve erkek hayvanların sürüden çıkarıldığı yaş, sürünün yapısını belirlemektedir. İşletmede her yaştaki hayvan sayısı ( buzağıların 3 aydan önce elden çıkarılması halinde ) inek sayısının 2 katı, erkek sığırların 16 aya kadar elde tutulması halinde inek sayısının 2,4- 2,5 katı civarındadır.
Örnek bir süt sığırı işletmesindeki sürü yapısı,
1. laktasyon : % 20 ( 3 yaşında)
2. Laktasyon : % 18 ( 4 yaşında)
3. Laktasyon : % 16 ( 5 yaşında)
4. Laktasyon : % 14 ( 6 yaşında)
5. Laktasyon : % 12 ( 7 yaşında)
6. Laktasyon : % 10 ( 8 yaşında)
7. Laktasyon : % 7 ( 9 yaşında)
8. Laktasyon : % 3 ( 10 yaşında) olmalıdır.
Yüksek verimli hayvanların meme iltihabı (mastitis) veya tırnak problemleri nedeniyle 2-3 laktasyonda damızlıktan çıkarılması çok büyük bir kayıptır.
Bir yetiştiricinin performansı ve iyi hayvanlarının kıymetini bilip bilmediği sürüsünde 5-6-7 laktasyonda kaç hayvanı olduğundan anlaşılabilir.
15- Süt sığırları temiz tutulmalı, huzuru korunmalı ve günde 2 veya 3 defa sağılmalıdır.
Günün belli saatlerinde kaşağı, gebre ve fırça yardımıyla tımar yapılarak hayvanlar temizlenmeli, derideki gözeneklerin açılması ve kan dolaşımının hızlandırılması sağlanarak hayvanlar rahatlatılmalıdır.
İşletmede uygun yerlere kaşınma fırçaları konularak hayvanların kendilerini kaşımaları sağlanmalıdır.
Süt ineklerinin but, karınaltı ve sırt bölgeleri aşırı kirlenmekte olup; kırkılmaları gerekir. Özellikle memelerinin temiz tutulabilmesi ve sağıma hazırlık aşamasında yıkanıp kurulanabilmesi için meme bölgesi yılda iki kez muhakkak kırkılmalıdır.
Günde 3 sağım yapmak süt verimini %10-15 civarı artırır. Büyük sürülerde verim gruplarına göre ayrılan ineklerden meme bağları zayıflayan ineklerin günde 3 defa sağılması gerekmektedir. Çok yüksek verimli olup günde 40-50 Lt. nin üzerinde süt veren inekler de 3 sağım yapılabilir.
İki sağım yapmakla hayvanların damızlık ömürleri artacağı gibi işçilik ve enerjiden tasarruf edilmektedir.
İneğe rahatlık ve huzur sağlayan aşağıdaki uygulamaların yapılması önerilmektedir.
gibi uygulamalar ineği rahatlatır ve sütü indiren hormonun (oxytocin) salgısını başlatır ve belirli bir süre devamını sağlar.
16- Verimliliğin sürdürülebilmesi ve meme hastalıklarını önlemek için sağım hijyenine ve sağımın teknik kurallarına uyulmalıdır.
Memelerinin sağlam olduğu bilinen inekler ilk önce sağılmalı, memeleri problemli olan inekler, özellikle mastitis geçirdikleri bilinen inekler ve yaşlı inekler en son sağılmalıdır.
Elle sağım yapılıyorsa sağıcının ellerinin iyice yıkanmış ve tırnaklarının kesilmiş olması, elde nasır bulunmaması gerekir. Makine ile sağım yapılıyorsa, sağım makinasının lastik aksamları yumuşak, çatlamamış ve mutlaka temiz ve dezenfekte edilmiş olmalı ve pulsatörleri iyi ayarlanmalıdır. Elle veya makine ile sağımda sağımcının uygun bir eldiven giymesi en uygunudur.
İneğin meme derisi ve meme başları çeşitli mikroplarla daima bulaşık durumdadır. Sağıma başlamadan önce memelerin yıkanarak pisliklerden arındırılması, meme aynasına yumuşak masajla ineğin sağıma hazırlanması ve bunu takiben meme başlarının dezenfektan bir solusyonla silinmesi şarttır. Bu yapılmadığı takdirde sağım sırasında meme içine mikrop bulaşması riski, pençeler kirleneceği için bir sonra sağılacak hayvana bu kirli pençelerden mikrop bulaşma riski artar.
Sağım belirli bir süre içinde usulüne uygun şekilde yapılıp bitmiş olmalı; sağım öncesinde ve sağım sırasında inek psikolojik olarak sağıma hazır halde tutulmalıdır. Çünkü süt kanallarının açılarak sütün akması memedeki düz kasları etkileyen ve beyinden salgılanan oxytocin hormonu ile mümkündür. Bu hormonun etki süresi ortalama 8 dakika kadar olup hormon salgısı durduğu anda memeden süt almak da mümkün olmaz.
Sağımın belirli bir ritim içinde (ortalama olarak dakikada 72 emiş) ve meme başını uygun kavrayacak şekilde yapılması; memeden süt geldiği sürece sağımın devam etmesi, yani akış kesildiği an emiş maniplasyonlarına son verilmesi gerekir. Buna uyulmadığı takdirde sağım sırasında mikrop bulaşmaları oluşur. Meme başlıklarının memeden alınması sırasında meme ucundaki mikroorganizmaların meme içine girmesini kolaylaştıran dıştan içe vakum oluşturmamaya dikkat edilmelidir.
Sağım işi bittikten sonra sağım makinalarının yıkanması, temizlenmesi, yıpranan aksamın değiştirilmesi ve müteakip sağıma kadar meme ile temas eden aksamın kapalı olarak muhafaza edilmesi ve sağım zamanı temiz sudan geçirilmesi gerekir. Aksi halde hem lastikler kurur ve çatlar hem de açıkta durdukça mikrop bulaşır.
17- Daha yüksek fiyatla satabilmek için yüksek kaliteli süt üretmeli ve süt kalitesini arttırmaya çalışmalıdır.
Son yıllarda süt ve süt ürünlerinden mikrobiyolojik analizlerden başka, antibiyotik, hormon, aflatoksin, ağır metal (rezüdü) ve pestisid (zirai ilaç) kalıntı analizleri istenmekte olup bu analiz sonuçlarını üreticinin yaptığı uygulamalar belirlemektedir.
Türk Gıda Kodeksine ve AB normlarına uygun yüksek kaliteli sütten ;
Üretilen sütün kalitesi dengeli ve kaliteli yem yedirmek, hayvanların meme sağlığına dikkat etmek, standartlara uygun makinalarla sağım yapmak, hijyen ve temizlik kurallarına uymak, sütü sağımdan sonra en kısa zamanda +40C’ye soğutmak ve temiz kaplarda muhafaza etmek suretiyle arttırılabilir.
Yüksek bakteri sayısı istenmeyen bir durum olup ekipmanların yetersiz temizliği, sütün soğutulmaması, kirli inekler, mastitisli inekler ve kirli elle sağım yüzünden oluşmaktadır.
Süt kalitesi çiftlik idaresi uygulamalarıyla direkt alakalı olup sütün kalitesine süt bileşenleri, somatik hücre sayısı, bakteri sayısı yabancı madde içeriği ve duyusal nitelikleri etki etmektedir.
Son yıllarda süt sanayicileri tarafından satın alınan sütlerde sütün fiyatının belirlenmesinde kalite çok önem arz etmektedir. Çiftlik sütlerinin fiyatı bölge ortalama fiyatı üzerine sütün kalitesine göre hakedilen primlerin eklenmesiyle bulunduğundan nihai süt fiyatını sütün kalitesi yani üretici belirlemiş olmaktadır.
18- Kaba yem, karma yem, kesif karma yem, yemlik preparat, mineral yem ve rasyonun ne olduğu ve mevzuattaki tanımları bilinmelidir.
Kaba Yem : Özellikle ruminantların beslenmesinde kullanılan ve kuru maddesinde en az %18 ham selüloz içeren bitkisel kökenli yemlerdir.
Karma Yem : Çeşitli yemlerin standardına uygun olarak karıştırılması ile elde edilen yemlerdir.
Kesif Karma Yem : Hayvanların özellikle enerji, protein ve diğer besin maddeleri yönünden ihtiyaçlarını dengelemek amacıyla organik maddece zengin ve sindirilme oranı yüksek belirli formulasyonlara göre yem fabrikaları tarafından üretilen veya işletmelerin uygun formüller ile kendilerinin ürettiği yemlerdir.
Yemlik Preparatlar: Kimyasal analiz ve sentez yolları ile fabrikasyon şeklinde elde edilen ve yemin değerini artırmaya yardım edebilecek karakterdeki (organik veya kimyasal) bileşikler ile vitaminler gibi koruyucu maddeleri ihtiva eden yemlerdir.
Mineral Yem : Kalsiyum, fosfor, tuz, iz mineraller, sentetik üre, amonyum tuzları ve benzeri gibi sadece mineral maddeler veya bunların karışımlarından ibaret olan yemlerdir.
Rasyon : Hayvanların bir günde tüketebileceği yem kurumaddesi içerisinde hayvanın ihtiyaç duyacağı yaşama ve verim payı besin maddelerini karşılayacak şekilde hayvan besleme bilimine uygun olarak düzenlenen yem karışımıdır.
19- İşletmede doğan erkek buzağılar büyütülmeli, besi dönemi sonuna kadar beslenerek satılmalıdır.
Genç erkek hayvanlar (dana ve tosunlar) kısa süreli 4-10 ay entansif beslenerek maksimum canlı ağırlığa en ekonomik rasyonlarla bir an önce ulaştırılmalıdır.
Yüksek et verimine harcamalar düşük tutularak ulaşma hedeflenmeli, sabit yatırımların ve işçilik giderlerinin az olduğu açıkta serbest sistem besiciliği tercih edilmelidir.
Hayvanları gerektiği gibi besleyerek ve gerekli süre boyunca beside tutarak her ırktan hayvanla besicilik yapılabilir.
Hayvan yaşlandıkça enerji ihtiyacı artmakta ve 1 kg canlı ağırlık artışı elde edebilmesi için tüketmesi gereken yem miktarı artmaktadır. Bu da yem değerlendirme sayısının (1kg canlı ağırlık yapabilmek için tüketilen yem miktarı) artması, yâni 1 kg canlı ağırlığın daha fazlaya mal olması demektir. Daha fazla maliyet ise daha az kazanç demektir.
Besi hayvanlarına hayvanın besi başlangıcı ağırlığına göre günde ne miktar ne kadar sürede canlı ağırlık artışı yaptırmak istendiğine göre yaşama ve verim payları bilinerek rasyon hazırlanmalı, enerji, protein, mineral, vitamin, su ve selüloz ihtiyaçları karşılanmalıdır.
Açıkta serbest sistem besicilikte besi hayvanlarının önünde daima yiyecekleri yem ve içecekleri su bulunmalıdır.
Besi hayvancılığı konusunda da yeterli bilgiye sahip olunmalı, uzmanlara danışılmalı ve eğitimlere katılınmalıdır.
Bilinçsiz yapılacak besicilik sonucu tesadüfen para kazanılabilir.
20- Kaliteli kaba yemlerin işletme arazisinde üretilmesi için yeterli tarla arazisi olmalıdır.
Kaba yemler besin elementlerini kaliteli olarak sağladığı gibi işkembedeki mikroorganizmalar ve asitliğin düzenlenmesi, geviş getirme ve tükürük salgısını artırması gibi yaşamsal fonksiyonlar için gerekli olup kesif yemlere göre ekonomik olmaları nedeniyle yüksek süt verimini hedefleyen işletmeler için vazgeçilmez önemdedir.
Hayvancılık işletmesinin barınak dışında hayvanların gezinebileceği yerleri (çayır, mer’a) ile bitkisel üretim için yeterli arazileri olmalıdır.
Bütün kaba ve kesif yemleri dışarıdan satın alarak kârlı bir süt hayvancılığı yapmak mümkün değildir. Bu nedenle hayvan başına 5 dekar, sulu arazide 3 dekar, birden fazla ürün alınan yerlerde en az 1,7 dekar sulu taban arazisi olması arzu edilir.
Bir hayvan için her yıl 7 ton civarı mısır silajı, 1,5 ton kadar kuru yonca otuna ihtiyaç duyulmaktadır. Bitkisel üretim için hiçbir arazisi olmayan işletmelerin uzun dönemde yaşama şansı yoktur.
İşletmenin bulunduğu bölgedeki iklim ve toprak şartlarına göre çayır otu, silajlık mısır, sorgun-sudan otu melezi, yonca, fiğ, korunga, vb. kaba yemler işletmede üretilerek en az %20-30 maliyet azaltılabilir. Yonca ve mısır silajı olmadan verimli bir hayvancılık yapılamaz.
Hayvan mevcuduna göre yıllık kaba yem ihtiyacı hesaplanarak işletmede üretilmeyen kaba yemler hasat zamanında ucuz fiyatla ve yeteri miktarda satın alınmalı, uygun şartlarda depolanmalıdır.
Ucuz ve kaliteli yem olmadan ekonomik hayvancılık ve ucuz silaj yapmadan kârlı bir süt sığırcılığı yapılamaz.
21- Konsantre yem işletmede yapılmalı, işletme şartlarına ve hayvanların ihtiyaçlarına göre rasyon hazırlanmalıdır.
Dane yemleri, arpa, mısır, buğday, bakla, yulaf vb. üreterek, proteini yüksek ayçiçeği küspesi, pamuk tohumu küspesi, soya vb. hammaddeleri ve katkı maddelerini (tuz, vit.-min, mermer tozu, soda, vb.) satın alarak konsantre yem işletmede üretilmelidir. Bu durumda fabrika yemlerine göre maliyet en az %20-30 azalacağı gibi besin içerikleri yönünden garanti, dengeli ve sağlıklı bir yemle besleme şansı bulunur.
Hayvanlar besin ögeleri dengelenmiş bir rasyonla beslenmelidir. Hayvanların sağlıklı, yüksek verimli ve sütün ( yağ, protein, ykm) kaliteli olması için bu şarttır.
Yaş, ağırlık, verim durumlarına göre en uygun rasyon hazırlanan ve uygun çevre şartları sağlanan hayvanlardan genetik kapasitelerine uygun verim alınabilir.
Kaba yem / kesif yem oranı çok önemlidir. Süt sığırı rasyonlarında kuru madde esasına göre %50 kesif yem ve %50 kaba yem esas alınır. Yüksek verimli ineğin toplam enerji, protein ve kuru madde ihtiyaçlarının % 60’ ının kesif yemlerle, %40’ nın kaba yemlerle karşılanması öngörülmektedir.Hiçbir şekilde hayvanın ihtiyaç duyduğu yem kuru maddesi içindeki kaba yem kuru madde oranı %40 ın altında olmamalıdır. Düşük verimli ineklerde ( 10-20 litre) bu oran tersine dönerek, gebe ve kısır ineklerde olduğu gibi günlük rasyonun %80-90’ı ve hatta %100’ü kaba yemlerle karşılanabilir. (Tuz, mineral, izmineral ve vitamin takviyesi gerekir). Kaba yemin yeterli verilmemesi asidoz vb. bir çok soruna neden olmaktadır. Sadece saman ve fabrika yemi kullanılırsa süt gelirinin en az %70’i yem fabrikalarına gideceğinden, süt fiyatları dünya fiyatlarına göre yüksek olsa bile işletme yeterli kazanmayacaktır. Süt maliyeti azaltılmalı, kaba yemleri (özellikle mısır silajı, ot silajı, kuru yonca, iyi kaliteli kuru ot, hububat hasılı gibi) ve gıda sanayi artıklarını yeterince kullanarak süt maliyetinde %60-70 seviyesindeki yem giderleri %50-60 seviyelerine düşürülerek daha çok kazanılmalıdır. Kaliteli kaba yemler ineklere yiyebildikleri kadar verilmeli, hayvanlardan kıskanılmamalıdır.
22- Silaj yaparak ilkbaharın yeşil yemleri ve sonbaharın kaliteli mısırı 12 aya taşınmalı, hayvanlar besin değerleri düşük sap ve samana mahkum edilmemelidir.
Hayvancılıkta ideal bir besleme yapılan yem rasyonunu bütün yıl boyunca aynı seviyede tutmakla, yâni yaz ve kış aylarının yem rasyonunun Nisan ve Mayıs aylarının bol yeşilli mer’a beslenmesindeki gibi yeşil ve sulu yemlerle hazırlanmasıyla mümkündür.
Arazilere kış aylarında buğday, arpa, yulaf, çavdar, fiğ, fiğ+tahıl karışımları, yem şalgamı, kanola, korunga, yaz döneminde ise mısır, sorgum, sudan otu ve sorgum-sudan otu melezi, yemlik bezelye, ayçiçeği gibi bitkiler ekilebilir; yeşil ot, kuru ot, ve silaj olarak değerlendirilebilir. Mer’a ve çayır otlarından yeterince faydalanılabilir.
Gıda sanayi yan ürünleri, konserve sanayinin her türlü sebze artıkları, hayvan lahanası, şalgam ve pancar yaprakları, bezelye sapları, fasulye, domates, biber artıkları, şeker pancarı posası, patates cipsi artıkları silajı yapılmak suretiyle hayvan yemi olarak çok ucuza değerlendirilebilir.
Hayvan beslemede eski alışkanlıklar terk edilmeli, hayvanın ihtiyacı olan besin maddeleri dengeli ve ekonomik şekilde rasyonlara ilave edilmelidir.
İşletmedeki hayvan varlığına göre yıl içerisinde işletmede üretilecek kaba ve kesif yemlerle piyasadan temin edilen diğer yemlerin ekonomik şekilde değerlendirilmesi için yemleme planlamasının yapılması en akılcı yoldur. Yemin kaliteli ve ucuz olanı seçilmelidir.
Yonca gibi kaliteli kaba yemi ve kaliteli mısır silajı olan işletmeler hayvanlarının yaşama payı ile birlikte 14 kg süt verimine kadar olan ham protein, enerji bakımından ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. Canlı ağırlığının % 2,5 i civarında kuru maddenin sağlandığı kaliteli kaba yem sığırcılık işletmelerinin olmazsa olmaz koşuludur.
23- Süt ineklerinin yeterli, dengeli ve ekonomik beslenmesi için rasyon hazırlanması öğrenilmelidir.
Süt ineklerinin besin ihtiyaçları canlı ağırlıklarına, verdikleri süt miktarlarına, sütün yağ oranına ve laktasyonun devrelerine göre farklılık gösterir. Laktasyonun ilk 70 günü, 70-140 gün arası ve 140-305 gün arası, kuru dönem besleme farklılıklar gösterir. Çünkü inekten alınan toplam sütün %45 i ilk 100 günde, %30-35 i ikinci 100 günde, %20-25 i üçüncü 100 günde alınır.
Çok sütlü ineklerin bütün besin ihtiyaçlarını saptayarak bu besinleri belirli bir kuru madde içine sığdıracak şekilde çok dikkatli rasyon formulasyonları düzenlemek gerekmektedir. .
Saman ve benzeri düşük kaliteli kaba yemler ve standart karma süt yemleri yeterli olamamakta, kaliteli kaba ve kesif yemler kullanmak gerekmektedir. Bu yapılamadığında verilen besin maddeleri (özellikle enerji) günlük ihtiyaca cevap veremez. “Negatif Enerji Balansı” şekillenir. İnek doğası gereği yüksek süt verimini sürdürür. Ancak kendi vücudundaki enerji rezervlerinden ve mineral rezervlerinden harcama yapar, zayıflar. Neticede zayıflama, indigestion, ketosis, karaciğer koması, rumen asidozu, abomasum deplasmanları gibi ağır hastalık halleri veya basit hazımsızlık ve verim düşüklüğü sorunları ortaya çıkar, döl tutmama problemleri yaşanabilir. Bu nedenle çok yüksek verimli inekleri diğerlerinden ayrı, bilhassa ilk 75 günde özel besleme rejimine tabi tutmak gerekir:
Besin değerleri yüksek iyi kalite kaba yem ve enerji-protein değerleri yeterince yüksek kesif yemi olmayan üreticiler çok sütlü inek edindiklerinde bu hayvanlarını çok kısa zamanda elden çıkartmak, kasaba satmak zorunda kalarak hüsrana uğramaktadır.
Bilinçli yetiştiriciler günde 30 litrenin altında süt veren ineklerin beslenmesinde genellikle problem yaşamamaktadır.
Düşük süt verimi olan inekler kuru ot ve mısır silajı gibi kaliteli kaba yemleri kullanarak (sadece protein takviyesi yapmak koşulu ile) enerji ağırlıklı kesif yemler olmaksızın da beslenebilirler.
Hayvanların yem rasyonlarının hazırlanması öğrenilmeli, ve yeterli bilince ulaşılmalıdır. Hayvanların sağlıklı ve verimli olmaları, neticede kârlılık, yeterli, dengeli ve ekonomik besleme ile mümkün olabilmektedir.
24- Düvelerin ve kurudaki ineklerin beslenmesine özen gösterilmelidir.
Düveler 7-8 aylıkken cinsel olgunluğa ulaşarak boğasaklık hali gösterirler. Ancak 15-16 aylık olup yeterli büyüklüğe (350-400 KG) ulaşmadan gebe bırakılmamalıdırlar. Irkına has yeterli vücut yapısını oluşturamayan ineklerin genetik kabiliyetlerine uygun süt verimine ulaşamayacakları unutulmamalıdır.
Düvelerin beslenmesinde titiz davranılmalıdır. Kaba yem ağırlıklı besleyerek büyüme ve gelişmeleri sağlanmalı, ancak aşırı yağlanmalarına izin verilmemelidir. Düveler için mera otları, kuru ot ve yonca en makbul yemlerdir. Hayvanlar tüketebildikleri kadar kaba yem ile beslenir. Tuz, mineral, iz mineral ve vitamin preperatları ile takviye yapılır. Hayvanların gelişme durumları kontrol edilir. Örneğin siyah-alacalarda günde 700 gram canlı ağırlık artışı sağlanamıyorsa kesif yem takviyesi ile gelişme hızlandırılır.
Normal olarak inekler 10 ay (305 gün) sağılırlar. Doğurmalarına 60 gün kala sağıma son verilerek kuruya çıkarılırlar. Mutlaka kuru dönem tüpü uygulaması ile mastitis kontrolü yapılır. Buzağılamadan önce ineği bir süre kuruda bırakmakla süt salgılayan organların dinlenmesi ve ineğe verilen besin maddelerinin süt üretimi yerine karnındaki yavrunun gelişmesi için kullanması sağlanır. Ayrıca laktasyon boyunca azalan minarel madde rezervleri tamamlanarak kondisyonu uygun hale gelir. 60 Gün daha az yem tükettiği için sindirim sistemi de dinlenmiş olur. Doğum sonrası için yem tüketim yeteneği arttırılmak üzere kesif yemlere adaptasyonu sağlayan laktasyon periyodundan farklı bir besleme sistemi uygulanır.
İnek kuruya çıkarıldığı ilk 2-3 hafta bol miktarda iyi kaliteli kaba yem ile beslenir. Bilahare günde 2-3 kg ı geçmeyecek şekilde kuru dönem yemi verilir. Doğuma 20 gün kala bu konsantre yem miktarı her gün 0,5 kg azaltılarak yerine süt yemi verilir. Süt yemi her gün 1 kg. arttırılarak doğuma kadar 6 kg. süt yemi yemesi sağlanır. Hayvanın kuru dönemde vücut ağırlığının en az %1’i kadar kaba yem yemesi ve yediği konsantre yem miktarının da vücut ağırlığının %0,5’ini geçmemesi gerekir.
Gebe düvelere de doğuma 20 gün kala benzer uygulama ile süt yemine başlatılarak doğuma kadar 4 kg süt yemi yemesi sağlanır.
Kuru dönemde rasyondaki kalsiyum miktarı azaltılmalı ve bu dönemin başında ve sonunda gebe ineklere vitamin takviyesi yapılmalıdır.
25- Süt sığırları istedikleri her an bol suya ulaşabilmeli, önlerinde sürekli temiz ve içilebilir nitelikte su bulunmalıdır.
Normal olarak sığırlar günde 1-4 defa su içerler. Günlük süt verim miktarına, yemin kuru veya rutubetli olmasına ve çevre ısısına göre içilen su miktarı değişir.
İnek sütünün % 87’si su olduğuna göre çok süt veren hayvanların su ihtiyaçları çok fazla olup günde bir defa su içerek veya hayvana bir teneke su vererek bu ihtiyaç karşılanamaz. Bu durumda hayvanlar süt verimlerini azaltırlar. Bir çok işletme hayvanlara yeterli su sağlamadığı için eksik verim aldığının farkında değildir.
Günde 25-30 litre süt veren 600 kg ağırlığındaki bir süt ineğinin günlük su tüketimi 75-100 litreye kadar çıkabilir. Bu nedenle süt inekleri istedikleri her an temiz ve içilebilir nitelikte suya ulaşılabilmelidir. Bu amaçla ahırda otomatik su sağlayan sistem planlanmalı, ayrıca merada da hayvanlar için yeterli su imkanı sağlanmalıdır. Bizim içemeyeceğimiz kalitesiz bir suyu içen inek bilinmelidir ki bize içemeyeceğimiz kalitesiz süt üretir.
26- İşletmede yeterli kayıt düzeni kurulmalı, hayvanların kayıtları tutulmalıdır.
Sürü kayıtları tutulan işletmelerde ırk, canlı ağırlık, üreme, süt verimi, laktasyon dönemi vb. özellikleri esas alan bilgiler bulunduğu, ekonomik ve dengeli rasyonların yapılması sağlandığı için iş şansa bırakılmaz.
Hayvan başına verim hayvanın yaşadığı çevreyi ve hayvanı iyileştirmek suretiyle artırılabilir. Bu amaca ulaşılabilmesi, sürü yönetiminde doğru ve yerinde kararlar verilebilmesi, damızlık seçiminin isabetli yapılabilmesi için sürü ve hayvanlar hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip olmak gerekir. Bu amaçlara hizmet edecek bilgileri toplama ve bunları saklama işine kayıt tutma denir.
Kayıt tutulması hem her bir ineğin hem de tüm sürünün durumu hakkında günlük ve uzun vadeli bilgiler verir ve işletme sahibi ya da yöneticisine gelecek için planlar yapma olanağı sağlar.
Kayıt tutma düzeni basit, doğru, günü gününe işlenebilen, kolay ve az zaman alıcı olmalıdır. Bilgi toplama işletmenin önemli işleri arasında görülmelidir.
Bir işletmede temel olarak şu kayıtlar tutulmalıdır:
Bu bilgilerin tamamı bir Hayvan Kimlik Kartı oluşturularak Kimlik Kartına yazılabilir.
Hayvanların doğum tarihleri bilinirse sürü için planlama daha rahat yapılabilir, ana ve babasının kulak numarası sayesinde bir bilgiye ihtiyaç duyulduğunda kolayca ulaşılabilir.
Hayvanların buzağılama tarihlerinin kayıt edilmesi buzağılama sonrası tohumlama zamanının gelip gelmediğinin tespit edilmesi ve 100 gün içerisinde hayvanın tekrar gebe kalmasının sağlanmasına yarar.
Hayvanların mutlaka tohumlanma tarihleri kayıt edilmelidir. Böylece hayvanın gebe kalmaması halinde yeniden kızgınlık göstereceği günleri (tohumlama tarihinden itibaren 17-21 gün sonrası) tahmin edilebilir. Hayvanın gebe kalması halinde de kuruya çıkarılacağı tarih (tohumlama tarihinden 215-220 gün sonrası) ve tahmini doğurma tarihi (tohumlamadan 280 – 285 gün sonrası) bilinmiş olur. Tohumlamada kullanılan boğanın hangi boğa olduğu bilindiğinde doğan yavrunun durumu ile boğa arasında ilişki kurularak o boğayı tekrar kullanıp kullanmamak hakkında karar verilebilir.
Hayvanın numarası, sürüden çıkış tarihi ve nedenine (Damızlık satış, kasaplık satış, ölüm,vb.) ait kayıtların elde bulunması sayesinde sürüde bir sonraki dönem planlaması daha iyi yapılabilir. Sürü mevcudiyetini muhafaza etmek veya sürüde herhangi bir genişleme veya daralma yapmak isteniyorsa bu tutulan kayıtlardan yararlanılabilir.
Hayvanların belirli dönemlerdeki ağırlıkları (Doğum, sütten kesim, 6.ay, 1. yaş, ilkine tohumlanma ağırlığı vb.) saptanabilirse hayvanların gelişme durumları yakından izlenir ve yemleme bu veriler doğrultusunda yapılabilir. Böylece hayvanların aşırı yağlanmaları veya kondisyonlarının düşüklüğü de önlenmiş olur
Sağmal ineğin bir sağım döneminde (laktasyon) verdiği süt miktarı belirli aralıklarla yapılan ölçümlerden elde edilen bilgiler kullanılarak bulunmaya çalışılır. Bu amaçla genellikle 15 günde bir veya ayda bir bütün ineklerin süt verimleri ölçülür. Kontrol sağımı olarak adlandırılan bu uygulamayla elde edilen değerlerden de laktasyon verimi tahmin edilebilir. İdeali her sağımda süt ölçümü yapılarak hayvanın günlük veriminin tespiti ile verim düşüklüklerinde günlük tedbirlerin alınmasıdır. Bugün hayvandan sağılan sütü her sağımda ölçüp kaydeden modern sağımhaneler kullanılmaktadır.
Bu bilgiler başta yemlemede ve sürü yönetiminde yardımcı olur. Hayvanların ne kadar süt verdiği bilinirse yemleme ona göre düzenlenir, düşük süt verenlere fazladan yemleme yapılmaz, yüksek süt verimli hayvanlara da kapasitelerinden tam yararlanabilecek miktarda yem verip en ekonomik şekilde en yüksek süt verimi sağlanır. Sürünün düşük verimli ineklerini zaman içerisinde sürüden çıkararak zamanla sürünün süt verimi yüksek ineklerden oluşması sağlanır.
Hayvanların hangi tarihte yapılan tohumlamadan gebe kaldığı bilindiğinde kuruya çıkarılacağı tarih (doğuma 60 gün kala) tespit edilerek bu dönemdeki besleme programı uygulanır.
Hayvanların aşılandıkları tarihlerin kayıt edilmiş olması aşıların tekrarının gerektiği tarihin saptanmasını sağlar.
Hayvanlara koruma veya tedavi amaçlı yapılan tüm uygulamaların kayıtları tutulmalıdır. Herhangi bir hastalığın çıkması durumunda o hayvanın geçmişine bakarak uygulanacak tedaviye daha rahat karar verilebilir.
Uygulanan yemleme düzenine göre hayvanlara verilen yem maddelerinin miktarı mutlaka kayıtlı olmalıdır. Bu her hayvana bir günde ne kadar kuru ot, silaj, konsantre yem verildiğinin bilinmesini sağlar. Böylece ihtiyaç olan yem miktarı tespit edilerek hazırlıklar ona göre yapılmalıdır.
Gerek kayıt sistemi, gerekse ekonomik ve dengeli rasyonların yapılmasında konu ile ilgili uzman kişilerle temasa geçilmelidir. Damızlık Birliğinde görevli uzmanlardan yeterince yararlanmalıdır.
27- Başarılı bir bakım ve idare için özen gösterilmelidir.
28- Doğuracak hayvanlar doğum bölmesine alınmalı ve hijyen doğum yaptırılmalı, buzağıya ağız sütü içirilmelidir.
Sığırların ortalama gebelik süresi 280-285 gün (9 ay 10 gün)dür. Tohumlama kayıtları tutulan hayvanların doğurma tarihleri kolayca tahmin edilebilir. Doğumu yaklaşan inek sakinleşir ve hareketleri yavaşlar, meme büyür ve gerginleşir. Vulva şişer ve mukoz akıntı artar. Sağrı bağlarının gevşemesi nedeniyle kuyruğun etrafında çukurluk oluşur. Karın üst kısmı hafifçe içe çöker.
Kayıtlardan yararlanarak doğurmaya bir hafta kaldığı tahmin edilen hayvanlar temiz ve dezenfekte edilmiş ve bol yataklık serilmiş 12-16m2’lik doğum bölmesine alınmalı, doğuma kadar hayvana burada bakılmalıdır.
İneklerin çoğu yardıma ihtiyaç duymadan doğururlar. Normal doğumun ilk aşamasında yavruyu çevreleyen zarların bir bölümünün oluşturduğu su kesesi vulvadan dışarı çıkar. Buzağıya yardım zorunlu olmadıkça bu kese yırtılmamalıdır. Buzağının gelişi normal ise, önce baş ve ön ayaklar görülür. Bundan yaklaşık 1 saat sonra doğum gerçekleşir. Eğer baş ve ön ayaklar görüldükten sonraki 1 saat içerisinde doğum gerçekleşmemiş ise yardım gerekir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun ağız ve burnundaki mukoz kalıntı temizlenmeli, göbek kordonu doğum esnasında dipten kopmuş ise bu bölgeye tentürdiyot benzeri mikrop öldürücüler sürülmeli ve bu uygulamaya günde iki kez olmak üzere üç gün devam edilmelidir. Göbek kordonu dipten kopmamış ise karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine antiseptik akıtılan göbek kordonu karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz ve keskin bir bıçak ya da makasla kesilmelidir. Bu bölgeye yine 2-3 gün süre ile günde iki defa antiseptik uygulanmalıdır.
Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise buzağının üzerine hafif tuz serpilerek yalaması teşvik edilir.Kuru bir bez veya yataklık kullanılarak buzağı iyice silinmeli ve kurutulmaya çalışılmalıdır.
Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde anasını emmeye başlar. Buzağı emmeden memeler uygun bir dezenfektan ile temizlenmeli ve ilk ağız sütü sağılarak biberon ile yavruya içirilmelidir. Buzağılar ilk zamanlar emmede zorlanabilir. Buzağıya yardımcı olmalı ve mutlaka ağız sütü içirilmelidir.
Eğer yavru anasını emerse ineğin sağımı sırasında devamlı yavrunun emmesini isteyeceğinden sağım zorlaşır ve verim düşüklüğü olur. Ayrıca memeden emen yavrunun ne kadar süt içtiği de bilinemez.
Doğumu takiben üretilen ağız sütü normal süte göre daha fazla kuru madde, protein, mineral, vitamin ve buzağının hastalıklardan korunmasına yardımcı olacak bağışıklık maddelerine sahiptir. Bu nedenle her buzağının mutlaka en kısa sürede ağız sütü içmesi sağlanmalıdır. Buzağı ilk ağız sütünü doğumdan yarım saat sonra içmelidir ve bu süre 4 saati geçmemelidir.
29- Buzağılarda numaralama, boynuz köreltme ve fazla meme uçlarının kesilmesi zamanında yapılmalıdır.
Buzağıların diğerlerinden ayırt edecek şekilde işaretlenmesi veya numaralanması sürü yönetimi ve ıslah çalışmaları açısından son derece önemlidir. Aynı zamanda işletmede bir çok doğum varsa buzağılar geçici olarak renkli bantlar veya boyalarla işaretlenip, boynuna bir numara olan madalyon takılır. 2-3 Haftalık olunca kulağına sarı renkli, üzeri siyah yazı ile (Milli Soy kütüğü Sistemi) numarası yazılı plastik küpe özel pense yardımıyla takılır.
Hayvanların birbirlerine ve bakıcılara zarar verme tehlikesini azaltmak amacıyla elektrikli boynuz köreltme aletiyle boynuzların büyümesini sağlayan hücrelere zarar verilerek boynuz köreltilir. Bu amaçla hazırlanmış kimyasal maddeler de (kostik soda) boynuz köreltmede kullanılabilir. Her iki halde de boynuz etrafındaki kılların kesilmesi ve dezenfekte edilmesinde ve buzağı 20-30 günlük olunca boynuz köreltilmesinde yarar vardır.
Memelerin görünüşünü bozan, sağımda güçlük oluşturanve meme yangı tehlikesini artıran fazla meme uçlarının erken dönemde alımının boynuz köreltme ile birlikte yapılmasında fayda vardır. Arka meme bölümleri arasındaki fazla meme ucunun alınması için bölgenin temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi ve keskin bir makasla alınması yeterlidir.
30- Buzağıların barındırılmalarına özen gösterilmelidir.
Buzağılara doğumdan hemen sonra yaşamlarını sağlıklı olarak sürdürebilecekleri barınak koşulları sağlanması gerekir.
a- Buzağılar ineklerle aynı barınak bölmesinde tutulmamalıdır. İneklerin bulunduğu ortamda çoğalma imkanı bulan zararlı mikropların buzağılara bulaşmaması ve buzağılara daha kontrollü barınma ortamı sağlanması için bu kesinlikle şarttır.
b- Buzağılar iki haftalık oluncaya kadar bağlanmamalıdır. Buzağıları kontrol altına almak, hastalıklardan ve yaralanmalardan korumak için doğumdan hemen sonra her biri için hazırlanmış buzağı kulübelerine (veya bölmelerine) alınır. Tabanına yumuşak, temiz ve kuru altlık serilen bu bölmeler buzağılar birbirlerini görebilecek fakat temas edemeyecekleri, birbirlerini ememeyecekleri ve zarar veremeyecekleri şekilde düzenlenmelidir. Buzağılar süt emdikleri sürece bu bölmede kalabilir.
c- Kulübenin eni 100-120 cm, yüksekliği 85-90 cm. boyu 2,70-3,30 cm. (Kulübe 120-150 cm ve gezinme yeri 150-180 cm.) olur.
d- Üç haftadan yaşlı buzağılar gurup halinde, serbest yetiştirilebilir. Süt emme döneminden (60 gün) sonra veya en erken 3 haftalık yaşta buzağılar 3-5 buzağının bulundurulabileceği en az 6m2’lik gurup bölmesine (padok) alınmalıdırlar. Başlangıçta buzağı başına 1.3 m2, daha sonra 1.8 m2 yer gerekmektedir.
e- Buzağılar karanlık ve havasız ortamlarda barındırılmamalıdır. Buzağıları barınak dışında buzağı bölmeleri veya kulübelerine yerleştirmek en doğrusudur. Doğumu müteakip kurulanan ve ağız sütü verilen buzağılar derhal 2-3 saat içinde bu bölmelere alınır. Kulübelerde buzağılara uygun şartlar sağlanmalıdır. Son yıllarda taşınabilir buzağı kulübeleri yaygınlaşmış olup SÜTAŞ Hayvancılık Eğitim Merkezinde, TİGEM veya çevredeki büyük çiftliklerde görülebilir.
HAYVAN SAĞLIĞI
31- Süt sığırlarının temel ihtiyaçları ve önemli hastalıkları bilinmelidir.
Amaç sağlıklı yetiştirme ve iyi verim elde ederek karlı bir işletme oluşturulmasıdır. Bir hayvanın sağlıklı olabilmesi için öncelikle uygun çevre şartlarının sağlanması gereklidir. Çevre şartlarının uygun olmadığı ortamdaki sığırın verimi azalacağı gibi hastalıklara yakalanma ihtimali artacaktır. Bu nedenle sığırlar için başlıca temel ihtiyaçları şöyle sıralayabiliriz:
Sığırların temel ihtiyaçları sağlandıktan sonra ilgili hastalıkların önlenmesi için özel tedbirlerin alınması gereklidir. Bunun için de en sık karşılaşılan beslenme, metabolizma ve enfeksiyon hastalıklarının önemlileri hakkında bilgi sahibi olunmalı ve işletmenin sağlıkla ilgili kayıtları tutulmalıdır.
Hastalıklar hakkında hiçbir bilgi sahibi olmayan yetiştirici koruyucu tedbirleri zamanında alamaz ve veteriner hekimin tavsiyelerini uygulayamaz.
32- Buzağı sağlığına özen gösterilmeli, koruyucu aşılamalar zamanında yaptırılmalıdır.
Bakteri veya virüslerin yol açtığı mikrobik ishaller ile hatalı bakım ve beslemeden kaynaklanan ishaller çoğu zaman buzağıların ölümlerine sebep olduğundan yurdumuzda önemli ekonomik kayıplar oluşturur.
Buzağı ishallerini önlemek için şu tedbirler alınmalıdır.
1- Doğumdan hemen sonra buzağılara mutlaka ağız sütü içirilmelidir.
2- Barınak, özellikle doğum yerleri ve buzağı bölmeleri sürekli temiz tutulmalıdır.
3- Buzağılar diğer hayvanlardan ayrı, mümkünse barınak dışında barındırılmalıdır.
4- Barınak havadar ve aydınlık olmalı; kesinlikle hava cereyanı olmamalıdır.
5- Buzağılara süt ve su verilen kaplar temiz olmalı; kova yerine biberonlar tercih edilmeli ve biberon deliklerinin geniş olmasına dikkat edilmelidir.
6- Buzağılara içirilen süt 36-37 0C sıcaklıkta ve taze olmalıdır.
7- Buzağılama öncesi Veteriner Hekimin önerisine göre ineğe koruyucu aşı enjeksiyonu yaptırılmalıdır.
Aşılama programlarının hazırlanarak koruyucu aşıların (brucella, şap, sığır vebası vb.) zamanında yapılması sağlanmalıdır.
Temel olarak süt sığırlarında uygulanan aşılama programı ve tekrarlanma aralıkları şöyledir.
Brucella : 4-8 aylık dişilere uygulanır. Ömürleri boyunca bir kere bu aşı yapılır.
Şap : 6 aylıkken ilk aşılama, 4 ay sonra 2.aşılama yapılır ve 6 ayda bir rutin olarak hayvanlar aşılanır.
Triangle : Hayvanlara yılda bir defa uygulanır.
Şarbon : 4 aylık yaştan büyüklere yılda bir defa uygulanır.
Yanıkara : 4 aylık yaştan büyüklere yılda bir defa uygulanır.
33- Barınak hijyenine kesinlikle uyulmalıdır. Sağım hijyenine ve meme sağlığına gereken önem verilmeli, iyi bir mastitis kontrol programı uygulanmalıdır.
Süt içinde 85 civarı besin maddesi bulunan harika bir besin olup memeden sağıldığı andaki özelliklerinin değişikliğe sebep olmadan tüketiciye sağlıklı olarak ulaştırılması için sağım hijyenine uyulmalı ve derhal soğutulmalıdır.
Kaliteli bir süt ancak sağlıklı memelerden, temiz bir sağım sonucu elde edilir. Memelerin sağlıklı olması temizlik kurallarına uymaktan geçer.
Sağımcının el ve vücut sağlığı yerinde olmalı, kolayca yıkanıp temizlenen lastik çizme giymeli ve sağım esnasında kullandığı temiz iş elbisesi bulunmalıdır.
Her sağım öncesinde memelerdeki süt siyah bir zemini olan kaba sağılarak kontrol edilmeli her hafta veya on beş günde bir gizli seyreden meme hastalıklarını ortaya çıkaran Kaliforniya Mastitis Testi (CMT Testi) işletmenin sağımcıları tarafından mutlaka yapılmalıdır.
Sağım anında açık kalan meme başı deliğinin mikrop kapma ihtimaline karşı meme başı iyot bazlı dezenfektana daldırılmalı ve hayvanlar sağım sonrası hemen yatırılmamalı, yemleme yapılarak 45-60 dakika ayakta kalmaları sağlanmalıdır.
İyi bir mastitis kontrol programı uygulanmalıdır. Hastalığın gizli seyrettiği hayvanların verimleri %10 civarı, bir memesi körelen hayvanların verimleri %20 civarı azalacak olup o hayvanın karlılığı bitmektedir. Tahrip olan meme dokuları tekrar geri kazanılamadığından çok büyük ekonomik kayıplara sebep olan meme hastalıklarına çok önem verilmeli ve kesinlikle önlenmelidir.
Hayvanlara bol vitamin taşıyan yeşil ve kuru yemler, silaj mutlaka yedirilmeli, meme hastalıklarına hazırlayıcı sebepler taşıyan fazla miktardaki proteinle dengesiz beslenmeden kaçınılmalıdır.
Yeni düveler yetiştikçe meme hastalıklarına direnci zamanla azalan yaşlı hayvanlar elden çıkarılmalıdır.
34- Tırnak sorunları ve doğurduğu ekonomik kayıplar önlenmelidir.
İneklere her altı ayda bir tırnak bakımı yaptırılmalı, normal yürüyemeyen veya tırnakları uzayan hayvanlara gecikmeden müdahale edilerek tırnak sorunlarının sebep olduğu % 20-25 süt verim kaybı, döl kaybı ve %8 civarı damızlıktan çıkarma sebebi ile doğan kayıplar önlenmelidir. Tırnak sorunları çok fazla önemsenmediğinden işletmeye çok büyük ekonomik kayıplar verdirmektedir.
Tırnak sorunlarının asgari düzeylerde tutulması için aşağıdaki önerilere uyulmalıdır.
1- Hayvanların rahat hareket edebilecekleri yarı-açık ahırlar tercih edilmelidir.
2- Ahır tabanı mümkün olabildiğince temiz ve kuru olmalıdır.
3- Aşırı yumuşak veya aşırı sert tabanlardan kaçınılmalıdır.
4- Sağım sırasında tırnaklar kontrol edilmeli; tırnak arasına girmiş olan yabancı cisimler (saman, kuru gübre parçaları vb.) alınmalıdır.
5- Ayda en az bir kez ayak banyosu yaptırılmalıdır. İneklerin sağımhane giriş veya çıkışında % 4 lük göztaşı çözeltisine basmaları sağlanmalı veya bu çözelti sağım sırasında ayaklara püskürtülmelidir.
6- Tırnakları uzamış hayvanların tırnakları geciktirilmeden kesilmelidir.Her inek senede iki defa normal tırnak bakım ve kesiminden geçmelididr. Ayak ve tırnak bakımını belli bir eğitimden geçmiş, sabırlı, hayvanları seven ve hoşgörülü davranan, yeterince güçlü kişilerce, hayvanların sabitlenebildiği bir düzenekte yapılmalıdır.
7- Rasyonun dengeli olmasına özen gösterilmeli ve küflenmiş yemler kesinlikle verilmemelidir.
8- Tırnak sorunu olan sürülerde, sağlam tırnaklı ve düzgün ayaklı döl verebilen boğaların spermaları kullanılmalıdır.
35- Hayvanlar sağlıklı tutulmalı ve karantina tedbirleri alınarak tavizsiz uygulanmalıdır.
Barınaklardaki barınma şartlarını iyileştirmek, bulaşıcı hastalıklardan (şap, veba, vb.) ve yetiştirici hastalıklarından (tuberculosis, mastitis vb.) korumak, hayvan sağlığına yönelik tedbirleri almak, hasta hayvanları ayırarak derhal tedavi etmek ve hayvanları uzun yıllar sağlıklı olarak damızlıkta tutabilmek kârlılığı artırmaktadır.
Yüksek süt veren ineklerde beslenme yetersizliği veya dengesizliği durumunda metabolizma hastalıkları ortaya çıkmaktadır. Metabolizma hastalıkları sonucu da başta süt veriminde azalma olmak üzere yavru veriminde azalma ve kilo kaybı meydana gelmektedir. Bu hastalıkların bazıları dikkati çekmekteyse de çoğu gözden kaçmakta, bu nedenle genellikle hastalık olarak değerlendirilmemekte ve verim düşüklüğü sonucu önemli ekonomik kayıplar olmaktadır.
Yeterli ve dengeli beslenme sağlanamadığında beklenilen verim elde edilemez. Böyle durumlarda hayvanın beslenmesi gözden geçirilmeli, yem analizleri yaptırılmalıdır. Yetersiz beslenme durumunda verim düşüklüğünün yanında hastalıklara yakalanma ihtimali de artacaktır. Örneğin yeni doğum yapmış bir süt ineği günde 35 lt süt verdiğinde ineğin meme bezi ve karaciğer gibi organları aşırı çalışır. Artan enerji gereksiniminin büyük bölümü rasyondan, bir kısmı da vücuttaki yağlardan karşılanır. Eğer artan enerji gereksinimi rasyondan karşılanamazsa aşırı yağ kullanımı sonucu ketosis denilen metabolizma hastalığı meydana gelir.
Bulaşıcı hastalıklar veba, şap, vb. hayvan yetiştiricilerinin afetidir. Sığır vebası işletmeyi söndürebilir. Şap hastalığı ise o yıllık kârı götürerek işletmeyi ekonomik krize sokabilir.
Hiç kimse gerekli tedbirleri almadan işletmeye sokulmamalı, işletme sahibi,veteriner hekim,bakıcı ve tüm çalışanlar koruyucu önlemlere riayet etmelidir.
İşletmedeki hayvanların sağlığı hayvanları ve mesleğini seven, titiz, çalışkan bir veteriner hekimin sorumluluğu altında olmalı ve onun talimatları aynen uygulanmalıdır.
36- Hayvanlardan en uygun verimin elde edilmesi ve hastalıklara yakalanma ihtimali barınakta aşağıdaki şartlar sağlanarak azaltılmalıdır.
37- Yüksek fiyatla süt satışı hedeflenmeli, maliyetler düşürülerek kazanç arttırılmalıdır.
Süt sığırcılığında en büyük gideri yem oluşturmaktadır. Silajın ve kaba yemlerin yeterince kullanılmadığı durumlarda süt ve et maliyetinin en az %70’ini yem giderleri oluşturmakta, üretici gelirinin büyük çoğunluğunu kesif yem için vermek zorunda kalmaktadır.
Yem bitkileri ve kaba yemler işletmede üretilerek ve silaj yapılarak hayvanların beslenmesinde yeterince kullanılması halinde yem giderlerinin maliyetteki payı %40-50 seviyesine düşebilmektedir. Böylece maliyetin azaltılması ile daha fazla kazanılmaktadır.
Çoğu zaman sütün yüksek fiyatla satılması üreticinin elinde değildir. Ancak sütü kaliteli ve ucuza elde etmek, dolayısıyla daha fazla kazanmak üreticinin elindedir.
Hayvanların dengeli beslenmesi, uygun barınaklarda ve sağlıklı tutularak yüksek verimliliğe ulaşılması ile birim maliyetler azaltılmaktadır. Hesabını yapmayan, gelir-giderini bilmeyen yetiştiricilerin zamanında önlem alması mümkün olamayacağından işletmelerini sürdürmeleri çok zordur.
Kaliteli çiftlik sütlerine süt sanayicilerince yağ, protein, mikrobiyolojik prim, soğutma primi ve miktar primi vb. isimler altında prim ödenmekte olup, bu primler ortalama fiyattan %10-20 civarı yüksek fiyatla sütün satılmasını sağlamaktadır.
İşletmede üretilen süt günlük 500 litre’ den fazla ise sanayici ile yıllık sözleşme yapılmalı. Satış sözleşmesinde sütün fiyatı ve ödeme zamanı, kalite primleri ve cezaları açık olarak belirtilmelidir. Süt fiyatının batı bölgesindeki teamül gereği her üç ayda bir değişeceği hükmü sözleşmede yer almalıdır. Küçük işletmelerin sütleri Kooperatif, Birlik veya Köy muhtarlıklarının organizasyonunda bir araya getirilerek pazarlanmalıdır.
38- Yetiştirici hayvancılıkla ilgili demokratik örgütlere üye olmalıdır.
Sütü ve damızlık hayvanları daha yüksek fiyatla satabilmek, girdileri (yem, ilaç, vb.) ve hizmetleri (veteriner hekim, suni tohumlama vb.) ucuz temin edebilmek için çevrede varsa kooperatif ve damızlık sığır yetiştiricileri birliğine üye olmalı, yoksa kurulmaları için çaba sarfetmelidir.
Örgütlü yetiştiricilerin sütlerini en az %5 daha yüksek fiyatla sattıkları, Birlik üyelerinin verim kayıtları tutulan damızlık hayvanlarını da daha yüksek fiyatla sattıkları pratikte görülmektedir.
Yetiştiriciler kendi kaderine sahip çıkmak için örgütlenmeli, hayvancılık politikalarının oluşumuna katkıda bulunmalı ve uygulanmasını takip etmelidir. Hatalı uygulamalara tepki vermeli, iyi uygulayıcıları da takdir ettiğini belirterek destek vermelidir. Herşeyi devletten beklemenin çıkar yol olmadığını anlamalı, işini en iyi yapmaya çalışmalıdır.
39- Bulunduğu bölgede hayvancılık projeleri uygulandığında bunların içinde yer almalı, yeniliklere açık, bilinçli olmalı ve bakıcıların eğitimleri sağlanmalıdır.
Böylelikle yerli ve yabancı uzmanlardan bir şeyler öğrenme fırsatı ile yurtiçi ve yurtdışında teknik gezilere, fuarlara ve eğitimlere katılma şansını kullanarak bilinçlenmeli ve vizyon sahibi olmaya çalışmalıdır.
Bilinçli yetiştiriciler hayvanlarını sağlıklı tutarak yüksek verimliliğe ve kârlılığa ulaşmakta, işini iyi yapmanın ve üretmenin hazzını duymakta, refah seviyesi yükselmekte, ailesine, etrafına ve ülkesine faydalı olmaktadır.
Hayvancılıkla ilgili sempozyum, toplantı, panel, fuar vb. etkinliklere katılmalıdır. Bölgesindeki varsa üniversite, araştırma enstitüleri, tarım il ve ilçe müdürlükleri ve özel sektördeki uzmanlarla temasını sürdürmelidir.
Konusu ile ilgili dergilere abone olmalı, üyesi olduğu kooperatif veya birliğin etkinliklerine faal olarak katılmalıdır.
Yetiştirici hayvancılık, yem bitkileri yetiştiriciliği ve pazarların işleyişi hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdır. İşletmenin gelir ve gider kayıtları sağlıklı tutulmalı, sık sık maliyet analizleri yapılmalıdır.
Bilinçli yetiştirici iyi bir işletmeci olmak için gayret göstermeli, çalışanlarını özenle seçmeli, hayvan bakıcılarının eğitimini ve bilinçlenmelerini muhakkak sağlamalı, işletmede çalışanları motive etmeli, verimli çalışmalarını ve hayvanlara iyi davranmalarını sağlamalıdır.
Bilinçli işletmeci hem kendisi,hem çalışanlarını teşvik ederek hayvancılıkla ilgili yeni yayınları takip ile okunmasını sağlar.Bunun için veteriner ve ziraat fakültelerinin,üretici örgütlerinin yayınlarından istifade eder.Bu amaç için Sütaş Eğitim Merkezi’nin yayınlamış olduğu Yetiştirici El Kitaplarından,eğitim CD inden temin edip okumalıdır.Bu kitap serisinin listesi kitabımızın son sayfasında mevcuttur.
40- Hayvancılığa devletçe verilen teşvik ve destekler iyi takip edilmeli, risk azaltılmalı ve sigorta yaptırılmalıdır.
Satın alınacak pedigrili veya sertifikalı gebe düveler için verilen destek primlerinden faydalanılmalı, yem bitkileri ekilişlerine, süte, suni tohumlamaya v.b. verilen desteklemeler takip edilmeli, zamanında başvuruları yapılmalıdır.
İyi bir işletmeci çevrede, ülkede ve dünyadaki gelişmeleri ve pazar haberlerini takip ederek basiretli bir tüccar gibi davranmalı, doğabilecek avantajları kullanmalı ve risklere karşı önceden önlem almalıdır. Ülkemizde hayvancılık politikalarının yetersizliği ve istikrarsızlığı daima dikkate alınmalıdır.
Hayvanlar sigorta yaptırılmalı, hayvanların çalınmalarına karşı tedbir alınmalı,işletme kırda kurulacaksa güvenliğin iyi sağlandığı yerde kurulmalıdır. Hayvanların kulakları muhakkak küpeli olmalı, en az bir köpek bulunmalı, haberleşme sistemi yeterli olmalı, hayvanların işletmeden kolayca götürülmemesi için diğer tedbirler alınmalıdır.
Hayvan sevklerinde yasal prosedürlere muhakkak uyulmalıdır.
|
|
|
|
|
|
DİŞİ HAYVAN SÜRÜ YÖNETİMİ |
||||||||||||
|
2 AY |
SÜT, YONCA |
KULÜBEDE | |||||||||||||||
|
BUZAĞI BAŞLANG. YEM. |
FERDİ BESLEME |
|
|||||||||||||||
|
|
4 AY |
YONCA |
PADOKTA GURUP BESLEME |
||||||||||||||
|
BUZAĞI BÜYÜT. YEMİ |
|||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||
|
9 AY |
YONCA |
||||||||||||||||
|
BUZ.BÜYÜT. YEMİ |
|||||||||||||||||
|
MISIR SİLAJI |
|||||||||||||||||
|
YONCA SİLAJI |
|||||||||||||||||
|
SAMAN |
|||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||
|
9 AY 10 GÜN |
2 AY | ||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
|
|
+ SÜPER SÜT YEMİ |
|
|||||||||||||||
|
2 AY |
YONCA |
PADOKTA GURUP BESLEME VE SÜT VERİMİNE GÖRE FERDİ BESLEME |
|||||||||||||||
|
SÜPER SÜT YEMİ |
|
||||||||||||||||
|
MISIR SİLAJI |
|||||||||||||||||
|
9 AY 10 GÜN |
2 AY |
YONCA SİLAJI |
|||||||||||||||
|
SAMAN |
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
|
2 AY |
|
KURU DÖNEM YEMİ |
PADOKTA GURUP BESLEME |
||||||||||||||
|
|
YONCA – MISIR SİLAJI |
||||||||||||||||
|
|
|
SAMAN |
|
||||||||||||||
|
|
+ SÜPER SÜT YEMİ |
||||||||||||||||
|
|
HAYVAN KİMLİK KARTI (DİŞİ) |
||||||||||
| 1 HAYVAN KİMLİK BİLGİLERİ : | |||||||||||
| HAYVAN NO : 22177 | ANA NO-ADI : 12904 – NARİN | ||||||||||
| ADI : MUZO | BABA NO-ADI : TANDY | ||||||||||
| DOĞUM TARİHİ : 08.03.2000 | DOĞUM ŞEKLİ : NORMAL | ||||||||||
| MENŞEİ : HOLLANDA – DOĞANCI – SÜTAŞ | İLK TOHUMLAMA YAŞI : 15 AY | ||||||||||
| DOĞUM AĞIRLIĞI : - | İLK TOHUMLAMA AĞIRLIĞI : 375 | ||||||||||
| 2. ÜREME BİLGİLERİ |
|
|
|
|
|
|
|
|
|||
|
|
TOHUMLA-MA TARİHİ |
TOHUM ADI |
TOHUM MİKTARI |
SERVİS PERİYODU |
DOĞURMA TARİHİ |
BUZAĞI NO |
DOĞUM ŞEKLİ |
DOĞUM AĞIRLIĞI |
ERKEK/ DİŞİ |
İKİ DOĞUM ARASI SÜRE |
|
|
1. |
07.06.2001 |
Belwood |
|
- |
04.03.2002 |
3426 A |
Normal |
- |
Erkek |
- |
|
|
2. |
30.05.2002 |
Luke |
2 |
3 Ay |
08.03.2003 |
122743 |
Normal |
47 |
Dişi |
12 Ay |
|
|
3. |
17.06.2003 |
Lord Lily |
1 |
99 Gün |
20.03.2004 |
135967 |
Normal |
57 |
Erkek |
377 |
|
|
4. |
|||||||||||
|
5. |
|||||||||||
|
6. |
|||||||||||
|
|||||||||||
| 3. VERİM BİLGİLERİ | |||||||||||
|
|
BAŞLAMA TARİHİ |
BİTİŞ TARİHİ |
SÜRE (GÜN) |
VERİM (İLK 100 GÜN) |
LAKTASYON VERİMİ |
DÜZELT. LAKT. VERİMİ (305 GÜN) |
KALİTE (YKM-YAĞ) |
SOMATİK HÜCRE VE TOPLAM CANLI |
YEDİĞİ KESİF YEM |
||
| 1. LAK. |
09.03.2002 |
02.01.2003 |
299 |
3114 |
7661 |
7780 |
|
12 |
|||
| 2. LAK. |
15.03.2003 |
24.01.2004 |
320 |
4216 |
9686 |
9395 |
|
14 |
|||
| 3. LAK. |
20.03.2004 |
|
|
|
|
|
10 |
||||
| 4. LAK. | |||||||||||
| 5. LAK. | |||||||||||
| 6. LAK. | |||||||||||
| 7. LAK. | |||||||||||
| 4. HAYVAN BİLGİLERİ | |||||||||||
|
|
TARİH |
AŞI |
KONDÜSYON |
AYAK YAPISI |
TIRNAK YAPISI |
MEME YAPISI |
VÜCUT YAPISI |
AĞIRLIĞI |
|||
|
1 |
08.07.2000 |
Br. Abortus 19 |
3 |
İYİ |
NORMAL |
İYİ |
SÜT TİPİ |
520 |
|||
|
2 |
30.10.2001 |
A.O.Asia 1.Şap |
4 |
İYİ |
NORMAL |
İYİ |
X BACAKLI |
540 |
|||
|
3 |
17.09.2003 |
ŞAP |
5 |
İYİ |
NORMAL |
İYİ |
667 |
||||
|
4 |
|||||||||||
|
5 |
|||||||||||
|
6 |
|||||||||||
|
7 |
|||||||||||
| 5. HASTALIK BİLGİLERİ | |||||||||||
|
TARİH |
HASTALIK |
TEDAVİ |
SONUÇ |
KAYIT NO |
|||||||
|
|
|||||||||||
| 16000.F.013 |
Yayın No : 01 |
||||||||||
| Not : Hastalık bilgileri benzer şekli ile 2. Sayfada devam edecektir. | |||||||||||
|
GÜNLÜK İLETİŞİM FORMU |
||||||||||
|
|
|
||||||||||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TARİH : … / … / ….. | |||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ADI-SOYADI |
|||
|
HAYVAN SAĞLIĞI |
MEME | ||||||||||
| TIRNAK | |||||||||||
| SÜT VERİM | |||||||||||
| SİNDİRİM | |||||||||||
| DİĞER İŞLER | |||||||||||
|
HAYVAN TAKİP |
KIZGINLIK | ||||||||||
| TOHUMLAMA (İNSEMİNASYON) | |||||||||||
| DOĞUM | |||||||||||
| REVİR | |||||||||||
| BUZAĞILAR | |||||||||||
|
ARIZALAR |
SAĞIMHANE | ||||||||||
| YEMLEME VAGONU | |||||||||||
| KESİF YEM MAKİNASI | |||||||||||
| GÜBRE HELEZONU VE POMPASI | |||||||||||
| DİĞER ARIZALAR | |||||||||||
|
|
KOYUN BİLGİLERİ | ||||||||||
|
|
BİR SONRAKİ MESAİYE NOT | ||||||||||
|
|
|||||||||||
|
|
|||||||||||
| 16000.F.016 | Yayın No : 02 | ||||||||||
|
KONTROL |
|||||||||||
YARARLANILAN KAYNAKLAR
AÇIKGÖZ, M. 2001. Süt Hayvancılığında Kârlılık, SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi kurs ve seminer notları Bursa.
AKINCI, A.R., 2000. Sağmal İneklerin Beslenmesi. TİGEM Dergisi yıl 15, Sayı:77 Kasım-Aralık 2000 Ankara.
ANONİM, 2001. Hayvan Islah Kanunu. 10 Mart 2001 tarih 24338 sayılı Resmi Gazete.
ANONİM, 2001. Yem Yönetmeliği. 4 Mart 2001 tarih ve 24336 sayılı Resmi Gazete.
ARICI, İ., ŞİMŞEK, E., YASLIOĞLU, E. 2001. Süt Sığırı Ahırlarının Planlanması. SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Yayınları N.4 Bursa.
AYTUĞ, C.N., KARAMAN, M. 2001. Süt Sığırı Yetiştiricisinin El Kitabı-1.Topkim Araştırma Grubu Yayını İstanbul.
AYTUĞ, C.N., 2001. İneklerde Mastitis. Topkim Araştırma Grubu. Süt Sığırcılığı Eğitim Yayını N.2 İstanbul.
BATMAZ, H. 2000. Süt Sığırlarının Önemli Hastalıkları ve Korunma Yolları. SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Yayınları N.3 Bursa.
ÇETİNKAYA, S. 2001. Süt Sığırlarında Sürü Yönetimi ve Kayıt Tutma. Sütaş Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Kurs ve seminer notları Bursa.
ERTUĞRUL, M., AKMAN, N., YENER, S.,M.1997. Hayvan Yetiştirme (Yetiştiricilik) 2. Basım. Baran Ofset Ankara.
http://www. ext.usu.edu/ag/mschool/ mquality- The Milking School- Milk Quality
KUMLU, S. 1999. Damızlık ve Kasaplık Sığır Yetiştirme. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Antalya.
ÜNAL, F. 1999. Süt Sığırlarında Meme Sağlığı ve Hastalıkları, Sağım Teknikleri. SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Yayınları N.1 Bursa.
YAVUZ, H., M. 2000. Süt Bileşimini etkileyen Faktörler. U.Ü. Veteriner Fakültesi Seminer Notları
YILMAZ, O. 2001. Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Dergisi Sayı:12 ….Ankara
YÜCELYİĞİT, E., ZİNCİRLİOĞLU, M., YAVUZ, T., SARICAN, C. 1999. Açıkta Serbest Sistem Besicilik. USGC Amerikan Tahıl Konseyi Yayını, Aymar Yayıncılık İzmir.
SÜTAŞ SÜT HAYVANCILIĞI EĞİTİM MERKEZİ YAYINLARI
YAYIN NO YAYININ ADI VE YAZARI
1 Süt Sığırlarında Meme Sağlığı ve Hastalıkları, Sağım Teknikleri
Prof. Dr. E. Fatih ÖNAL
2 Hayvancılıkta Mutlak Kar Getiren Yem, Silaj
Rıdvan GÖKÇE ,Zir.Yük.Müh.
3 Süt Sığırlarının Önemli Hastalıkları ve Korunma Yolları
Prof. Dr. Hasan BATMAZ
4 Süt Sığırı Ahırlarının Planlanması
Prof. Dr. İsmet ARICI, Yrd. Doç. Dr. Ercan ŞİMŞEK,
Araşt. Gör.Dr. Erkan YASLIOĞLU
5 Karlı Bir Süt Hayvancılığı Nasıl Yapılır? Karlılıkta 40 Önemli Nokta
Mehmet AÇIKGÖZ ,Zir.Yük.Müh.
6 Süt Sığırlarının Beslenmesinde Temel İlkeler
Prof. Dr. H. Melih YAVUZ
7 Süt Sığırlarında Ayak Hastalıkları
Prof. Dr. Sacit GÖRGÜL
8 Silaj Yapımı, Teknolojisi ve Kullanımı
Doç. Dr. İsmail FİLYA
SÜT HAYVANCILIĞI
EĞİTİM MERKEZİ YAYINLARI
HAYVANCILIK SERİSİ : 5
YETİŞTİRİCİ EL KİTABI
KÂRLI BİR SÜT SIĞIRCILIĞI
NASIL YAPILIR?
(KÂRLILIKTA 40 ÖNEMLİ NOKTA)
Mehmet AÇIKGÖZ
ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSİ
GİRİŞ
Süt sığırcılığı amacı kâr olan ekonomik bir faaliyet olup, milyonlarca üretici tarafından yapılmaktadır. Aşırı rekabetin yaşandığı bu sektörde bilinçsizce ve tesadüflere bağlı olarak, kâr etmek ve yaşamak mümkün değildir. Gelişmiş ülkelerin aşırı sübvansiyonlarla desteklendiği hayvan ve hayvansal ürünler ticareti nedeniyle, son yıllarda ülkemizde yaşanan olumsuzluklar meydanda olup, adeta var olma savaşı verilmektedir.
21. yüzyıl modern süt sığırcılığında yeterli bilgiye sahip yetiştirici ( veya bakıcı), yüksek vasıflı damızlık materyal, yeterli ve kaliteli yem, uygun hayvan barınakları, koruyucu hekimlik ve etkin tedavi, örgütlenme, pazarlama ve kayıt sistemleri temel unsurlar olarak görülmektedir.
Süt sığırcılığında başarılı olmak sanıldığı kadar kolay değildir. Çok sayıda işletmede hayvancılık yapılmasına rağmen, modern ve çok başarılı işletme çok az sayıdadır.
Bu el kitabında konuların detaylarının anlatılma imkanı olmadığından, yetiştiricilere kârlılıkta önemli 40 konunun ana başlıklar halinde hatırlatılması amaçlanmaktadır. Yetiştiricilerin, bu bilgilerin detaylarına ulaşarak ve özen gösterdikleri ölçüde ekonomik büyüklükte ve sürdürülebilir kârlı işletmelere ulaşacakları muhakkaktır.
1. BÖLÜM
İŞLETME KURULUŞU VE PLANLAMA
Kârlı bir hayvancılık için, öncelikle hayvancılık sevilerek yapılmalı ve ayrı bir iş olarak benimsenmelidir.
Hayvancılıkta amaç para kazanmak ve kâr etmektir.
Süt hayvancılığı doğası gereği her yönüyle uzun vadeli planlama, sabırlı ve düzenli çalışma isteyen zor ve bıktırıcı tarımsal bir faaliyettir.
Hayvanlar doğumlarından itibaren tüm yaşamları boyunca titizlik gerektiren bakım ve ilgi isterler. Hayvanların bayramı, tatili, mesai saati ve işe ara vermeleri yoktur. Ancak, hayvanları seven ve hayvancılığı severek yapan insanlar, onların barınak, bakım ve besleme vb. her türlü isteklerini dikkate alarak başarılı olurlar.
Evinin ihtiyaçlarını karşılamak için 1-2 inek bulunduran ve ihtiyaç fazlası sütü satarak harçlık yapan ve diğer zirai işlerle geçimini sağlayan üreticilerin, bitkisel üretimlerinin bir kısmını ve atıl işgüçlerini hayvanlarla değerlendirmeleri, dana-düve satarak sermaye sıkıntılarını aşmaları için çok iyi bir yöntemdir. Ancak kârlı bir hayvancılık olduğunu söylemek zordur.
Hayvancılığı ayrı bir iş olarak benimseyenler, günde en az 500 litre sütün pazarlanabildiği, 20 civarı sağılır inekle, yeterli işletme büyüklüğüne ulaşarak, verimliliği artırmak ve maliyeti düşürmek suretiyle kârlı bir süt sığırcılığı yapabilirler.
1
Ortalama (rantabl) işletme büyüklüğüne ulaşmış bir süt sığırcılığı işletmesi, işletmecisine çok iyi bir refah düzeyi sağlayacaktır. Sanayi ile entegre olmuş, bilgiyi satın alabilen profesyonel hayvancıların, kendilerini ve işletmelerini sürekli geliştirerek, sürdürülebilir işletme yapısına ulaşmaları çok kolaydır.
İşletme kuruluşunda yer tercihi ve planlama iyi yapılmalı, imar, sağlık ve çevre mevzuatı dikkate alınmalı, su, elektrik, yol, haberleşme ve pazar garanti edilmelidir.
İşletme kurmak için satın alınacak veya ayrılacak arazi, düşünülen ahır, sağımhane, depo, silaj yeri, bakıcı odası vb. yapılar için imar mevzuatına uygun seçilmeli, çevre ile hiçbir problem oluşturmamalıdır.
Hayvanlara, yeteri miktarda ve insanlar tarafındanda içilebilir özellikte, temiz su temin edilmeli, elektrik ulusal şebekeden alınmalı ve ayrıca jeneratörle yedeklenerek kesintisiz enerji sağlanmalıdır.
İşletmenin yaz ve kış her koşulda, her türlü vasıta (traktör, kamyon, taksi vb) ile ulaşabilecek yolu olmalı ve haberleşme imkanı sağlanmalıdır.
Hatalı yer tercihi yapıldığında su temini, yol yapımı veya elektrik getirilmesi çok büyük masrafları gerektirmekte ve işletmenin ekonomik olmasını engellemektedir.
Sütten iyi gelir sağlayabilmek için, üretilen sütün değer fiyatına satılması garanti edilmeli ve sütün mandıra, fabrika veya toplama merkezlerine taşınması ucuz, kolay ve güvenli olmalıdır.
Hedeflenen işletme kapasitesi belirlenmeli, işe az hayvanla başlanmalı ancak, ekonomik işletme büyüklüğüne kısa sürede ulaşılmalıdır.
Yurtiçi ve yurtdışındaki modern işletmeler ziyaret edilerek, etüd edilmeli ve danışmanlık hizmeti alınarak, ne kadar yatırımla ne yapmak istendiğine doğru karar verilmelidir.
Bu safhada, öz kaynaklara güvenmelidir. Devletçe sağlanacağı vaadedilen imkanların hiç kullanılamayacağı veya çok gecikebileceği, derde derman olmayabileceği düşünülmelidir. Özkaynaklar barınağa harcanarak, hayvansız veya işletme sermayesiz kalmamalıdır.
Süt sığırcılığı işletmelerinde inek adedinin belli bir sayının üzerinde olması arzu edilir. Ülkemizde de bu tür işletmelerin ticari işletmelere dönüştürülmesi, örneğin inek sayısının en az 20′ye çıkarılması hedeflenmelidir. Böylece işletmelerde modern sağım yerinin kurulması ve modern ahır sistemlerinin yapılması mümkün olacaktır. Başlangıçta inek sayısı az olsa bile ilerideki gelişmeler dikkate alınarak en az 20 sağılır ineğe göre ahırlar planlanmalı, böylece işletmelerin gelişmelerinde teknoloji kullanılmasına olanak verilmelidir.
Süt hayvancılığında yoğun iç ve dış rekabet yaşanmakta olup, ekonomik bir büyüklüğe ulaşamayan işletmeler yaşama şansı bulamaz. İngiltere’de 1933 yılında 17 baş olan ortalama hayvan sayısı 1994 yılında 74 hayvana yükselmiş olup, Hollanda’da ortalama işletme büyüklüğü ise 50 büyükbaş hayvanın üzerindedir.
İşe düşünülen kapasitenin ¼ kadar hayvanla başlanmalıdır. Kısa zamanda işi öğrenerek kendi tecrübesi ve diğer çalışanların tecrübesi artacaktır. Sürü yönetiminde karşılaşılan problemlerin aşılması öğrenildiğinde, diğer bir değişle 3-6 ay içinde sistem yerleştiğinde, kapasite artışlarına sıkıntısızca uyum sağlanabilir. Buzağı doğumlarının her aya dengeli dağıtılması, iş verimliliği, muntazam süt geliri vb. bir çok yönden yarar sağlayacaktır.
Mecbur kalmadıkça kredi kullanılmamalıdır.
Özel hayvancılık proje kredileri dışında, normal faizli, orta vadeli kredi kullanarak hayvancılık işletmesini yürütmek mümkün olmaz.
Hayvancılığa başlangıçta, ilk iki – ikibuçuk yıl gelirler çok az olup giderleri karşılayamamaktadır. Ancak gebe düvelerle kurulan bir işletmede doğan dişi yavrular 20 aylık damızlık düve olarak satıldıklarında veya 24 aylık olup, doğurmak suretiyle buzağı ve süt geliri sağladığında veya erkek buzağılar besisini tamamlamış olarak satıldıklarında işletmede mali düzen kurulur. Üçüncü yıl işletme kâra geçer.
O nedenle, süt sığırcılığı işletmeleri kuruluşunda ilk iki yılı faiz ödemeli 6-7 yıl vadeli özel krediler gerektirmektedir.
2
Mecbur olmadıkça kredi kullanmamalıdır. İşletme kısa zamanda büyüyecek, hedeflenen kapasiteye ulaşacaktır. 1 gebe düveden 6 yıl sonra 8 adet olacaktır. Bu nedenle kaliteli sperma kullanarak hayvanların genetik seviyesini, dolayısıyla verimlerini sürekli artırmak çok önemlidir.
İşletme bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Ahır, hayvanların sağlıklı ve yüksek verimi sağlayacağı, yem dağıtımı, gübre temizliği, sağım ve diğer bakım işlerinin kolaylıkla yürütülebileceği bir mekan olup, süt sığırı işletmelerinin can damarıdır. Planlı ve sağlıklı barınak, üreticinin altyapısı, üretimin sigortasıdır. Bu nedenle ahır planlarına büyük özen gösterilmelidir.
Hayvancılığa barınakların yapımı ile başlanır. Verimli ve sağlıklı hayvanların modern ahırlarda barınma zorunlulukları vardır. Barınak sağlıklı olursa başarı şansı artar. Hatalı barınakların sonradan düzeltilmesi çok zor ya da imkansızdır.
Süt sığırları için planlı ve uygun ahır yapımı oldukça önemlidir. Çünkü işletmenin değerli ve hassas olan hayvanlarını belli bir disiplin altında uzun süreli barındırmak, gerekli olan bir çok işlemi belli bir düzen içerisinde gerçekleştirmek zorunluluğu vardır. İşletme bir bütün olarak ele alınmalı, sağılır inek ahırı yanında, buzağı, dana, düve ve kuru ineklerin barınacağı ahırlar ile ot, silaj, katı-sıvı gübre depoları, çeşitli koruma yapıları işletme sahibi ya da çalışacak işçinin barınacağı evin de birlikte düşünülmesi gerekir.
Başlangıçta planlanan sürü büyüklüğünün ilerde değişebileceği mutlaka ele alınmalıdır. Bu nedenle süt sığırı ahırı planlamasına başlanırken önce ölçekli bir yerleşim planı yapılmalı, bu plan üzerinde neyin nerede olacağına bu tesislerin ilerde nasıl büyüyebileceğine ve işletme için alt yapı ve ulaşımın nasıl karşılanacağına karar verilmelidir. Yerleşim planı ve yerleşim planı üzerinde düşünülen yapılardan hangilerinin öncelikle yapılacağına ve nasıl bir ahır sistemi inşa edileceğine karar verilirken uzman kişilere danışılmalı, plan ve projelerinin özel özenle hazırlatılması sağlanmalıdır.
Ahır tekniğine uygun olarak, inşa ettirilmelidir.
Barınakta uygun şartlar sağlanmadan kârlı bir hayvancılık yapılamaz.
Kapalı ve bağlı duraklı süt sığırı ahırlarında, yeteri kadar havalandırma ve aydınlatma sağlanamayıp, yem kısıtlı, yanlış ve besleme değeri yönünden yetersiz kalitede verildiğinde, hastalık riski artmakta, hayvanların verimi düşmekte ve yetiştirici kısa sürede zarar ederek, işletmesini tasfiye etmektedir.
Süt sığırları için +5 ile +20 C arası ısılar uygun olmakla birlikte, +10 ile +150C arası ısı en normaldir. Alıştırmış olmak ve yeterli yem vermek şartıyla –25 dereceye kadar inen ısılarda bile süt sığırlarının verimlerinde önemli bir düşme olmaz, sağlıkları bozulmaz.
+250C yi, bilhassa + 350C yi geçen sıcaklıklar hayvanları rahatsız etmekte, süt verimi ve sütün yağ oranı düşmektedir. Aşırı sıcaklarda hayvanları rahatlatıcı önlemler (gölgelik, fanlarla havanın sirkülasyonu, su püskürtme vb.) alınmalıdır. Çoğu yetiştiricinin ahırında olduğu gibi, havasız, pis kokulu, nemli ve aşırı sıcak ahırlarda hayvanları tutmak, onlara eziyet olup, sağlıklarını sürdürmelerine ve verimli olmalarına imkan yoktur.
Uygun süt sığırı ahırları planlanır ve yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır.
1. Barınacak hayvanların temiz hava, sıcaklık ve nem gibi çevre isteklerinin en iyi biçimde karşılamasına,
2. Hayvanların yaşam tarzına ve davranışlarına uygun olmasına,
3. Ahır içerisinde esas olan yemleme sağım, gübre temizliği ile diğer bakım işlerine yönelik işlerin kolayca yapılmasına ve işgücü gereksinimin en aza indirilmesine,
4. Ahır ve elemanlarının yapım maliyetinin ucuz olmasına,
5. Ahır içerisinde sürü yönetiminin kolay yapılmasına,
6. Ahır tipinin mekanizasyon ve teknoloji uygulamasına yatkın olmasına özel özen gösterilmelidir.
3
İşletmede çok miktarda hayvan varsa işçilik giderlerini düşürmek ve her hayvana hızlı ve standart servis sağlamak için gelişmiş makinalardan yararlanılmalıdır.
Bu makinalar; yem hazırlamada kullanılan, yem hammaddelerini karıştıran ve dağıtan makinalar, hayvanlara içme suyu sağlayan cihazlar, taşıyıcı ve yükleyici makinalar ve diğer aletlerden oluşmaktadır.
Rasyonu yetiştirici hazırlamalı, yem hazırlayan ve dağıtan makinalarla hayvanlara servis yapılarak, yem maliyetinden, işçilikten ve zamandan kazanarak kârlılık artırılmalıdır.
Süt sığırcılığında en önemli konu olan süt sağım sistemi, gübre temizleme sistemi, yem hazırlama ve yem dağıtım sistemi ve otomatik sulama sistemi muhakkak kurulmalıdır.
Süt inekçiliğinde sağım en zor işlem olup, kapasiteye uygun sağım makineleri planlanmalıdır.
Mevzuata uygun kalitede çiğ süt üretebilmek için açık ahır veya serbest duraklı ahırlarda, muhakkak ayrı sağım odası (sağımhane) olmalı ve süt, sağımı müteakip ayrı süt odasına veya +40C’ye soğutulacağı soğuk tanka alınarak bekletilmelidir.
2. BÖLÜM
AMAÇLARIN BELİRLENMESİ VE HAYVAN SEÇİMİ
Damızlık süt sığırı yetiştiricisi, ön soy kütüğü, soy kütüğü, pedigri, damızlık, damızlık işletmesi, damızlık sertifikası, damızlık belgesi, birlik ve döl kontrolü tanımlarının, Hayvan Islahı Kanunundaki doğru anlamlarını bilmelidir.
Bu tanımları doğru bilmeden, doğru bir sürü idaresi, başarılı ve kârlı bir damızlık süt sığırcılığı yapılamaz.
Ön soy kütüğü: Ana ve babası belirli, ancak ebeveynlerinin verim kayıtları olmayan, mensup olduğu ırkın özelliklerini taşıyan hayvanlar için oluşturulacak geçici kayıt sistemini,
Soy kütüğü: Pedigri düzenlemeye esas olacak bilgilerin düzenli olarak toplandığı veri tabanını,
Pedigri: Soy kütüğüne kayıt edilen damızlıklarla, safkan atların numara,isim, orijin, ırk, renk, eşkal, cinsiyet, doğum tarihi, verim kayıtları, yetiştirici ve sahibi ile hayvanın cetlerine ait bilgileri ve verimlerini belirten belgeyi,
Damızlık: Yetiştirildiği ülkede veya yörede ırkına veya tipine özgü özellikleri gösteren yüksek verimli, hastalıklardan ari, damızlık belgesi veya saf ırk sertifikası bulunan hayvanları,
Damızlık işletmesi: Damızlık hayvanların yetiştirildiği, Bakanlıkça tescil edilmiş işletmeleri,
Damızlık sertifikası: Ana ve babası bilinen, ancak cetlerinin verim kayıtları bilinmeyen damızlık hayvanlara Bakanlıkça veya yetki verilen kuruluşlarca verilen belgeyi,
Damızlık belgesi: Pedigri belgeleri bulunan damızlıklardan Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikteki kriterlere uygunluğu Bakanlıkça onaylanan belgeyi,
Birlik: Hayvancılık konularında faaliyet gösteren yetiştirme, hayvansal üretim, ıslah ve pazarlama amaçlı kurulan birlikleri,
Döl kontrolü (Progeny testing): Soy kütüğü ve verim kayıtlarının düzenli tutulduğu, yeterli teknik alt yapı, uzman personel ve hayvan varlığına sahip kuruluşlar tarafından yürütülen ve damızlıkları döllerinin verimlerine göre seçmeyi sağlayan uygulamaları, İfade eder.
Yüksek verimli iyi cins damızlık ineklere sahip olmalıdır.
Çok süt veren inek sürüsüne sahip olmak amaç olmalıdır. Süt sığır ırklarında, süt verim miktarı, sütteki yağ ve protein oranı sürekli geliştirilmekte, ineğin vücut yapısı, dayanıklılığı, meme sağlığı ve formu ile tırnak sağlamlığına önem verilmektedir. Bulunulan bölgeye, amaca ve işletmede hayvanlara sağlanan barınak, bakım ve besleme, çevreden alınabilen hizmetler, iklim vb. şartlara göre ırk tercihi yapılmalıdır.
Damızlık düve seçiminde titiz davranılmalı, nitelikli hayvanlarla işletme kurulmalıdır.
Batı bölgelerimizde Siyah-Alaca (Holstein), Yüksek dağlık kesimlerde, Orta ve Doğu Anadolu’da Esmer, Simmental, Karadenizde Jersey tercih edilebilir. Bu konuda bulunulan
4
ilde, Tarım İl Müdürlüğü veya Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği uzmanlarına danışılmalıdır.
Dünyanın her yanında inek başına süt verimi arttıkça kârlılıkta artar. Bu nedenle yüksek süt verimi olan ineklere sahip olmalıdır. Aşağıdaki tablo bu hususu net olarak açıklamaktadır.
Örneğin, 15.Temmuz. 2001 tarihi itibariyle, tahmini süt ve yem fiyatları ile bir hesaplama yapalım.
GELİR
İnek-1 İnek-2 İnek-3
Süt Verimi (kg/gün) 10 kg 20 kg 30 kg
Süt Fiyatı 200.000 200.000 200.000
GELİR ( TL/inek/gün) 2.000.000 4.000.000 6.000.000
YEM MALİYETİ
Konsantre Yem 2 kg 7 kg 12 kg
(190.000 TL/kg)
Konsantre Yem Maliyeti 380.000 1.330.000 2.280.000
Yonca (120.000 TL/kg) 5 kg 5 kg 5 kg
Yonca Maliyeti 600.000 600.000 600.000
Mısır Silajı (30.000TL/kg) 20 kg 20 kg 20 kg
Mısır Silajı Maliyeti 600.000 600.000 600.000
TOPLAM YEM MALİYETİ 1.580.000 2.530.000 3.480.000
YEM MALİYETİ ÜZERİNDEN GELİR
TL/İnek/gün 420.000 1.470.000 2.550.000
Tablodan görüldüğü gibi; 10kg/gün süt veren bir ineğin günlük geliri 420.000 TL iken, 2 kat (20 kg/gün) süt veren bir ineğin geliri 3,5 kat (1.470.000 TL), 3 kat (30 kg/gün) süt veren ineğin geliri ise 6 kat artmakta 2.550.000 TL/gün olmaktadır.
Damızlık düve seçiminde, pedigri belgelerinden süt verim miktarı ile birlikte sütün içeriği (yağ, protein miktarı) ne bakılmalıdır.
Satın alınacak damızlıklar, ilk yavruya gebe pedigrili veya sertifikalı düve olmalıdır.
Süt bileşenlerine, genetik, beslenme, hava sıcaklığı, laktasyon sayısı ve mastitis etki etmekte olup,süt bileşenlerinin üretici tarafından kontrolü, seleksiyonla yetiştiricilik, besin ögeleri dengelenmiş rasyon, hastalıktan ve mastitisten korumak suretiyle mümkün olabilmektedir.
Süt kompozisyonunun değişiminin % 60’ı kalıtımsaldır. Bu nedenle, damızlık hayvanların seçiminde, pedigrilerinde süt verim miktarına bakıldığı gibi, % yağ ve protein miktarlarınında yüksek olmasına bakılmalıdır. Aynı şartlar, sperması kullanılacak boğanın seçiminde de dikkate alınmalı, bu özellikleri geliştirici olanlar tercih edilmelidir.
Örneğin mevzuatımızda inek sütünde en az %3,5 yağ olması öngörülmekte olup, hayvanımız dengeli besleniyor, meme iltihabı yok ve ahır ortamı aşırı sıcak olmayıp uygun olmasına rağmen düşük yağlı süt veriyorsa, bu hayvan satışta süte hile yapıldığı kanaatinin oluşmasına neden olacağından böyle hayvanlar damızlıktan çıkarılmalıdır.
Sütteki yağ miktarına besleme, hayvanın laktasyon dönemi ve yaşı, mevsim, hava sıcaklığı, sağım sıklığı ve süresi, kızgınlık ve gebelik, ırk farklılığı vb. bir çok faktör tesir etmektedir.
Sürüde genetik ilerleme sağlanması amaçlanmalı, suni tohumlama yapılmalı, kesinlikle kontrolsuz tabii tohumlama yapılmamalıdır.
Suni tohumlama; uygun tohumlama zamanında olduğu belirlenen dişi hayvanların genital kanallarına spermaların hijyenik koşullarda nakledilmesidir.
Sperma ise, sağlıklı ve damızlık niteliği taşıyan erkek hayvanlardan belirli yöntemlerle alınan ejekulatların spermatolojik muayeneleri yapıldıktan sonraki taze yada dondurulmuş sperma porsiyonlarını ifade eder. Spermalar erkek cinsiyet hücreleri olup, sıvı azot gazı içinde uzun yıllar muhafaza edilerek nakledilebilirler.
5
Genetik ilerleme boğa ile sağlanacağından, damızlık değeri bilinen hayvanlar, (progeny testing) döl kontrolünden geçmiş boğaların tohumları ile süt verimini ve kalitesini ( yağ, protein, kuru madde) artıran ve hayvanın damızlıkla ilgili diğer özelliklerini yavrularında iyileştiren boğaların spermaları ile tohumlanmalıdır.
Suni tohumlamanın yapılma imkanı yoksa, rasgele erkek hayvanlar boğa olarak kullanılmamalı, pedigrilerine göre ana ve kız kardeşlerinin üstün özellikleri bilinen boğalarla tabii tohumlama yapılmalı, kesinlikle kontrolsüz tabii tohumlama yapılmamalıdır.
Bir çok yetiştirici, genetik ilerlemenin boğa ile olacağını, yavruya verim özelliklerinin yarısının inekten diğer yarısının boğadan geldiğini bilmediği için, 50 kg süt veren ineğini 20 kg süt verim kapasiteli genetiğe sahip rastgele bir boğa ile çiftleştirdiğinde genetik olarak gerilemekte ve süt verimi 35 kg’ın altına düşmektedir. Sığırtmaça gönderilen hayvanlarda çoğunlukla kontrolsuz tabii tohumlama olmaktadır.
Doğru uygulama ise 30 kg. süt veren ineği, daha yüksek (60 kg) süt genetik kapasiteli bir boğa ile tohumlatarak, verim düzeyini (45kg’a) yükseltmektir. Bu düve, üstün verimli bir boğa ile tekrar çiftleştirildiğinde yavrularında 50 kg.ı aşan süt verimine ulaşacaktır.
Düşük verimli hayvanlar, üstün verimli kültür ırkları ile melezlenerek doğan dişi yavruyu tekrar kültür ırkı boğa ile çiftleştirerek, kısa sürede (üç generasyonda), 7-8 yıllık bir zamanda arzulanan yüksek verimli hayvanlar işletmede yetiştirilebilir.
Döl kontrolünden geçmiş, ıslah amaçlı çiftleştirmeye uygun boğaların spermaları kullanılmalı, genetik ilerleme sürdürülmelidir. İyi sperma alımına verilecek paraya acınmamalı, geleceğe yatırım olduğu düşünülmelidir.
Sürüde mevcut üstün verimli hayvanların kıymeti bilinmeli, bu hayvanları uzun süre damızlıkta tutmak ve en az 7-8 yavru almak hedeflenmelidir. Damızlık birliğine üye olunmalı, boğa kataloglarından faydalanarak ve ıslah uzmanlarının tavsiyesine göre sperma seçimi yapılmalıdır. Mümkünse döl kontrolü projesine dahil olarak, yeni teknik uygulamalara açık olunmalıdır.
İşletmede, inek başına süt verimi artırılmalıdır.
Bir ineğin süt verimi artıkça, işletmeye bıraktığı kârda artar. Ülkemizde ortalama süt verimi 1605 kg / laktasyon olup, çok düşüktür. Bu rakam ortalama, Marmara Bölgesinde 2880 kg, AB’de 5450 kg, ABD’de 7840 kg, Bursa Damızlık Birliği üyesi işletmemelerinde (1999 yılı) 6130 kg, SÜTAŞ Çiftliğinde 8550 kg, 2.Laktasyondaki ineklerde 9205 kgdır.
Ülkemizde kaliteli damızlıklarla çalışan bilinçli yetiştiricilerin en az 8 ton/laktasyonu hedeflemeleri gerekir. Her yıl verimler artırılarak kısa sürede bu hedefe ulaşılabilir. Örneğin İtalya’da 1960 yılında 4427 kg olan inek başına süt verimi, 1994 yılında 7596 kg’a çıkarılmıştır.
Her sene her inekten 1 yavru almak hedeflenmeli, kızgınlıklar iyi takip edilmeli, süt ile düve ve dana satışı gelirinin buzağılamaya bağlı olduğu unutulmamalıdır.
Süt inekçiliğinde süt gelirinden sonra en önemli gelir döl/yavru verimidir. Döl veriminden mahrum kalan bir işletmenin yaşama şansı olmaz. Çoğu zaman işletmeciye kalan net kâr, damızlık düve veya dana satışından elde edilen gelirdir.
Sürüdeki hayvanların ortalama doğum aralığının 360-380 gün olması için, kızgınlar iyi takip edilmelidir. Doğum aralığının 380-390 günden fazla olması bu işte bilinçli olunmadığı, sürü idaresinin iyi yapılmadığının göstergesidir. Böyle durumda danışmanlık hizmeti alınmalı ve bu işle uğraşanlar eğitimlere katılmalıdır.
Doğum aralığı (bir ineğin iki buzağılama arasındaki süre) başarılı sürü idaresinin en önemli göstergelerindendir. Başarılı yetiştirici, her yıl 1 yavru alabilen yetiştiricidir.
Kızgınlıklar iyi takip edilmeli, uygun zamanda tohumlama yapılmalı, her inekten yılda bir buzağı almak hedeflenmelidir. Bu nedenle, öncelikle düve ve ineklerde kızgınlık döngüsü iyi izlenmeli, kızgınlık belirtileri ve en uygun tohumlama (çiftleştirme) zamanı doğru olarak saptanmalıdır.
6
Kızgınlık gösteren inekler, genellikle diğer hayvanların üzerine atlamasına müsaade eder, vulvadan çara denen beyaz akıntı gelir, süt verimi düşer, ağız salyalı ve iştahsızdır, sinirli ve huysuzdur, böğürür, baş yukardadır ve çevresini koklar.
Her inekten yılda bir buzağı almak için, üremenin çok iyi denetlenmesi gerekmektedir. İdeal olan (360-380 gün) buzağılama aralığın gerçekleştirilmesi, servis periyodunun (buzağılamadan, gebe kalıncaya kadar geçen süre) 70-90 gün arasında olmasıyla mümkündür. Düve ve ineklerde kızgınlığın sağlıklı olarak saptanması ve gebelik ihtimalinin en yüksek olduğu uygun zamanda çiftleştirme ya da tohumlamanın yapılması gerekir.
İneklerde kızgınlık döngüsü ortalama 21 gün, kızgınlık süresi ise ortalama 18 saattir. Sabah kızgınlık gösteren ineklerin akşam, akşam kızgınlık gösterenlerin sabah tohumlanması önerilmektedir. İneklerin kızgınlık dönemlerine ait belirtilerin iyi gözlenmesi ve tecrübeli suni tohumlama teknisyenine veya veteriner hekime yapay tohumlama yaptırılması başarı için şarttır.
3. BÖLÜM
BAKIM ve BESLEME İŞLERİ
Sürü yapısı iyi bilinmeli, işletme ihtiyaçları doğru planlanmalı ve hayvanlar uzun yıllar damızlıkta tutulmalıdır.
Yüksek verimli hayvanlar, uygun barınaklarda, doğru bakım ve besleme ile sağlıkları korunarak uzun yıllar damızlıkta tutulabilir, en az 7-8 yavru alınabilir ve 7-8 laktasyon sağılarak kârlılık artırılabilir.
Sürü yapısının bilinmesi işletme planlamada son derece önemlidir. Süt veriminin de bilinmesi (tahmin edilmesi) halinde işletmede ihtiyaç duyulan yıllık barınak kapasitesi, kaba ve kesif yem temini, işgücü ihtiyacı, pazarlanabilecek ürün miktarı (damızlık ve kasaplık hayvan, süt, gübre) kolayca tahmin edilebilir ve buna bağlı olarak işletmede kazancı artırıcı önlemler alınabilir.
Buzağılama aralığı, buzağılama oranı, ikizlik oranı, buzağı ölüm oranı (yavru atmalar ve ölü doğumlar dahil) düve-ineklerde ölüm oranı ve erkek hayvanların sürüden çıkarıldığı yaş, sürünün yapısını belirlemektedir. İşletmede her yaştaki hayvan sayısı ( buzağıların 3 aydan önce elden çıkarılması halinde ) inek sayısının 2 katı, erkek sığırların 2 yaşına kadar elde tutulması halinde inek sayısının 2,5 katı civarındadır.
Örnek bir süt sığırı işletmesindeki sürü yapısında, 1.laktasyondaki inek %20, 2.laktasyonda (4 yaşında)%18,3, 3. laktasyonda (5 yaşında) %16, 4.laktasyonda (6 yaşında) %14, 5. laktasyonda (7 yaşında) %12, 6. laktasyonda (8 yaşında) %10, 7. laktasyonda (9yaşında) %7, 8. laktasyonda (10 yaşında) 3 inek olabileceği bildirilmektedir.
Yüksek verimli hayvanların meme iltihabı veya tırnak problemleri nedeniyle 2-3 laktasyonda damızlıktan çıkarılması çok büyük bir kayıptır.
Bir yetiştiricinin performansı ve iyi hayvanlarının kıymetini bilip bilmediği, sürüsünde 5-6-7 laktasyonda kaç hayvanı olduğundan anlaşılabilir.
Süt sığırlarını günde 2 defa sağmak yeterli olup, hayvanlar gereksiz rahatsız edilmemelidir.
Günün belli saatlerinde kaşağı, gebre ve fırça yardımıyla tımar yapılarak hayvanlar temizlenmeli, derideki gözeneklerin açılması ve kan dolaşımının hızlandırılması sağlanaak hayvanlar rahatlatılmalıdır.
Süt ineklerinin but, karınaltı ve sırt bölgeleri aşırı kirlenmekte olup; kırkılmaları gerekir. Özellikle memelerinin temiz tutulabilmesi ve sağıma hazırlık aşamasında yıkanıp kurutulabilmesi için meme bölgesi yılda iki kez muhakkak kırkılmalıdır.
7
Günde 3 sağım yapmak süt verimini %15 civarı artırır. Büyük sürülerde verim gruplarına göre ayrılan ineklerden, meme dokuları zayıflayan ineklerin günde 3 defa sağılması gerekmektedir. Çok yüksek verimli olup, günde 40-50 kg.mın üzerinde süt veren inekler de 3 sağım yapılabilir.
İki sağım yapmakla, hayvanların damızlık ömürleri artacağı gibi, işçilik ve enerjiden tasarruf edilmektedir.
İneğe rahatlık ve huzur sağlayan aşağıdaki uygulamaların yapılması önerilmektedir.
Sağım öncesinde ineğe alıştığı ve hoşlandığı şekilde muamele edilmesi,
Alıştığı zamanda ve alışkın olduğu kişilerce sağılması ve bu kişilerin ineğin alışkın olduğu kıyafette olmaları,
İneğin sevilmesi, okşanması; yanına yaklaşırken ürkütmemeye, korkutmamaya dikkat edilmesi;
Sağım tekniklerine tam olarak riayet etmek suretiyle, ineğin meme başlarını örselemeden, memeyi acıtmadan sağım yapılması ve sağım esnasında ineğe kötü muamele yapılmaması,
En çok sevdiği kesif yemin bir bölümünün sağım sırasında yedirilmesi,
gibi uygulamalar ineği rahatlatır ve sütü indiren hormonun (oxytocin) salgısını başlatır ve belirli bir süre devamını sağlar.
Verimliliğin sürdürülebilmesi (ve meme hastalıklarını önlemek) için, sağım hijyenine ve sağımın teknik kuralarına uyulmalıdır.
Sağım sırasına dikkat edilmelidir.
Sağıcı hijyeni sağlanmalıdır.
Meme temizliği ve dezenfeksiyon yapılmalıdır.
Sağım temizliğine uyulmalıdır.
Sağım sonrası dezenfeksiyon yapılmalıdır.
Sağım makinalarının temizliği ve bakımı yapılmalıdır.
Memelerinin sağlam olduğu bilinen inekler ilk önce sağılmalı, memeleri problemli olan inekler, özellikle mastitis geçirdikleri bilinen inekler ve yaşlı inekler en son sağılmalıdır.
Elle sağım yapılıyorsa sağıcının ellerinin, iyice yıkanmış ve tırnaklarının kesilmiş olması, elde nasır bulunmaması gerekir. Makine ile sağım yapılıyorsa, sağım makinasının lastik aksamları yumuşak, çatlamamış ve mutlaka temiz ve dezenfekte edilmiş olmalı ve pulsatörleri iyi ayarlanmalıdır.
İneğin meme derisi ve meme başları çeşitli mikroplarla daimi bulaşık durumdadır. Sağıma başlamadan önce memelerin yıkanarak pisliklerden arındırılması, meme aynasına yumuşak masajla ineğin sağıma hazırlanması ve bunu takiben, meme başlarının dezenfektan bir solusyonla silinmesi şarttır. Bu yapılmadığı takdirde sağım sırasında meme içine mikrop bulaşması riski artar.
Sağım belirli bir süre içinde usulüne uygun şekilde yapılıp bitmiş olmalı; sağım öncesinde ve sağım sırasında inek psikolojik olarak sağıma hazır halde tutulmalıdır. Çünkü, süt kanallarının açılarak sütün akması memedeki düz kasları etkileyen ve beyinden salgılanan oxytocin isimli hormon ile mümkündür. Bu hormonun etki süresi ortalama 8 dakika kadar olup, hormon salgısı durduğu anda memeden süt almak da mümkün olmaz.
Sağımın belirli bir ritim içinde (ortalama olarak dakikada 72 emiş) ve meme başını uygun kavrayacak şekilde yapılması; memeden süt geldiği sürece sağımın devam etmesi, yani akış kesildiği an emiş maniplasyonlarına son verilmesi gerekir. Buna uyulmadığı takdirde sağım sırasında mikrop bulaşmaları oluşur. Meme başlıklarının memeden alınması sırasında meme ucundaki mikroorganizmaların meme içine girmesini kolaylaştıran dıştan içe vakum oluşturmamaya dikkat edilmelidir.
Sağım işi bittikten sonra sağım makinalarının sökülüp yıkanması, temizlenmesi, yıpranan aksamın değiştirilmesi ve müteakip sağıma kadar meme ile temas eden aksamın dezenfektan
8
bir solusyon içinde muhafaza edilmesi ve sağım zamanı temiz sudan geçirilmesi gerekir. Aksi halde, hem lastikler kurur ve çatlar hem de açıkta durdukça mikrop bulaşır.
Daha yüksek fiyatla satabilmek için yüksek kaliteli süt üretmeli ve süt kalitesini artırmaya çalışmalıdır.
Son yıllarda süt ve süt ürünlerinden mikrobiyolojik analizlerden başka, antibiyotik, hormon, aflatoksin, ağır metal (rezüdü) ve pestisid (zirai ilaç)kalıntı analizleri istenmekte olup, bu analiz sonuçlarını üreticinin yaptığı uygulamalar belirlemektedir.
AB normlarına ve Türk Gıda Kodeksine uygun, yüksek kaliteli sütten ;
Yağ,protein, şeker, mineral, tuz, vs. normal muhteva ve kompozisyona sahip,
Süte has normal görünüm, renk, tat ve kokuda,
Toplam bakteri sayısı düşük,
Katkısız, antibiyotikten, temizlik ve antiseptik maddelerinden ari,
Toksin-herbisid, pestisid ve ağır metal kalıntıları içermeyen,
Hasta hayvanlardan sağılan süt olmadığı anlaşılmaktadır.
Üretilen sütün kalitesi; dengeli ve kaliteli yem yedirmek, hayvanların meme sağlığına dikkat etmek, standartlara uygun makinalarla sağım yapmak, hijyen ve temizlik kurallarına uymak, sütü sağımdan sonra en kısa zamanda +40C’ye soğutmak ve temiz kaplarda muhafaza etmek suretiyle arttırılabilir.
Yüksek bakteri sayısı istenmeyen bir durum olup, ekipmanların yetersiz temizliği, sütün soğutulmaması, kirli inekler ve mastitisli inekler yüzünden oluşmaktadır.
Süt kalitesi çiftlik idaresi uygulamalarıyla direkt alakalı olup, sütün kalitesine; süt bileşenleri, somatik hücre sayısı, bakteri sayısı yabancı madde içeriği ve duyusal nitelikleri etki etmektedir.
Son yıllarda süt sanayicileri tarafından satın alınan sütlerde, sütün fiyatının belirlenmesinde kalite çok önem arz etmektedir. Çiftlik sütlerinin fiyatı, bölge ortalama fiyatı üzerine sütün kalitesine göre hakedilen primlerin eklenmesiyle bulunduğundan, nihai süt fiyatını, sütün kalitesi yani üretici belirlemiş olmaktadır.
Kaba yem, karma yem, kesif karma yem, yemlik preparat, mineral yem ve rasyonun ne olduğu ve mevzuattaki tanımları bilinmelidir.
Kaba Yem : Özellikle ruminantların beslenmesinde kullanılan ve kuru maddesinde en az %18 ham selüloz içeren bitkisel kökenli yemlerdir.
Karma Yem : Çeşitli yemlerin standardına uygun olarak karıştırılması ile elde edilen yemlerdir.
Kesif Karma Yem : Hayvanların özellikle enerji, protein ve diğer besin maddeleri yönünden ihtiyaçlarını dengelemek amacıyla organik maddece zengin ve sindirilme oranı yüksek belirli formulasyonlara göre yem fabrikaları tarafından üretilen karma yemlerdir.
Yemlik Preparatlar: Kimyasal analiz, sentez veya istihraç yolları ile fabrikasyon şeklinde elde edilen ve yemin değerini artırmaya yardım edebilecek karakterdeki müstehzarlar ile vitaminler gibi koruyucu maddeleri ihtiva eden yemlerdir.
Mineral Yem : Kalsiyum, fosfor, tuz, iz mineraller, sentetik üre, amonyum tuzları ve benzeri gibi sadece mineral maddeler veya bunların karışımlarından ibaret olan yemlerdir.
Rasyon : Hayvanların bir günde tüketebileceği yem kurumaddesi içerisinde, hayvanın ihtiyaç duyacağı yaşama ve verim payı besin maddelerini karşılayacak şekilde hayvan besleme bilimine uygun olarak düzenlenen yem karışımıdır.
İşletmede doğan erkek buzağılar büyütülmeli, üstün vasıflı ise erkek damızlık olarak veya besi dönemi sonuna kadar beslenerek satılmalıdır.
Genç erkek hayvanlar (erkek dana ve tosunlar), kısa süreli 4-10 ay entansif beslenerek maksimum canlı ağırlığa, en ekonomik rasyonlarla bir an önce ulaştırılmalıdır.
Yüksek et verimine, harcamalar düşük tutularak ulaşma hedeflenmeli, sabit yatırımların ve işçilik giderlerinin az olduğu açıkta serbest sistem besiciliği tercih edilmelidir.
9
Hayvanları gerektiği gibi besleyerek ve gerekli süre boyunca beside tutarak her ırktan hayvanla besicilik yapılabilir.
Hayvan yaşlandıkça enerji ihtiyacı artmakta ve 1 kg canlı ağırlık artışı elde edebilmesi için tüketmesi gereken yem miktarı artmaktadır. Bu da yem değerlendirme sayısının (1kg canlı ağırlık yapabilmek için tüketilen yem miktarı) artması, yâni 1 kg canlı ağırlığın daha fazlaya mal olması demektir. Daha fazla maliyet ise daha az kazanç demektir.
Besi hayvanlarına, hayvanın besi başlangıcı ağırlığına göre günde ne miktar ne kadar sürede canlı ağırlık artışı yaptırmak istendiğine göre yaşama ve verim paylarını bilinerek rasyon hazırlanmalı, enerji, protein, mineral, vitamin, su ve selüloz ihtiyaçlarını karşılanmalıdır.
Açıkta serbest sistem besicilikte besi hayvanlarının önünde daima yiyecekleri yem ve içecekleri su bulunmalıdır.
Besi hayvancılığı konusunda da yeterli bilgiye sahip olunmalı, uzmanlara danışılmalı ve eğitimlere katılınmalıdır.
Bilinçsiz yapılacak besicilik sonucu tesadüfen para kazanılabilir.
Kaliteli kaba yemlerin işletme arazisinde üretilmesi için yeterli tarla arazisi olmalıdır.
Kabayemler, besin elementlerini kaliteli olarak sağladığı gibi işkembedeki mikroorganizmalar ve asitliğin düzenlenmesi, geviş getirme ve tükürük salgısını artırması vb. yaşamsal fonksiyonlar için gerekli olup, kesif yemlere göre ekonomik olmaları nedeniyle, yüksek süt verimini hedefleyen işletmeler için vazgeçilmez önemdedir.
Hayvancılık işletmesinin, ahır dışında hayvanların gezinebileceği yerleri (çayır, mer’a) ile bitkisel üretim için yeterli arazileri olmalıdır.
Bütün kaba ve kesif yemleri dışarıdan satın alarak, kârlı bir süt hayvancılığı yapmak mümkün değildir. Bu nedenle hayvan başına 5 dekar, sulu arazide 3 dekar, birden fazla ürün alınan yerlerde en az 1,7 dekar sulu taban arazisi olması arzu edilir.
Bir hayvan için, her yıl, 8 ton civarı mısır silajı, 2 ton kadar kuru yonca otuna ihtiyaç duyulmaktadır. Bitkisel üretim için hiçbir arazisi olmayan işletmelerin uzun dönemde yaşama şansı yoktur.
İşletmenin bulunduğu bölgedeki iklim ve toprak şartlarına göre çayır otu, silajlık mısır, sorgun-sudan otu melezi, yonca, fiğ, korunga, vb. kaba yemler işletmede üretilerek en az %50 maliyet azaltılabilir. Yonca ve mısır silajı olmadan verimli bir hayvancılık yapılamaz.
Hayvan mevcuduna göre, yıllık kaba yem ihtiyacı hesaplanarak işletmede üretilmeyen kaba yemler, hasat zamanında ucuz fiyatla ve yeteri miktarda satın alınmalı, uygun şartlarda depolanmalıdır.
Ucuz ve kaliteli yem olmadan, ekonomik hayvancılık ve silaj yapmadan kârlı bir süt sığırcılığı yapılamaz.
Konsantre yem işletmede yapılmalı, işletme şartlarına ve hayvanların ihtiyaçlarına göre rasyon hazırlanmalıdır.
Tane yemleri, arpa, mısır, buğday, bakla, yulaf işletmede üretilebilir, proteini yüksek ayçiçeği küspesi, pamuk tohumu küspesi, soya vb. hammaddeleri ve katkı maddelerini (tuz, soda, maya, vb.) satın alarak konsantre yem üretilmelidir. Bu durumda fabrika yemlerine göre maliyet en az %20-30 azalacağı gibi,besin içerikleri yönünden garanti, dengeli ve sağlıklı bir yemle besleme şansı bulunur.
Hayvanlar besin ögeleri dengelenmiş bir rasyonla beslenmelidir. Hayvanların sağlıklı, yüksek verimli ve sütün ( yağ, protein, km) kaliteli olması için bu şarttır.
Yaş, ağırlık, verim durumlarına göre, en uygun rasyon hazırlanan ve uygun çevre şartları sağlanan hayvanlardan genetik kapasitelerine uygun verim alınabilir.
Kaba yem / kesif yem oranı çok önemlidir. Süt sığırı rasyonlarında kuru madde esasına göre %60 kesif yem ve %40 kabayem esas alınır. Ortalama olarak ineğin toplam enerji, protein ve kuru madde ihtiyaçlarının % 60’ının kesif yemlerle, %40’ının kaba yemlerle karşılanması öngörülmektedir. Düşük verimli ineklerde ( 5-15 litre) bu oran tersine dönerek, gebe ve kısır
10
ineklerde olduğu gibi günlük rasyonun %80-90’ı ve hatta %100’ü kaba yemlerle karşılanabilir. (Tuz, mineral, izmineral ve vitamin takviyesi gerekir). Kabayemin yeterli verilmemesi asidoz vb. bir çok soruna neden olmaktadır. Sadece saman ve fabrika yemi kullanılırsa süt gelirinin en az %70’i yem fabrikalarına gideceğinden, süt fiyatları dünya fiyatlarına göre yüksek olsa bile işletme yeterli kazanmayacaktır. Süt maliyeti azaltılmalı, kaba yemleri (özellikle mısır silajı, ot silajı, kuru yonca, iyi kaliteli kuru ot, hububat hasılı gibi) ve gıda sanayi artıklarını yeterince kullanarak, süt maliyetinde %65’ler seviyesindeki yem giderleri %35’lere düşürülerek daha çok kazanılmalıdır. Kaliteli kaba yemler ineklere yiyebildikleri kadar verilmeli, hayvanlardan kıskanılmamalıdır.
Silaj yaparak, ilkbaharın yeşil yemleri 12 aya taşınmalı, hayvanlar besin değerleri düşük sap ve samana mahkum edilmemelidir.
Hayvancılıkta ideal bir besleme, yapılan yem rasyonunu bütün yıl boyunca aynı seviyede tutmakla, yâni, yaz ve kış aylarının yem rasyonunun, Nisan ve Mayıs aylarının bol yeşilli mer’a beslenmesindeki gibi, yeşil ve sulu yemlerle hazırlanmasıyla mümkündür.
Arazilere kış aylarında buğday, arpa, yulaf, çavdar, fiğ, fiğ+tahıl karışımları, yem şalgamı, kolza, korunga, yaz döneminde ise mısır, sorgum, sudan otu ve sorgum-sudan otu melezi, yemlik bezelye, ayçiçeği gibi bitkiler ekilebilir, yeşil ot, kuru ot, ve silaj olarak değerlendirilebilir. Mer’a ve çayır otlarından yeterince faydalanılabilir.
Gıda sanayi yan ürünleri, konserve sanayinin her türlü sebze artıkları, hayvan lahanası, şalgam ve pancar yaprakları, bezelye sapları, fasulye, domates, biber artıkları, şeker pancarı posası, patates cipsi artıkları silajı yapılmak suretiyle hayvan yemi olarak çok ucuza değerlendirilebilir.
Hayvan beslemede eski alışkanlıklar terk edilmeli, hayvanın ihtiyacı olan besin maddeleri ekonomik şekilde rasyonlara ilave edilmelidir.
İşletmedeki hayvan varlığına göre, yıl içerisinde işletmede üretilecek kaba ve kesif yemlerle, piyasadan temin edilen diğer yemlerin ekonomik şekilde değerlendirilmesi için yemleme planlamasının yapılması en akılcı yoldur.
Yonca gibi kaliteli kaba yemi ve kaliteli mısır silajı olan işletmeler, hayvanlarının yaşama payı ile birlikte 14 kg süt verimine kadar olan ham protein, enerji bakımından ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. Canlı ağırlığının % 25 i civarında kuru maddenin sağlandığı kaliteli kaba yem, sığırcılık işletmelerinin olmazsa olmaz koşuludur.
Süt ineklerinin yeterli, dengeli ve ekonomik beslenmesi için rasyon hazırlanması öğrenilmelidir.
Süt ineklerinin besin ihtiyaçları canlı ağırlıklarına, verdikleri süt miktarlarına, sütün yağ oranına ve laktasyonun devrelerine göre farklılık gösterir. Laktasyonun ilk 70 günü, 70-140 gün arası ve 140-305 gün arası, kuru dönem besleme ile kısır ineklerin beslenmesi farklılıklar gösterir. Çünkü inekten alınan toplam sütün %45’i ilk 100 günde, %30-35’i ikinci 100 günde, %20-25’i üçüncü 100 günde alınır.
Çok sütlü ineklerin bütün besin ihtiyaçlarını saptayarak, bu besinleri belirli bir kuru madde içine sığdıracak şekilde çok dikkatli rasyon formulasyonları düzenlemek gerekmektedir. Saman ve benzeri düşük kaliteli kaba yemler ve standart karma süt yemleri yeterli olamamakta, kaliteli kaba ve kesif yemler kullanmak gerekmektedir. Bu yapılamadığında, verilen besin maddeleri (özellikle enerji) günlük ihtiyaca cevap veremez. “Negatif Enerji Balansı” şekillenir. İnek doğası gereği yüksek süt verimini sürdürür. Ancak kendi vücudundaki enerji rezervlerinden ve mineral rezervlerinden harcama yapar, zayıflar. Neticede, zayıflama, indigestion, ketosis, karaciğer koması, rumen asidozu, abomasum deplasmanları gibi ağır hastalık halleri veya basit hazımsızlık ve verim düşüklüğü sorunları ortaya çıkar, döl tutmama problemleri yaşanabilir. Bu nedenle çok yüksek verimli inekleri diğerlerinden ayrı, bilhassa ilk 2,5 ayda özel besleme rejimine tabi tutmak gerekir:
11
Besin değerleri yüksek iyi kalite kaba yem ve enerji-protein değerleri yeterince yüksek kesif yemi olmayan üreticiler çok sütlü inek edindiklerinde, bu hayvanlarını çok kısa zamanda elden çıkartmak, kasaba satmak zorunda kalarak, hüsrana uğramaktadır.
Bir miktar bilinçli yetiştiriciler, günde 30 litrenin altında süt veren ineklerin beslenmesinde genellikle problem yaşamamaktadır.
Düşük süt verimi olan inekler, kuruot ve mısır silajı gibi kaliteli kaba yemleri kullanarak (sadece protein takviyesi yapmak koşulu ile) enerji ağırlıklı kesif yemler olmaksızın da beslenebilirler. Böyle inekler kaliteli kaba yemi bulunmayan işletmelere de kolayca adapte olabilirler.
Hayvanların yem rasyonlarının hazırlanması öğrenilmeli, ve yeterli bilince ulaşılmalıdır. Hayvanların sağlıklı ve verimli olmaları, neticede kârlılık, yeterli, dengeli ve ekonomik besleme ile mümkün olabilmektedir.
Düvelerin ve kurudaki ineklerin beslenmesine özen gösterilmelidir.
Düveler 7-8 aylıkken cinsel olgunluğa ulaşarak, boğasaklık hali gösterirler. Ancak 15-17 aylık olup, yeterli büyüklüğe ulaşmadan gebe bırakılmamalıdırlar. Irkına has yeterli vücut yapısını oluşturamayan ineklerin, genetik kabiliyetlerine uygun süt verimine ulaşamayacakları unutulmamalıdır.
Düvelerin beslenmesinde titiz davranılmalıdır. Kaba yem ağırlıklı besleyerek büyüme ve gelişmeleri sağlanmalı, ancak, aşırı yağlanmalarına izin verilmemelidir. Düveler için mera otları, kuru ot ve yonca en makbul yemlerdir. Hayvanlar tüketebildikleri kadar kaba yem ile beslenir. Tuz, mineral, izmineral ve vitamin preperatları ile takviye yapılır. Hayvanların gelişme durumları kontrol edilir. Örneğin (siyah-alacalarda) günde 700 gram canlı ağırlık artışı sağlanamıyorsa, kesif yem takviyesi ile gelişme hızlandırılır.
Normal olarak inekler 10 ay (305 gün) sağılırlar. Doğurmalarına 60 gün kala sağıma son verilerek kuruya çıkarılırlar. Gerekiyorsa kuru dönem mastitis tedavisi yapılır. Buzağılamadan önce ineği bir süre kuruda bırakmakla; süt salgılayan organların dinlenmesi ve ineğe verilen besin maddelerinin süt üretimi yerine karnındaki yavrunun gelişmesi için kullanması sağlanır. Ayrıca, laktasyon boyunca azalan minarel madde rezervleri tamamlanarak, kondisyonu uygun hale gelir. Doğum sonrası için yem tüketim yeteneği artırılmak üzere kesif yemlere adaptasyonu sağlayan laktasyon peryodundan farklı bir besleme sistemi uygulanır.
İnek kuruya çıkarıldığı ilk 2-3 hafta bol miktarda iyi kaliteli kaba yem ile beslenir. Bilahare günde 2-3 kg’ı geçmeyecek şekilde konsantre yem verilir. Doğuma 3-4 hafta kala bu konsantre yem miktarı 3-4 günde bir 0,5 kg olmak üzere hayvanın canlı ağırlığının %1’ine ulaşıncaya kadar artırılmaya devam edilir. Bu miktar hayvan doğuruncaya kadar sürdürülür. Hayvanın kuru dönemde vücut ağırlığının en az %1’i kadar kaba yem yemesi ve yediği konsantre yem miktarının da vücut ağırlığının %1’ini geçmemesi gerekir.
Kuru dönemde rasyondaki kalsiyum miktarı azaltılmalı ve bu dönemin başında ve sonunda gebe ineklere vitamin takviyesi yapılmalıdır.
Süt sığırları istedikleri her an bol suya ulaşabilmeli, önlerinde sürekli temiz ve içilebilir nitelikte su bulunmalıdır.
Normal olarak, sığırlar günde 1-4 defa su içerler. Günlük süt verim miktarına, yemin kuru veya rutubetli olmasına ve çevre ısısına göre içilen su miktarı değişir.
İnek sütünün % 87’si su olduğuna göre, çok süt veren hayvanların su ihtiyaçları çok fazla olup, günde bir defa su içerek veya hayvana bir teneke su vererek bu ihtiyaç karşılanamaz. Bu durumda hayvanlar süt verimlerini azaltırlar. Bir çok işletme hayvanlara yeterli su sağlamadığı için eksik verim aldığının farkında değildir.
Günde 25-30 lite süt veren 600 kg ağırlığındaki bir süt ineğinin günlük su tüketimi 75-100 litreye kadar çıkabilir. Bu nedenle, süt inekleri istedikleri her an temiz ve içilebilir nitelikte suya ulaşılabilmelidir. Bu amaçla ahırda otomatik su sağlayan sistem planlanmalı, ayrıca, mer’ada da hayvanlar için yeterli su imkanı sağlanmalıdır.
12
4. BÖLÜM
SÜRÜ YÖNETİMİ
İşletmede yeterli kayıt düzeni kurulmalı, hayvanların kayıtları tutulmalıdır.
Verim kayıtları tutulan işletmelerde ırk, canlı ağırlık, süt verimi, laktasyon dönemi vb. özellikleri esas alan, ekonomik ve dengeli rasyonların yapılması sağlanarak iş şansa bırakılmaz.
Hayvan başına verim, hayvanın yaşadığı çevreyi ve hayvanı iyileştirmek suretiyle artırılabilir. Bu amaca ulaşılabilmesi, sürü yönetiminde doğru ve yerinde kararlar verilebilmesi, damızlık seçiminin isabetli yapılabilmesi için sürü ve hayvanlar hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip olmak gerekir. Bu amaçlara hizmet edecek bilgileri toplama ve bunları saklama işine kayıt tutma denir.
Kayıt tutulması hem her bir ineğin hem de tüm sürünün durumu hakkında günlük ve uzun vadeli bilgiler verir ve işletme sahibi ya da yöneticisine gelecek için planlar yapma olanağı sağlar.
Kayıt tutma düzeni, basit, doğru, günü gününe işlenebilen, kolay ve az zaman alıcı olmalıdır. Bilgi toplama, işletmenin önemli işleri arasında görülmelidir.
Bir işletmede temel olarak şu kayıtlar tutulmalıdır:
İşletmede doğan hayvanların (Doğum tarihi, doğum tipi ve şekli, numarası, ana ve baba numarası)
İşletmede buzağılayan ineklerin buzağılama tarihi, buzağılama tipi ve şekli
Tohumlanan hayavanın nosu, boğanın adı ve nosu, tarihi, tohumlamacı
Sürüden çıkarılan hayvanlar için tutulan kayıtlar.
Çeşitli dönemlerdeki canlı ağırlıklar .
Süt verim miktarı. (gerektiğinde yağ,protein ve kuru madde oranları).
Kuruya çıkarma tarihi.
Sağlık bilgileri (aşılama, hastalık, tedavi vb.).
Yem ve yemlemeye ait bilgiler.
Hayvanların doğum tarihleri bilinirse sürü için planlama daha rahat yapılabilir, ana ve babasının kulak numarası sayesinde bir bilgiye ihtiyaç duyulduğunda kolayca ulaşılabilir.
Hayvanların buzağılama tarihlerinin kayıt edilmesi buzağılama sonrası tohumlama zamanının gelip gelmediğinin tespit edilmesi ve 100 gün içerisinde hayvanın tekrar gebe kalmasının sağlanmasına yarar.
Hayvanların mutlaka tohumlanma tarihleri kayıt edilmelidir. Böylece hayvanın gebe kalmaması halinde yeniden kızgınlık göstereceği günleri (tohumlama tarihinden itibaren 17-21 gün sonrası) tahmin edilebilir. Hayvanın gebe kalması halinde de kuruya çıkarılacağı tarih (tohumlama tarihinden 200-210 gün sonrası) ve tahmini doğurma tarihi (tohumlamadan 280 – 285 gün sonrası) bilinmiş olur. Tohumlamada kullanılan boğanın hangi boğa olduğu bilindiğinde doğan yavrunun durumu ile boğa arasında ilişki kurularak o boğayı tekrar kullanıp kullanmamak hakkında karar verilebilir.
Hayvanın numarası, sürüden çıkış tarihi ve nedeni (Damızlık satış, kasaplık satış, ölüm,vb.ne) ait kayıtların elde bulunması sayesinde sürüde bir sonraki dönem planlaması daha iyi yapılabilir. Sürü mevcudiyetini muhafaza etmek veya sürüde herhangi bir genişleme veya daralma yapmak isteniyorsa bu tutulan kayıtlardan yararlanılabilir.
Hayvanların belirli dönemlerdeki ağırlıkları (Doğum, sütten kesim, 6.ay, 1 yaş, ilkine tohumlanma ağırlığı vb.) saptanabilirse, hayvanların gelişme durumlarını yakından izlenir ve yemleme bu veriler doğrultusunda yapılabilir. Böylece hayvanların aşırı yağlanmaları veya kondisyonlarının düşüklüğü de önlenmiş olur
13
Sağmal ineğin bir sağım döneminde (laktasyon) verdiği süt miktarı, belirli aralıklarla yapılan ölçümlerden elde edilen bilgiler kullanılarak bulunmaya çalışılır. Bu amaçla genellikle 15 günde bir veya ayda bir bütün ineklerin süt verimleri ölçülür. Kontrol sağımı olarak adlandırılan bu uygulamayla elde edilen değerlerden de laktasyon verimi tahmin edilebilir.
Bu bilgiler başta yemlemede ve sürü yönetiminde yardımcı olur. Hayvanların ne kadar süt verdiği bilinirse yemleme ona göre düzenlenir, düşük süt verenlere fazladan yemleme yapılmaz, yüksek süt verimli hayvanlara da kapasitelerinden tam yararlanabilecek miktarda yem verip, en ekonomik şekilde en yüksek süt verimi sağlanır. Sürünün düşük verimli ineklerini zaman içerisinde sürüden çıkararak zamanla sürünün süt verimi yüksek ineklerden oluşması sağlanır.
Hayvanların hangi tarihte yapılan tohumlamadan gebe kaldığı bilindiğinde kuruya çıkarılacağı tarih (doğuma sekiz hafta kala) tespit edilerek bu dönemdeki besleme programı uygulamaya geçilmelidir.
Hayvanların aşılandıkları tarihlerin kayıt edilmiş olması aşıların tekrarının gerektiği tarihin saptanmasını sağlar.
Hayvanlara koruma veya tedavi amaçlı yapılan tüm uygulamaların kayıtları tutulmalıdır. Herhangi bir hastalığın çıkması durumunda o hayvanın geçmişine bakarak uygulanacak tedaviye daha rahat karar verilebilir.
Uygulanan yemleme düzenine göre hayvanlara verilen yem maddelerinin miktarı mutlaka kayıtlı olmalıdır. Bu her hayvana bir günde ne kadar kuruot, silaj, fabrika yemi vb. verildiğinin bilinmesini sağlar. Böylece ihtiyaç olan yem miktarı tespit edilerek hazırlıklar ona göre yapılmalıdır.
Gerek kayıt sistemi, gerekse ekonomik ve dengeli rasyonların yapılmasında konu ile ilgili uzman kişilerle temasa geçilmelidir. Damızlık Birliğinde görevli uzmanlardan yeterince yararlanmalıdır.
Başarılı bir bakım ve idare için özen gösterilmelidir.
Veteriner hekim kontrolünden geçmeyen hayvan satın alınmamalı,
Altı aylıktan ileri gebe inek ya da düve ile bir aylıktan küçük buzağı satın alınmamalı,
Barınakların yapımı, hayvanların bakım ve beslenmelerinde uzmanların önerileri dikkate alınmalı,
Sığırlar ile koyunlar ayrı barındırılmalı,
Ani yem değişiklikleri yapılmamalı,
Hayvanlar hastalıklara karşı koruyucu olarak mutlaka aşılatılmalı,
Hastalık görüldüğünde en seri şekilde haber verilmeli,
Hayvan alım satımı ile nakliyesinde menşei şahadetnamesi ve veteriner sağlık raporu alınmasına özen gösterilmelidir.
Doğuracak hayvanlar doğum bölmesine alınmalı ve buzağıya ağız sütü içirilmelidir.
Sığırların ortalama gebelik süresi ortalama 280 gün (9 ay 10 gün)dür. Aşım kayıtları tutulan hayvanların doğurma tarihleri kolayca tahmin edilebilir. Doğumu yaklaşan inek sakinleşir ve hareketleri yavaşlar, meme büyür ve gerginleşir. Vulva şişer ve mukoz akıntı artar, sağrı bağlarının gevşemesi nedeniyle kuyruğun etrafında çukurluk oluşur, karın üst kısmı hafifçe içe çöker.
Kayıtlardan ya da dış görünüşünden yararlanarak doğurmaya bir hafta kaldığı tahmin edilen hayvanlar temiz ve dezenfekte edilmiş ve bol yataklık serilmiş (12-16m2’lik) doğum bölmesine alınmalı, doğuma kadar bağlanmamalıdır.
İneklerin çoğu yardıma ihtiyaç duymadan doğururlar. Normal doğumun ilk aşamasında yavruyu çevreleyen zarların bir bölümünün oluşturduğu su kesesi vulvadan dışarı çıkar. Buzağıya yardım zorunlu olmadıkça bu kese yırtılmamalıdır. Buzağının gelişi normal ise, önce baş ve ön ayaklar görülür. Bundan yaklaşık 1 saat sonra doğum gerçekleşir. Eğer baş ve
14
ön ayaklar görüldükten sonraki yarım saat içerisinde doğum gerçekleşmemiş ise yardım gerekir.
Doğum gerçekleşir gerçekleşmez yavrunun ağız ve burnundaki mukoz kalıntı temizlenmeli, göbek kordonu doğum esnasında dipten kopmuş ise bu bölgeye tentürdiyot benzeri mikrop öldürücüler sürülmeli ve bu uygulamaya günde iki kez olmak üzere, üç gün devam edilmelidir. Göbek kordonu dipten kopmamış ise, karnına en yakın kısımdan başlayarak kordon aşağıya doğru sıvazlanmalı ve içindeki sıvı boşaltılmalıdır. Daha sonra içine antiseptik akıtılan göbek kordonu karına 4-5 cm uzaklıktan antiseptiğe batırılmış bir iple bağlanmalı ve bağlanan noktanın 3-4 cm altından temiz ve keskin bir bıçak ya da makasla kesilmelidir. Bu bölgeye yine 2-3 gün süre ile günde iki defa antiseptik uygulanmalıdır.
Doğumdan sonra inek yavrusunu yalayarak yavrunun kurumasına hem de dolaşımın hızlanmasına yardımcı olur. Eğer inek herhangi bir nedenle bu işi yapmıyor ise kuru bir bez veya yataklık kullanılarak buzağı iyice silinmeli ve kurutulmaya çalışılmalıdır.
Normal bir buzağı doğumundan yarım saat sonra ayağa kalkar ve bir saat içerisinde anasını emmeye başlar. Buzağı emmeden önce, memeler uygun bir dezenfektan ile temizlenmelidir. Buzağılar ilk zamanlar emmede zorlanabilir. Buzağıya yardımcı olmalı veya inek sağılarak süt elden içirilmelidir .
Doğumu takiben üretilen ağız sütü normal süte göre daha fazla kuru madde, protein, mineral, vitamin ve buzağının hastalıklardan korunmasına yardımcı olacak bağışıklık maddelerine sahiptir. Bu nedenle her buzağının mutlaka en kısa sürede ağız sütü içmesi sağlanmalıdır.
Buzağılarda numaralama, boynuz köreltme ve fazla meme uçlarının kesilmesi zamanında yapılmalıdır.
Buzağıların diğerlerinden ayırt edecek şekilde işaretlenmesi veya numaralanması sürü yönetimi ve ıslah çalışmaları açısından son derece önemlidir. Aynı zamanda ahırda bir çok doğum varsa, buzağılara geçici olarak renkli bantlar veya boyalarla işaretlenip, boynuna bir numara olan madalyon takılır. 2-3 haftalık olunca, kulağına, sarı renkli, üzeri siyah yazı ile (Milli Soykütüğü Sistemi ) numarası yazılı plastik küpe, özel alet yardımıyla takılır.
Hayvanların birbirlerine ve bakıcılara zarar verme tehlikesini azaltmak amacıyla, elektrikli boynuz köreltme aletiyle boynuzların büyümesini sağlayan hücrelere zarar verilerek boynuz köreltilir. Bu amaçla hazırlanmış kimyasal maddeler de boynuz köreltmede kullanılabilir. Her iki halde de boynuz etrafındaki kılların kesilmesi ve dezenfekte edilmesinde ve buzağı 1-2 haftalık olunca boynuz köreltilmesinde yarar vardır.
Memelerin görünüşünü bozan, sağımda güçlük yaratan ve meme yangı tehlikesini artıran fazla meme uçlarının erken dönemde alımının, boynuz köreltme ile birlikte yapılmasında fayda vardır. Arka meme bölümleri arasındaki fazla meme ucunun alınması için, bölgenin temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi ve keskin bir makasla alınması yeterlidir.
Buzağıların barındırılmalarına özen gösterilmelidir.
Buzağılara doğumdan hemen sonra yaşamlarını sağlıklı olarak sürdürebilecekleri barınak koşulları sağlanması gerekir.
Buzağılar, ineklerle aynı ahır bölmesinde tutulmamalıdır. İneklerin bulunduğu ortamda çoğalma imkanı bulan zararlı mikropların buzağılara bulaşmaması ve buzağılara daha kontrollü barınma ortamı sağlanması için bu kesinlikle şarttır.
Buzağılar iki haftalık oluncaya kadar bağlanmamalıdır. Buzağıları kontrol altına almak, hastalıklardan ve yaralanmalardan korumak için, doğumdan hemen sonra buzağılar, herbiri için hazırlanmış buzağı kulübelerine (veya bölmelerine) alınır. Tabanına yumuşak, temiz ve kuru altlık serilen, en az 120 cm uzunluk, 80 cm genişlik ve 80 cm yükseklikte yapılan bu bölmeler buzağılar birbirlerini görebilecek fakat temas edemeyecekleri, birbirlerini ememeyecekleri ve zarar veremeyecekleri şekilde düzenlenmelidir. Buzağılar süt emdikleri sürece bu bölmede kalabilir.
15
Üç haftadan yaşlı buzağılar grup halinde, serbest yetiştirilebilir. Süt emme döneminden (60-75 gün) sonra veya en erken 3 haftalık yaşta buzağılar 3-5 buzağının bulundurulabileceği en az 6m2’lik grup bölmesine (padoğa) alınmalıdırlar. Başlangıçta buzağı başına 1.3 m2, daha sonra 1.8 m2 yer gerekmektedir.
Buzağılar karanlık ve havasız ortamlarda barındırılmamalıdır. Buzağıların ahır dışında buzağı bölmeleri veya kulübelerine yerleştirmek en doğrusudur. Doğumu müteakip kurulanan ve ağız sütü verilen buzağılar, derhal 2 saat içinde bu bölmelere alınır. Kulübelerde buzağılara uygun şartlar sağlanmalıdır. Son yıllarda taşınabilir buzağı kulübeleri yaygınlaşmış olup, SÜTAŞ Eğitim Merkezinde, TİGEM veya çevredeki büyük çiftliklerde görülebilir.
5. BÖLÜM
HAYVAN SAĞLIĞI
Süt sığırlarının temel ihtiyaçları ve önemli hastalıkları bilinmelidir.
Amaç, sağlıklı yetiştirme ve iyi verim elde ederek karlı bir işletme oluşturulmasıdır. Bir hayvanın sağlıklı olabilmesi için öncelikle uygun çevre şartlarının sağlanması gereklidir. Çevre şartlarının uygun olmadığı ortamdaki sığırın verimi azalacağı gibi, hastalıklara yakalanma ihtimali artacaktır. Bu nedenle sığırlar için başlıca temel gereksinimleri şöyle sıralayabiliriz:
Susuzluk, açlık ve kötü beslenmeye maruz bırakmamak,
Hayvanların sağlıklı ve canlı görünümleri için taze su ve yemlerini sağlamak ,
Hastalıklardan ve yaralanmalardan korumak,
Hastalıkların en kısa sürede tedavisini yaptırmak ve önlemlerini almak,
Hayvanın normal davranışlarının çoğunu baskılayan hareket ve şartlara maruz bırakmamak,
Sığırların temel ihtiyaçları sağlandıktan sonra ilgili hastalıkların önlenmesi için özel tedbirlerin alınması gereklidir. Bunun için de en sık karşılaşılan beslenme, metabolizma ve enfeksiyon hastalıklarının önemlileri hakkında bilgi sahibi olunmalı ve işletmenin sağlıkla ilgili kayıtları tutulmalıdır.
Hastalıklar hakkında hiçbir bilgi sahibi olmayan yetiştirici koruyucu tedbirleri zamanında alamaz ve veteriner hekimin tavsiyelerini uygulayamaz.
Buzağı sağlığına özen gösterilmeli, koruyucu aşılamalar zamanında yaptırılmalıdır.
Bakteri veya virusların yol açtığı mikrobik ishaller ile hatalı bakım ve beslemeden kaynaklanan ishaller çoğu zaman buzağıların ölümlerine sebep olduğundan, önemli ekonomik kayıplar oluşturur.
Buzağı ishallerini önlemek için şu tedbirler alınmalıdır.
Doğumdan hemen sonra buzağılara mutlaka ağız sütü içirilmelidir.
Ahır, özellikle doğum yerleri ve buzağı bölmeleri sürekli temiz tutulmalıdır.
Buzağılar diğer hayvanlardan ayrı, mümkünse ahır dışında barındırılmalıdır.
Ahır havadar ve aydınlık olmalı; kesinlikle hava cereyanı olmamalıdır.
Buzağılara süt ve su verilen kaplar temiz olmalı; kova yerine biberonlar tercih edilmeli ve biberon deliklerinin geniş olmasına dikkat edilmelidir.
Buzağılara içirilen süt ılık ve taze olmalıdır.
Buzağılama öncesi, Veteriner Hekimin önerisine göre ineğe koruyucu aşı ve A vitamini enjeksiyonu yaptırılmalıdır.
Aşılama programlarının hazırlanarak, koruyucu aşıların (brucella, şap, sığır vebası vb.) zamanında yapılması sağlanmalıdır.
Temel olarak süt sığırlarında uygulanan aşılama programı ve tekrarlanma aralıkları şöyledir.
Brucella : 4-6 aylık dişilere uygulanır. Ömürleri boyunca bir kere bu aşı yapılır.
Şap : 6 aylıkken ilk aşılama, 2 ay sonra 2.aşılama yapılır ve 4-6 ayda bir rutin olarak hayvanlar aşılanır.
16
Triangle : Hayvanlara yılda bir defa uygulanır.
Şarbon : 4 aylık yaştan büyüklere yılda bir defa uygulanır.
Yanıkara : 4 aylık yaştan büyüklere yılda bir defa uygulanır.
Ahır Hijyenine kesinlikle uyulmalıdır. Meme sağlığına gereken önem verilmeli, iyi bir mastitis kontrol programı uygulanmalıdır.
Süt içinde 85 civarı besin maddesi bulunan harika bir besin olup, memeden sağıldığı andaki özelliklerinin değişikliğe sebep olmadan tüketiciye sağlıklı olarak ulaştırılması için sağım hijyenine uyulmalı ve derhal soğutulmalıdır.
Kaliteli bir süt ancak sağlıklı memelerden, temiz bir sağım sonucu elde edilir. Memelerin sağlıklı olması temizlik kurallarına uymaktan geçer.
Sağımcının el ve vücut sağlığı yerinde olmalı, kolayca yıkanıp temizlenen, lastik çizme giymeli ve sağım esnasında kullandığı temiz iş elbisesi bulunmalıdır.
Her sağım öncesinde memelerdeki süt siyah bir zemini olan kaba sağılarak kontrol edilmeli her hafta veya onbeş günde bir gizli seyreden meme hastalıklarını ortaya çıkaran kaliforniya mastitis testi işletmenin sorumlu veteriner hekimi tarafından mutlaka yapılmalıdır.
Sağım anında açık kalan meme başı deliğinin mikrop kapma ihtimaline karşı, meme başı iyot bazlı dezenfektana daldırılmalı ve hayvanlar sağım sonrası hemen yatırılmamalı, yemleme yapılarak yarım saat kadar ayakta kalmaları sağlanmalıdır.
İyi bir mastitis kontrol programı uygulanmalıdır. Hastalığın gizli seyrettiği hayvanların verimleri %10 civarı, bir memesi körelen hayvanların verimleri %20 civarı azalacak olup o hayvanın karlılığı bitmektedir. Tahrip olan meme dokuları tekrar geri kazanılamadığından çok büyük ekonomik kayıplara sebep olan meme hastalıklarına çok önem verilmeli ve kesinlikle önlenmelidir.
Hayvanlara bol vitamin taşıyan yeşil ve kuru yemler, silaj mutlaka yedirilmeli meme hastalıklarına hazırlayıcı sebepler taşıyan fazla miktardaki proteinle beslenmeden kaçınılmalıdır.
Yeni düveler yetiştikçe, meme hastalıklarına direnci zamanla azalan yaşlı hayvanlar elden çıkarılmalıdır.
Tırnak sorunları ve doğurduğu ekonomik kayıplar önlenmelidir.
İneklere her altı ayda bir tırnak bakımı yaptırılmalı, normal yürüyemeyen veya tırnakları uzayan hayvanlara gecikmeden müdahale edilerek, tırnak sorunlarının sebep olduğu % 20-25 süt verim kaybı ile %8 civarı damızlıktan çıkarma sebebi ile doğan kayıplar önlenmelidir. Tırnak sorunları çok fazla önemsenmediğinden, işletmeye çok büyük ekonomik kayıplar verdirmektedir.
Tırnak sorunlarının asgari düzeylerde tutulması için aşağıdaki önerilere uyulmalıdır.
Hayvanların rahat hareket edebilecekleri yarı-açık ahırlar tercih edilmelidir.
Ahır tabanı mümkün olabildiğince temiz ve kuru olmalıdır.
Aşırı yumuşak veya aşırı sert tabanlardan kaçınılmalıdır.
Sağım sırasında tırnaklar kontrol edilmeli; tırnak arasına girmiş olan yabancı cisimler (saman, kuru gübre parçaları vb.) alınmalıdır.
Ayda en az bir kez ayak banyosu yaptırılmalıdır. İneklerin, sağımhane giriş veya çıkışında %4’lük göztaşı çözeltisine basmaları sağlanmalı veya bu çözelti sağım sırasında ayaklara püskürtülmelidir.
Tırnakları uzamış hayvanların tırnakları geciktirilmeden kesilmelidir. Ayak ve tırnak bakımını belli bir eğitimden geçmiş, sabırlı, hayvanları seven ve hoşgörülü davranan, yeterince güçlü kişilerce , hayvanların sabitlenebildiği bir düzenekte, tırnak makası, törpü, kerpeten, yontacak ve nalbant keseri gibi aletleri kullanarak, aydınlık ve temiz bir yerde yapılmalıdır.
Rasyonun dengeli olmasına özen gösterilmeli ve küflenmiş yemler kesinlikle verilmemelidir.
Tırnak sorunu olan sürülerde, sağlam tırnaklı ve düzgün ayaklı döl verebilen boğalar damızlık olarak kullanılmalıdır.
17
Hayvanlar sağlıklı tutulmalı ve karantina tedbirlerini alınarak, tavizsiz uygulanmalıdır.
Ahırlardaki barınma şartlarını iyileştirmek, bulaşıcı hastalıklardan (şap, veba, vb.) ve yetiştirici hastalıklarından (tuberculosis, mastitis vb.) korumak, hayvan sağlığına yönelik tedbirleri almak, hasta hayvanları ayırarak derhal tedavi etmek ve hayvanları uzun yıllar sağlıklı olarak damızlıkta tutabilmek kârlılığı artırmaktadır.
Yüksek süt veren ineklerde beslenme yetersizliği veya dengesizliği durumunda metabolizma hastalıkları ortaya çıkmaktadır. Metabolizma hastalıkları sonucu da başta süt veriminde azalma olmak üzere, yavru veriminde azalma ve kilo kaybı meydana gelmektedir. Bu hastalıkların bazıları dikkati çekmekteyse de, çoğu gözden kaçmakta, bu nedenle genellikle hastalık olarak değerlendirilmemekte ve verim düşüklüğü sonucu önemli ekonomik kayıplar olmaktadırlar.
Yeterli ve dengeli beslenme sağlanamadığında beklenilen verim elde edilemeyebilir. Böyle durumlarda hayvanın beslenmesi gözden geçirilmeli, yem analizleri yaptırılmalıdır. Yetersiz beslenme durumunda verim düşüklüğünün yanında hastalıklara yakalanma ihtimali de artacaktır. Örneğin yeni doğum yapmış bir kültür ineği günde 35 lt süt verdiğinde, ineğin meme bezi ve karaciğer gibi organları aşırı çalışır. Artan enerji gereksiniminin büyük bölümü rasyondan, bir kısmı da vücuttaki yağlardan karşılanır. Eğer artan enerji gereksinimi rasyondan karşılanamazsa, aşırı yağ kullanımı sonucu ketosis denilen metabolizma hastalığı meydana gelir.
Bulaşıcı hastalıklar veba, şap, vb. hayvancıların afetidir. Sığır vebası işletmeyi söndürebilir. Şap hastalığı ise o yıllık kârı götürerek işletmeyi ekonomik krize sokabilir.
Hiç kimse gerekli tedbirleri almadan işletmeye sokulmamalı, işletme sahibi, bakıcı ve tüm çalışanlar koruyucu önlemlere riayet etmelidir.
İşletmedeki hayvanların sağlığı, hayvanları ve mesleğini seven, titiz, çalışkan bir veteriner hekimin sorumluluğu altında olmalı ve onun talimatları aynen uygulanmalıdır.
Hayvanlardan en uygun verimin elde edilmesi ve hastalıklara yakalanma ihtimali barınakta aşağıdaki şartlar sağlanarak azaltılmalıdır.
Ahırlarda durakların uygun ölçülerde olması,
Ahır sistemlerine göre yemlik ve sulukların yeterli ve uygun ölçülerde olması,
Sığırlarda önemli problem olan solunum sistemi hastalıklarını azaltmak için ahırın havalandırmasının yeterli olması ( İdeal sıcaklık 13-21 °C, ideal nem oranı %65-75 olmalı),
Metabolizma hastalıklarını önlemek için özellikle gebeliğin son dönemlerinde serbest gezinecekleri alanların olması ,
Düşüp kaymaları, çeşitli ayak hastalıklarını ve mastitisi önlemek için uygun zeminin seçilmesi ve bol altlık bulundurulması,
Doğum locaları, buzağı boksları ve karantina bölümlerinin bulunması,
Kapılarda eşik bulunmaması,
Kapı girişlerinde antiseptik içeren ayak banyolarının bulunması gereklidir.
6. BÖLÜM
ÖRGÜTLENME VE PAZARLAMA
Yüksek fiyatla süt satışı hedeflemeli, maliyetler düşürülerek ayrıca kazanmalıdır.
Süt sığırcılığında en büyük gideri yem oluşturmaktadır. Silajın ve kaba yemlerin yeterince kullanılmadığı durumlarda, süt ve et maliyetinin en az %70’ini yem giderleri oluşturmakta, üretici kesif yem için gelirinin büyük çoğunluğunu vermek zorunda kalmaktadır.
Yem bitkileri ve kaba yemler işletmede üretilerek ve silaj yapılarak, hayvanların beslenmesinde yeterince kullanılması halinde yem giderlerinin, maliyetteki payı %30’lar seviyesine düşebilmektedir. Böylece, maliyetin azaltılması ile daha fazla kazanılmaktadır.
18
Çoğu zaman sütün yüksek fiyatla satılması üreticinin elinde değildir. Ancak sütü kaliteli ve ucuza elde etmek, dolayısıyla daha fazla kazanmak üreticinin elindedir.
Hayvanların dengeli beslenmesi, uygun barınaklarda ve sağlıklı tutularak yüksek verimliliğe ulaşılması ile birim maliyetler azaltılmaktadır. Hesabını yapmayan, gelir-giderini bilmeyen yetiştiricilerin zamanında önlem alması mümkün olamayacağından, işletmelerini sürdürmeleri çok zordur.
Kaliteli çiftlik sütlerine, süt sanayicilerince, yağ, protein, mikrobiyolojik prim, soğutma primi ve miktar primi vb. isimler altında prim ödenmekte olup, bu primler ortalama fiyattan %10 civarı yüksek fiyatla sütün satılmasını sağlamaktadır.
İşletmede üretilen süt 500 litre/günden fazla ise sanayici ile yıllık sözleşme yapılmalı. Satış sözleşmesinde sütün fiyatı ve ödeme zamanı, kalite primleri ve cezaları açık olarak belirtilmelidir. Süt fiyatının batı bölgesindeki teamül gereği her üç ayda bir değişeceği hükmü sözleşmede yer almalıdır. Küçük işletmelerin sütleri, Kooperatif, Birlik veya Köy muhtarlıklarının organizasyonunda bir araya getirilerek pazarlanmalıdır.
Yetiştirici hayvancılıkla ilgili demokratik örgütlere üye olmalıdır.
Sütü ve damızlık hayvanları daha yüksek fiyatla satabilmek, girdileri (yem, ilaç, vb.) ve hizmetleri (veteriner, suni tohumlama vb.) ucuz temin edebilmek için çevrede varsa kooperatif ve damızlık sığır yetiştiricileri birliğine üye olmalı, yoksa kurulmaları için çaba sarfetmelidir.
Örgütlü yetiştiricilerin sütlerini en az %5 daha yüksek fiyatla sattıkları, Birlik üyelerinin verim kayıtları tutulan damızlık hayvanlarını da daha yüksek fiyatla sattıkları pratikte görülmektedir.
Yetiştiriciler, kendi kaderine sahip çıkmak için örgütlenmeli, hayvancılık politikalarının oluşumuna katkıda bulunmalı ve uygulanmasını takip etmelidir. Hatalı uygulamalara tepki vermeli, iyi uygulayıcıları da takdir ettiğini belirterek, destek vermelidir. Herşeyi devletten beklemenin çıkar yol olmadığını anlamalı, işini en iyi yapmaya çalışmalıdır.
Bulunduğu bölgede hayvancılık projeleri uygulandığında bunların içinde yer almalı, yeniliklere açık, bilinçli olmalı ve bakıcıların eğitimleri sağlanmalıdır.
Böylelikle yerli ve yabancı uzmanlardan bir şeyler öğrenme fırsatı ile yurtiçi ve yurtdışında teknik gezilere, fuarlara ve eğitimlere katılma şansını kullanarak bilinçlenmeli ve vizyon sahibi olmaya çalışmalıdır.
Bilinçli yetiştiriciler, hayvanlarını sağlıklı tutarak, yüksek verimliliğe ve kârlılığa ulaşmakta, işini iyi yapmanın ve üretmenin hazzını duymakta, refah seviyesi yükselmekte, ailesine, etrafına ve ülkesine faydalı olmaktadır.
Hayvancılıkla ilgili sempozyum, toplantı, panel, fuar vb. etkinliklere katılmalıdır. Bölgesindeki varsa Üniversite, Araştırma Enstitüleri, Tarım il ve ilçe müdürlükleri ve Hükümet Veterineri ile ilgili özel sektördeki uzmanlarla temasını sürdürmelidir.
Konusu ile ilgili dergilere abone olmalı, üyesi olduğu kooperatif veya birliğin etkinliklerine faal olarak katılmalıdır.
Yetiştirici, hayvancılık, yem bitkileri yetiştiriciliği ve pazarların işleyişi hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdır. İşletmenin gelir ve gider kayıtları sağlıklı tutulmalı, sık sık maliyet analizleri yapılmalıdır.
Bilinçli yetiştirici iyi bir işletmeci olmak için gayret göstermeli, çalışanlarını özenle seçmeli, hayvan bakıcılarının eğitimini ve bilinçlenmelerini muhakkak sağlamalı, işletmede çalışanları motive etmeli, verimli çalışmalarını ve hayvanlara iyi davranmalarını sağlamalıdır.
Hayvancılığa devletçe verilen teşvik ve destekler iyi takip edilmeli, risk azaltılmalı ve sigorta yaptırılmalıdır.
Satın alınacak, pedigrili veya sertifikalı gebe düveler için verilen destek primlerinden faydalanılmalı, yem bitkileri ekilişleri, hayvan ıslahı v.b. desteklemeler takip edilmeli, zamanında başvuruları yapılmalıdır.
19 20
İyi bir işletmeci, çevrede, ülkede ve dünyadaki gelişmeleri ve pazar haberlerini takip ederek basiretli bir tüccar gibi davranmalı, doğabilecek avantajları kullanmalı ve risklere karşı önceden önlem almalıdır. Ülkemizde hayvancılık politikalarının yetersizliği ve istikrarsızlığı daima dikkate alınmalıdır.
Hayvanlar sigorta yaptırılmalı, hayvanların çalınmalarına karşı tedbir alınmalı,işletme kırda kurulacaksa, güvenliğin iyi sağlandığı yerde kurulmalıdır. Hayvanların kulakları muhakkak küpeli olmalı, en az bir köpek bulunmalı, haberleşme sistemi yeterli olmalı, hayvanların ahırdan kolayca götürülmemesi için, diğer tedbirler alınmalıdır.
Hayvan sevklerinde, yasal prosedürlere muhakkak uyulmalıdır.
Yararlanılan Kaynaklar
AÇIKGÖZ, M. 2001. Süt Hayvancılığında Kârlılık, SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi kurs ve seminer notları Bursa.
AKINCI, A.R., 2000. Sağmal İneklerin Beslenmesi. TİGEM Dergisi yıl 15, Sayı:77 Kasım-Aralık 2000 Ankara.
ANONİM, 2001. Hayvan Islah Kanunu. 10 Mart 2001 tarih 24338 sayılı Resmi Gazete.
ANONİM, 2001. Yem Yönetmeliği. 4 Mart 2001 tarih ve 24336 sayılı Resmi Gazete.
ARICI, İ., ŞİMŞEK, E., YASLIOĞLU, E. 2001. Süt Sığırı Ahırlarının Planlanması. SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Yayınları N.4 Bursa.
AYTUĞ, C.N., KARAMAN, M. 2001. Süt Sığırı Yetiştiricisinin El Kitabı-1.Topkim Araştırma Grubu Yayını İstanbul.
AYTUĞ, C.N., 2001. İneklerde Mastitis. Topkim Araştırma Grubu. Süt Sığırcılığı Eğitim Yayını N.2 İstanbul.
BATMAZ, H. 2000. Süt Sığırlarının Önemli Hastalıkları ve Korunma Yolları. SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Yayınları N.3 Bursa.
ÇETİNKAYA, S. 2001. Süt Sığırlarında Sürü Yönetimi ve Kayıt Tutma. Sütaş Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Kurs ve seminer notları Bursa.
ERTUĞRUL, M., AKMAN, N., YENER, S.,M.1997. Hayvan Yetiştirme (Yetiştiricilik) 2. Basım. Baran Ofset Ankara.
http://www. ext.usu.edu/ag/mschool/ mquality- The Milking School- Milk Quality
KUMLU, S. 1999. Damızlık ve Kasaplık Sığır Yetiştirme. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Antalya.
ÜNAL, F. 1999. Süt Sığırlarında Meme Sağlığı ve Hastalıkları, Sağım Teknikleri. SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Yayınları N.1 Bursa.
YAVUZ, H., M. 2000. Süt Bileşimini etkileyen Faktörler. U.Ü. Veteriner Fakültesi Seminer Notları
YILMAZ, O. 2001. Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Dergisi Sayı:12 ….Ankara
YÜCELYİĞİT, E., ZİNCİRLİOĞLU, M., YAVUZ, T., SARICAN, C. 1999. Açıkta Serbest Sistem Besicilik. USGC Amerikan Tahıl Konseyi Yayını, Aymar Yayıncılık İzmir.